GÜRAN TATLIOĞLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. SUSURLUK’TAN NEW YORK’A VE LONDRA’YA 17

SUSURLUK’TAN NEW YORK’A VE LONDRA’YA 17

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

O zamanlar 60 yaşındaki dedem ve 18 yaşındaki babam Susurluk’taki Kuvvayi Milliye hareketine sürekli para ve gıda yardımı yapmış, bu nedenle Kurtuluş Savaşı sonrasında dedeme İstiklal Madalyası verilmiştir. Bende olan bu madalyanın berati eski Türkçedir ve Mustafa Kemal’in imzasını taşımaktadır. 

Yunan işgali sırasında Susurluk’ta yalnız bizim aile değil bir kaç aile daha Kuvvayı Milliyeye yardım etmiştir. Bunlar Yunan komutanı tarafından saptanmış ve bu ailelerin çocukları esir alınmış , önce Bandırma’ya götürülmüş, orada bir süre tuz ambarında hapis edilmiş , daha sonra gemiyle Girit Adası üzerinden Atina’ya  sevkedilmiş  ve orada VI.Konstantinos Askeri Hastanesinde temizlikçi olarak çalıştırılmıştır. Bu esir gurubu Bandırma çevresinden toplananlarla birlikte 41 kişi imiş.   Babam 18 yaşında iken bunlardan biri olarak 2 yılı aşkın bir süre  Atina’da esir kalmış.  Kurtuluş Savaşı sonrasında serbest bırakılmışlar ve yine Girit üzerinden geri dönmüşler. Döndüğünde 21 yaşında olduğunu hesaplıyorum. Esaret arkadaşı Susurluklu Kara İbrahim’le bu nedenle çok iyi dosttu. Bazen esaret arkadaşlarından kendisini ziyarete gelenler olurdu.  Dedem 62, 63 yaşındadır.                                                                   

Susurluk o zamanlar nahiyedir. Susurluk’ta kurulan Müdafayı Hukuk Cemiyeti’nin on iki üyesi şöyledir; Nahiye Müdürü Müderris İbrahim Rüştü Efendi, Hacızade İbrahim Rüştü Efendi, Reji Memuru Ömer Beyzade Rahmi Bey , Bilal Hoca Zade Ahmet Tevfik Efendi, Kepeklerli İsmailoğlu Hacı efendi Hancı Hacı Hasanoğlu Hacı Hasan Efendi, Hacı Mucuk Zade Hafız Mecdi Efendi, Mehmetoğlu Hafız Sami 

Efendi – Rıfkı Ünder’ın babası, Saffet Ünder’in dedesi-, Osmanoğlu Aziz Usta, , Mehmet Ali oğlu Mustafa Rakım Efendi, Onbirinci Akın Müfreze Komutanlatından Mehmet Pehlivan ve ayni müfrezeden komutan molla Yusuf Oğullarından Mustafa oğlu Zekeriya. (Kılıç,90)

Müderris İbrahim Efendi ve Daniş Bey dedemin ve babamın çok saygı duyduğu kişilerdi. Ben altı yaşında iken İbrahim Efendi vefat etti. Büyük bir kalabalık , onu defnetmek için mezarlığa götürdü. Ben de en önde gidenlerdendim. Tabut gömülmeden önce Bandırma’da Sümerbank’ta çalışan oğlunun gelmesi beklendi. Oğlu geldi, tabut açıldı ve babasının yüzünü görmek istemişdi. Ben de ona çok yakındım. İlk defa bir ölü yüzü gördüm. O gece uyuyamamıştım. Müderrislik üniversite öğretim görevlisi demekti. İbrahim Efendi bilim adamı olduğu için büyük saygı görürdü. Havuzlu iki katlı bir evde otururdu. Ölümünden sonra o ev satıldı. Emanetçi Hasan satın aldı. Oğlu Güngör arkadaşımdı. Daha sonra sarraflığa başladılar. Kasabanın ilk ve tek sarrafı oldular. Güngör işi öğrendi. Fakat gezip tozmaya  meraklıydı. Eğlenceyi, kadınlara para harcamayı severdi. Hep bir kaç arkadaşıyla gezer , onların masraflarını da öderdi. Hasan amca Susurluk çayından balık tutmağa meraklıydı.  Benimle karşılaştığında hep sohbet ederdi. Öldü. Güngör’ün üzerinden kontrol da kalktı. Sonunda  muhteşem bir sefaletin içinde Güngör bu dünyadan ayrıldı.

İzmir’in 15 Mayıs 1920’de işgal edileceği haberi gelince Balıkesir’de 16 Mayıs’ta benim de liseyi okuduğum lise binasında bulunan Okuma Yurdu’nda  Karesi Meb’usu Vehbi başkanlığında bir toplantı yapılır. İşgal protesto edilir. Kurtuluş için çeşitli çözüm yolları önerilir. Kuşdilli Leblebici Raşit Efendi ayağa kalkar , Amerika ya da İngiliz mandası isteyenlere ‘’ Sözlerinizi dinledim. Manda isteyenleriniz ,Susurluk Çayı’nda çoook var! İsteyen oraya gitsin. Protesto edelim diyorsunuz. Düşman protesto alınca geri döner mi? Bırakın bu boş lafları.

SUSURLUK’TAN NEW YORK’A VE LONDRA’YA 17
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Yenihaber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin