Siyasilere kızıyoruz.
Eleştiriye gelemiyorlar.
Tahammül dereceleri sıfır.
Mizaha gelemiyorlar.
Karikatüre bile dava açıyorlar.
Gazeteciler neden tutuklu?..
Özlüyoruz geçmişin siyasilerini…
Çocukluğumuzdan biliriz, unutmak ne mümkün!
Demirel, Ecevit, Türkeş, Erbakan…
Tek kanallı TRT’ye ne güzel birlikte çıkarlar ne güzel tartışırlardı.
Sonrasında Turgut Özal, Erdal İnönü, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve diğerleri…
Eleştirinin eleştiri olarak kabul edildiği, herkesin birbirine saygılı olduğu, eleştirinin tahammül edilebilir, nazara alınabilir bir değer olduğu zamanlardı.
Mizah, mizah olarak görülür… Ama efsane Gırgır dergisinin karikatürleri aynı zamanda en etkili ve güçlü muhalefetten daha çok sorun çözer, ses getirir ve kaale alınırdı.
Ve dansöz kılığında çizilse de ne Demirel, üzerine bikini giydirilerek karikatürize edilse de ne tonton Özal dava açmazdı.
Çünkü o zamanlar derin hoşgörü ve karikatürün ne anlama geldiği bilinirdi.
Ama şimdi takvim ileriye gitse de kafalar öyle geriye gitti ki; artık öyle bir bilinç yok. Hiçbir kesimde ne hoşgörü var ne de ifade özgürlüğünün siyasi mizah boyutunu anlama bilinci.
Zaten zamanla yok olan bu değerlerimiz yüzünden Gırgır başta olmak üzere sayısız mizah dergisi kapanmadı mı? Gırgır, Çarşaf, Fırt, Limon, Hıbır ve nicesi…
O yüzden şaha kalktık ve benzeri söylemler var ya, eleştirinin dinlenebilir olmadığı bu zamanlarda emin olun toplumsal huzur ve karşılıklı saygı kalmadığı için şaha kalkıyor gibi görünsek de manevi olarak bunun içi hiç de tatminkâr değil.
Geçenlerde sosyal medyada Demirel’in bir üniversitede yaptığı söyleşiye denk geldik.
Öğrenciler nasıl sıkıştırıyor Demirel’i.
Ve Demirel nasıl bir bilgi birikimi ve hazır cevaplılıkla doyurucu yanıt dönüyor gençlere…
Şimdi siyasette bile liyakat geçmişi mumla aratıyor.
Maalesef son 20 yıl toplumun başına gelen en kötü şey tarifsiz ayrışma ve inanılmaz bir kutuplaşma.
İktidarı ve ittifakı eleştirdiğin zaman otomatik vatan haini ve fetöcü oluyorsun.
Muhalefeti eleştirdiğin zaman otomatik yandaş ve satılmış oluyorsun.
Söylenenin dinlenmediği zamanlardayız nicedir.
Ve bunun acı faturası çok uzun süre devam edecek.
Herhangi bir konuda yapılan bir eleştiri karşısında bunu okuyan, dinleyen; konuyu, olayı irdelemiyor, eleştirinin kimi muhatap aldığına bakıyor.
Herkes nefer, herkes körleme savunma ve karşı taarruz halinde.
Bu yolun sonu aydınlık değil, bu kutuplaşma ve kopukluk neredeyse 90 milyona ulaşacak toplumumuz için büyük sorun.
Maalesef 20 yıl içinde toplum “bizden sizden” ikilemine düştü, siyasiler bunu kullandı, vatandaş da yuttu.
Şimdi “bizdense haklıdır”, “bizdense mübahtır”, “bizdense ne yaparsa yeridir” diye öylesine koptuk ve yabancılaştık ki, geçmişi hatırlamak gerek. Nereden nereye diye kelimeleri uzatarak söylememiz gerekirse halimiz kabul edilebilir hal değil.
Siyasilere kızıyoruz eleştiriye gelemiyorlar diye.
Haklıyız.
Örnek olmalılar.
Eleştiriye tahammül etmeliler.
Sadece siyasiler değil, bürokratlar, toplumun gözü önünde olanlar…
Eleştiri ile düzelebilir hatalar, yanlışlar.
Bu noktada toplum adına denetim görevini yapacak yegâne güç de basındır.
Ama bağımsız basın.
Haberde objektif, yorumda hür basın.
Ve unutulmamalıdır ki, “bizdense haklıdır” diye kör bir bakış açısı her zaman sonu hüsranla bitmeye mahkûm bir maceradan öteye gitmeyecek ama bu arada olan maalesef hepimize olacaktır.
Toplum nicedir bunun ayırdında değil ve buna ışık tutacak üniversiteler ile siyaset ve toplum bilimcilerde de ses olmadığı gibi yaratılan bu ortamı normale çevirecek siyasi kişiliklere de, maalesef bugünün atmosferinde rastlama şansımız da yok.
AYNA AYNA SÖYLE BANA
0
Paylaş
