
24 Ocak, bu ülkede sadece bir takvim yaprağı değildir.
24 Ocak, gerçeğin bedelinin ne kadar ağır olabileceğini hatırlatan bir tarihtir.
Uğur Mumcu, bir suikastla öldürülmedi sadece.
Onunla birlikte; sorgulayan akıl, cesur kalem ve hakikatin izini süren bir gazetecilik anlayışı susturulmak istendi.
Ama ne olduysa tam tersi oldu:
Üzerinden geçen yıllar, Uğur Mumcu’yu azaltmadı; daha da çoğalttı.
Çünkü o, sadece bir gazeteci değil; bu ülkenin demokrasi mücadelesinin vicdanıydı.
“Bu ilişkiler kime hizmet ediyor?”
“Din, siyaset ve çıkar nerede kesişiyor?”
“Devlet dediğimiz yapı, hukukla mı yönetiliyor, yoksa güçle mi?”
Bu sorular, 1990’larda sorulmuş gibi durabilir.
Ama bugün dönüp baktığımızda acı bir gerçekle yüzleşiyoruz:
Bu soruların hiçbirinin eskimediğini görüyoruz.
Bugün gazetelere baktığımızda, televizyonları açtığımızda ya da sosyal medyada dolaştığımızda insan ister istemez şunu soruyor:
Uğur Mumcu bugün yaşasaydı ne yazardı?
Muhtemelen yine aynı şeyleri yazardı.
Çünkü sorunlar şekil değiştirse de özünü koruyor.
Gazetecilik, giderek kamusal bir görev olmaktan çıkarılıp; riskli, güvencesiz ve yalnız bir uğraşa dönüştürülüyor.
Gerçeği yazmak hâlâ bedel istiyor.
Soru sormak hâlâ rahatsız edici bulunuyor.
Ve ne yazık ki susmak, çoğu zaman “akıllılık” olarak öğretiliyor.
Oysa Uğur Mumcu’nun hayatı bize çok net bir şey söylüyor:
Gazetecilik, susarak değil; ısrarla sorarak yapılır.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.
Laiklik, yalnızca bir anayasa maddesi değil; birlikte ve eşit yaşamanın güvencesidir.
Hukuk devleti ise güçlülerin keyfine göre değil, kurallarla yönetilen bir düzendir.
Yerelden bakınca da tablo farklı değil.
Küçük şehirlerde, kasabalarda, mahalle aralarında bile soru soranların kolayca “rahatsız edici” ilan edildiğini görüyoruz.
Oysa demokrasi, tam da bu sorular sayesinde nefes alır.
Uğur Mumcu’yu anmak; her yıl aynı cümleleri tekrarlamak değildir.
Uğur Mumcu’yu anmak, bugün de korkmadan “neden?” diyebilmektir.
Bugün de gerçeğin izini sürmekten vazgeçmemektir.
Belki de en acı gerçek şudur:
Bu ülkede hâlâ Uğur Mumcu’lara ihtiyaç var.
Ve bu ihtiyaç bitmedikçe,
Onu susturduklarını sananlar aslında kaybetmiştir.
Çünkü gerçek, er ya da geç yolunu bulur.
Bir gazetecinin kaleminde,
bir yurttaşın vicdanında,
ya da hiç umulmadık bir sorunun içinde…
