Dün Ankara’da Türkiye Emekliler Derneği Genel Merkezi’ni ziyaret ettim. Derneği ve çalışmalarını daha yakından tanıma ve sorunlar üzerinde değerlendirme fırsatımız oldu. Öncelikle ifade etmeliyim ki Genel Başkan Kazım Ergün ve yönetim son derece büyük ve kurumsal bir yapı oluşturmuş. Ankara Tandoğan’da bulunan Genel Merkez idari, hukuk, siyasi ve danışma kadroları ile mücadele eksenini hamasetin dışında, gerçekçi, akademik ve uluslararası belge ve bilgiye dayanan bir alana taşımış. Ankara Kızılay’da bulunan çağdaş misafirhanesi, Balıkesir Erdek’te bulunan nezih yaz kampı ve edinilen anlayış çağdaş bir yaklaşımı emeklisi ile hak arama konseptini, aynı zamanda yardımlaşma ve bütünleşmeye dönüşen bir anlayışa taşımış. Bence emeklinin hak mücadelesi anlayışını dayanışmayı somutlaştıran adımlarla bütünleştirmeyi başarmış. Benim de üyesi olduğum derneğin bu yapısını görünce açıkçası emeklinin yarınlarına ilişkin umudum arttı. Tabii son yıllarda emekliler adına mücadele eden diğer emekli örgütlerinin verdikleri mücadele de çok önemli ve değerli.
Türkiye’de milyonlarca emekli bugün açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermektedir.
Hayatını bu ülkeye çalışarak, üreterek, vergi ödeyerek geçirmiş yurttaşlarımız; ömrünün son döneminde yoksulluğa, borca ve çaresizliğe itilmiştir.
AB’de ortalama %12–13 olan emeklilik harcama oranı, Türkye’de tahminen %8–9 seviyesindedir.
Bu fark:
- Yaşlı yoksulluğunu artıyor.
- Emeklinin milli gelirden payını azaltıyor.
- Sosyal devlet ilkesini zayıflatıyor.
Türkiye’nin demografik yapısı AB’den daha genç olmasına rağmen, emeklilerin yaşam kaltesi AB
standartlarının belirgin şekilde gerisndedir.
Türkiye’nin:
1. Emekli harcamalarını kademeli olarak GSYH’nin en az %11–12 seviyesine çıkarması,
2. Emekli maaşlarını büyümeye endekslemesi,
3. Sosyal güvenlik kesintilerini azaltması,
4. Faiz öncelikli bütçe yapısını üretim ve sosyal koruma odaklı hâle getrmesi zorunludur.
Bu tablo kader değildir. Bu tablo yanlış ekonomi politikalarının sonucudur.
2026 bütçesinde 2 trilyon 742 milyar lira faize ayrılırken, yalnızca 91,6 milyar liranın tarımsal üretme ayrılması; tercihlerin üretimden yana değil ranta ayrıldığını göstermektedir. Emekliye, üretciye, çiftçiye değil; faiz lobilerine öncelk veren bir anlayışla karşı karşıyayız.
Ülke büyüyor deniyor. Pek emekli neden küçülüyor?
Milli gelir artıyor deniyor. Pek emekli neden payını alamıyor?
Anayasa açıkça Türkiye Cumhuriyet’ni sosyal devlet olarak tanımlar. Sosyal devlet, emeklisini açlığa terk eden devlet değildir. Sosyal devlet, vatandaşını yardıma muhtaç hâle getirip sonra bunu lütuf gibi sunan devlet hiç değildir.
Emeklilerimiz sadaka değil, hakkını istemektedir.
Refah payı istiyor.
Adalet istiyor.
Onurlu br yaşam istiyor.
Çok gerçekçi ve hamaset yapmadan durumu ve çareyi de ifade edelim;
- Emekli maaşları yalnızca enflasyona değil büyümeye de endekslenmelidir.
- En düşük emekli aylığı yoksulluk sınırının altında olmamalıdır.
- Maaş adaletsizliği, dengesizliği derhal giderilimelidir.
- Sağlıkta katkı payı uygulaması kaldırılmalıdır.
- Fatura ve kira destekleri sağlanmalıdır.
Bu ülkenin kaynakları vardır. Kaynakları zengini daha zengin, emekliyi ve emekçiyi daha yoksul etmek için değil, sosyal devlet gerçekleştirmek için kullanmak gerekir.
Sorun kaynak değil, tercihtir. 17 milyon emekli ve aileler… Emeğiyle geçinen işçisi, köylüsü, memuru, öğretmeni, polisi, askeri ile emek cephesi Türkiye nüfusunun yaklaşık %70 ila %75’ini oluşturmaktadır.
Pek o hâlde şu soruyu sormak zorundayız:
Neden Türkiye, emeği değil sermayeyi önceleyen bir anlayışla yönetiliyor?
Emeklileri görmezden gelen bu anlayış değişecektir.
Bu mücadele sosyal adalet mücadelesidir.
Bu mücadele insanca yaşam mücadelesidir.
Bu rant düzeni değişmelidir.
Ve bu düzen değiştireceğiz.
