GÜRAN TATLIOĞLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ANILAR 11 SUSURLUK’TAN NEW YORK VE LONDRA’YA

ANILAR 11 SUSURLUK’TAN NEW YORK VE LONDRA’YA

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bizim evde hiç bir zaman alkollü içki içilmedi. Dedem günde 4-5 adet –paket değil -Yenice ya da  Köylü sigarası içerdi. Babam sigara içmezdi. Bize israrla sigara içmemeyi önerirdi. Kendisinin gençliğinde içtiğini söylerdi. Sigarayı felaket olarak görürdü. Bizde kumar , kağıt oyunları ve benzeri şeyler bilinmezdi. Uzak durulmasının gerektiği her zaman anlatılırdı. Babam giyimine meraklı idi. Evden ütüsüz pantolonla çıkmazdı. Daima kravatını takar ve fötr şapkasıyla ve daima boyanmış ayakkabısıyla  sokağa çıkardı.’’Ben tek bir kravat satın almak için İstanbul’a gitmiş kişiyim’’derdi’’.Eski elbise ve gömlekleri çoğaldığında onları annem yoksullara dağıtırdı. Annemin Sonradan onların karşılığında yemek takımı aldığını da hatırlıyorum.

Bizim evde misafir eksik olmazdı. Hemen hemen her gün yardım istemeye yoksul kadınlar da gelirdi. Evin işlerini annem yönetirdi. Çamaşır elle yıkanırdı. Tahta tokaçla durulanırdı. Çamaşır için bir yardımcı çağrılırdı. Evin bitişiğinde peynirhane faaliyete geçtiğinde Fatma teyze aşçı olarak işe alınmıştı. Bahçe için sık sık  Hayriye abla gelir, ona günlük ücret verilirdi. Bizde bir binek otomobili yoktu. Fakat 1948’de alınan bir Austin kamyon o işi de görüyordu. Sonraki yıllarda alınan kamyonlarla bu böyle devam etti.

Babamın bıraktığı belgeler arasında Sultançayır’daki bir arazi için 6 Ağustos 1927 yılında 101 lira 68 kuruş vergi ödediğini tespit ettim. O tarihte 1 dolar 2.08 TL  , 101 lira dolar olarak 48,88 dolar. Bugünkü değeri 48,88 x 18,62 (misli) = 913,07 dolar ya da  913,07×42,25(bugünkü kur)= 38,577 TL. Vergiyi ödeyen Helvacı Zade Hilmi Efendi olarak görülüyor.           

1929 yılında ödediği kazanç vergisi makbuzunda da Bezzaz ve Tüccar Helvacı Zade Hilmi Efendi yazıyor. O zamanlarda manifaturacılık yapan kişilere Bezzaz adı verilmekteydi. Bu ve buna benzer belgelerden kendisinin eski takvime göre 318 doğumluyum dediği, yeni takvime göre 1902  doğumlu olan babamın 25 ve 27 yaşında iken bağımsız olarak , dedemin yanında iş sahibii olduğu anlaşılmakta. O tarihlerde 65 yaşında  olan dedemin kurduğu işin hala başında  olduğu anlaşılıyor 

Babamdan 5 yaş büyük olan amcam Bandırma’ya göç etmiş ve dedemin Milli Emlak’tan satınaldığı bir mağazada manifaturacılığa başlamış ve zamanın muteber bir manifaturacısının kızıyla evlenmiş ve onların konağına yerleşmiş. Bu yıllarda Susurluk’ta işlerin çok iyi gittiği anlaşılmakta. Özellikle İstanbul’un önemli ticarethaneleriyle iyi ilişkiler kurulmuş, karşılıklı güven sağlanmış, açık hesap ya da senet  mukabili satınalmalar rahatlıkla yapılır hale gelmiş. 

Dedem 1876’de 93 gün padişahlık yapmış olan 5.Murat (1840 – 1904), 1876’da I. Meşrutiyeti ilan eden 33 yıl iktidarda kalan İİ. Abdülhamit (1842- 1918), 1877-79 Osmanlı Rus Savaşı, 1908 İİ. Meşrutiyeti, 5. Mehmet- Reşat (1844- 1918),1912-13 Balkan Savaşları, 6. Mehmet – Vahidettin(1861- 1926) ,1914-1918 Birinci Dünya Harbi ve 1939 -1945 İkinci Dünya Harbi günlerini görmüş, Susurluk dahil Anadolu’nun Batı bölgesinin Yunanlılar tarafından işgalini ve, Kurtuluş Savaşını , Kuvvayi Milliye hareketini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu, 1950 seçimlerini yaşamış bir kişi idi. Bir tarih idi. Bazen beni de götürdüğü Topal Hüseyin’in kahvesine gittiğinde etrafına toplanan kişilerle derin sohbetler ederdi. 1940’ların ortaları ve sonları olan yıllarda o yalnız geçmişi anlatmazdı. Günümüz ve gelecek hakkında da tahminlerde bulunurdu. Dinleyenlerden bazıları onunla günlük sorunlarını konuşur, akıl danışırdı. 1950 seçimleri öncesi bazı Balıkesir Demokrat Parti milletvekili adaylarının evimize geldiğini ve onunla görüştüğünü ve ona danıştığını çok iyi hatırlıyorum. Harp sonrasında yeni bir düzenin kurulduğunun farkında idi. Atatürkçü idi.1946 ‘da Demokrat Parti’nin kuruluşuna da paraca yardım etmişti

Dedem artık dükkanlarda , işyerlerinde kadınların çalışacağını ve yeraltında ve fabrikaların ağır işlerinde erkeklerin çalışacağını öngörüyordu. O güne kadar bir ortaçağ hayatı yaşayan  Susurluk’ta , evlerinden çıkamayan kadınların bir anlamda yeryüzüne çıkacaklarını öngörmesi, dindar bir ihtiyar için çok ileri bir düşünce idi. İnönü’nün harbe girmemesini destekler fakat onu eleştirmekten de geri kalmazdı. Harp sona erdikten sonra camilerde ve başka yerlerde depolanmış buğdayların aç  Avrupa’ya geçıkmeden ihracını ve bundan para kazanılmasını isterdi. Bu konuda hükümetin davranışını çok yavaş bulurdu. Sonra okuduklarıma göre,  bu geçikme Boğazları isteyen Sovyetler’in tehdidinden ve ne yapacağının bilinmediğinden, yeni savaş çıkma ihtimalinden kaynaklanıyormuş. Depolardaki buğdayların bir kısmı filizlendiği için, daha sonra atıldı. Bu konuda dedem biraz haklıymış.İkinci Dünya harbi sırasında Susurluk’taki 5 camiden 4’ü kapatıldı, yalnız Çarşı Camisi açık kaldı. Camilere askeri mühimmat depolandı. Harp kurallarına göre ibadethaneler bombalanamazdı. Böylece kıt olan mühimmat düşman ateşinden korunmuş olacaktı. Ayrıca bütün ülkede sağlam yeterli depo yoktu. Cumhuriyet 1923’te kurulmuş, harp 1939’da başlamıştı.Ülke yokluklardan çıkma çabalarının ilk gençlik çağında idi.

ANILAR 11 SUSURLUK’TAN NEW YORK VE LONDRA’YA
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Yenihaber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin