ÖNDER BALIKÇI
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Affet bizi öğretmenim!

Affet bizi öğretmenim!

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İşte yeni bir 24 Kasım “Öğretmenler Günü” daha geldi. 

\r

Bugün yine siyasilerimiz başta olmak üzere birçok kişiden öğretmenlere bol bol, kuru övgüler yapılacak. Mesleğin kutsallığı dile getirilecek. Sonra her şey, “Eski tas, eski hamam!”

\r

Öğretmenlere çok büyük bir özür borçluyuz, aslında.

\r

Neden mi?

\r

Öğretmeni maddi-manevi açıdan mutsuz ettik.

\r

Mutsuz bir öğretmenin, derslerinde öğrencileri mutlu etmesi kolay mı?

\r

Halen binlerce öğretmen, mesleklerine atanmayı bekliyor.

\r

Görevde bulunan öğretmenleri, “Öğretmenlik Meslek Kanunu” isimli ucube sistemle “Uzman öğretmen”, “Başöğretmen” gibi sınıflandırarak, birbirlerinden ayrıştırıp, gruplaştırmalar yarattık? 

\r

Son olarak “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ismi altında Millî Eğitimimizi, tarikatların güdümüne soktuk. 

\r

Affet bizi öğretmenim!

\r

5 yıl Erdek Lisesi, daha sonra ise uzun yıllar Bandırma Kültür ve Eğitim Vakfı Özel Lisesi’nde, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptım. Unutulmaz yıllardı. Hâlâ o yıllardaki öğrencilerimle karşılaştığımda, anılarımızı anlatırız. O yıllardaki derslerimiz, çok özgür bir ortamda, tartışma ortamı içinde geçerdi. Adının bile söylenmesinin yasak olduğu o yıllarda biz, derslerimizde Nazım Hikmet’in bile şiirlerini okur, bu büyük dünya şairini tartışırdık. 

\r

Bugün, eğitim-öğretimin geldiği duruma gerçekten üzülüyorum.

\r

Türkiye Cumhuriyeti’nin acımasızca budanan iki fidanı vardır: Köy Enstitüleri ve Halk Evleri.

\r

“Köy Enstitüleri”, yalnızca 10 yıl yaşadı. Sürseydi, eğitim-öğretim çok farklı olurdu. O yıllarda, köylerdeki öğretmenin yerini, bugün imam aldı.

\r

Aslında yaşam, öğretmek ve öğrenmekten ibaret. 

\r

Zor dersler ise bir ömür boyu sürer. 

\r

Öğretmenlik, bir sevgi mesleği. Sevgiyi vermek çok önemli ama onu,  verdiğin kişinin alması daha da önemli.

\r

Henry Brook Adams, “Öğretmen, sonsuza dek etkiler. Etkisinin nerede biteceği asla bilinmez” diyor.

\r

“Morrie ile Her Salı” isimli filmi çok beğenmiştim. Artık yaşlanan öğretmen, eski bir öğrencisiyle sohbet ederken, şöyle demişti:

\r

“Ben öldükten sonra da mezarımın başına gel. Konuşmasam bile seni çok iyi dinlerim.” 

\r

Öğretmenlik, bir sevgi mesleği dedik.

\r

Yaşanmış bir olayla yazıma son vereyim:

\r

Bir profesör, sosyoloji seminerinde öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallesine göndermiş ve o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğun durumlarını araştırmalarını ve her çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemiş.

\r

Araştırma yapan öğrencilerin hemen hepsi, bu çocukların gelecekte hiçbir başarı şanslarının olmadığını dile getirmişler. 

\r

Bundan tam 25 yıl sonra başka bir sosyoloji profesörü, araştırmalar sırasında bu çalışmayı bularak, öğrencilerinden, bu projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istemiş.

\r

Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176’sının olağanüstü bir başarı gösterip, avukat, doktor veya iş insanı olduklarını ortaya çıkarmış. 

\r

Profesör, bu durumdan çok etkilenmiş. Konuyu izlemeye karar vermiş. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi, o bölgede yaşadıkları için her biriyle buluşma şansı olmuş. 

\r

“O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?” sorusuna verdikleri yanıt hep aynıymış:

\r

“Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı. Onun sayesinde.”

\r

Profesör, bu öğretmeni çok merak etmiş. Hâlâ hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması çok zor olmamış. Kendisini ziyaret için evine kadar gitmiş. Karşısında, yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hâlâ dinç duran bir kadın bulmuş. Yaşlı kadına merakla, bu çocukları, kenar mahalleden kurtarıp, başarılı birer insan ve yetişkin olarak hayata nasıl kazandırdığını, bunun sihirli bir formülü olup olmadığını sormuş. Yaşlı öğretmenin gözleri parlamış ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirmiş. 

\r

“Çok kolay” demiş. “Ben, o çocukları sevdim!”

Affet bizi öğretmenim!
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÖNDER BALIKÇI
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Affet bizi öğretmenim!

Affet bizi öğretmenim!

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Öğretmen, sonsuza dek etkiler. Etkisinin nerede biteceği asla bilinmez” diyor. Çok doğru da, son yıllarda eğitim-öğretimimizde yaşananlar artık öğretmenin etkileme gücünü olumsuz etkiliyor. Yeni bir “Öğretmenler Günü”nü kutlamaya hazırlandığımız sırada, Eğitim-İş Sendikası’nın, yurt genelindeki 81 ilde görev yapan 5 bin 514 öğretmenin çevrimiçi katılımıyla, “Öğretmenlerin, Ekonomik, Mesleki ve Sosyal Durumlarına İlişkin Öğretmen Görüşleri” konusunda yaptığı araştırma çarpıcı sonuçları ortaya koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 93’ü, “Öğretmenliğin, saygın bir meslek olma özelliğini kaybettiğini” belirtirken, yüzde 46’sı, görevden alınma korkusu yaşadığını, yüzde 83’ü, yöneticilik için torpile ihtiyaç duyulduğunu, yüzde 48’inin, yöneticiler tarafından, öğretmenlere baskı yapıldığını, yüzde 59’unun, gelecekten umutlu olmadığını, yüzde 26’sının kararsız, sadece yüzde 15’inin ise gelecek için umut taşıdığını bildirmiş. Aynı araştırmaya göre, öğretmenlerin yüzde 96’sı geçinemiyor. Yüzde 63’ü, çocuğunun gıda ihtiyacını karşılayamıyor. Yüzde 26’sı ise ek işle ay sonunu getirebiliyor. Okullarını bitirerek, öğretmenlik formasyonu alan binlerce öğretmen, yıllardır göreve atanmazken, zorunlulukla başka mesleklere yönelmek zorunda kalıyor. Kısacası, Türk öğretmeni, mesleğinin geleceğinden umutsuz ama daha da önemlisi mutsuz! “İşine” değil, “okuluna” mutsuz giden bir öğretmenin, öğrencisine umut ve mutluluk aşılaması mümkün mü? Türk Milli Eğitimi yıllardır “yap-boz tahtası”na dönüştü. Olması gereken “millilik” özelliğini yitirdi. Öğretmenler, çok yanlış bir şekilde, “öğretmen”, “uzman öğretmen”, “başöğretmen” gibi sözüm ona kariyerlere(!) ayrıldı. Ciddi hiçbir kıstasa dayanmayan bu ayırım, öğretmenlik mesleğine ciddi bir darbe daha vurdu. Milli eğitimin ana hedefi, eleştirel ve özgür bireyler yetiştirmek olmalıdır ama bu ortam ve koşullarda bunun gerçekleşmesine olanak var mı? Sevgili öğretmenim, Bu öğretmenler gününde de yine “Büyüklerimiz” yine senin asaletinden, mesleğinin kutsallığından söz edip, sana methiyeler düzecekler. İnanma öğretmenim! Sevgili öğretmenim, Sana yıllardır, ailenle birlikte huzur içinde yaşayabileceğin insanca bir ücret veremedik, affet bizi! Seni, yıllardır siyasetçilerin elinden kurtaramadık, affet bizi! Seni, yıllardır kurutulmuş bir yaprak gibi oradan oraya savurup, sürgün ettik. Aileni bile parçalamaktan çekinmedik, affet bizi! Eğitimde gerekli önlemleri almak yerine, çareler üretmek zorunda kaldığımız için affet bizi! Atatürk, ülkemizi 21. yüzyıla taşıma görevini sana vermiş, bilgi toplumunu hazırlamanızı istemişti. Sana bu olanağı veremedik, affet bizi öğretmenim! Başta Köy Enstitüleri, yakın bir zamanda ise Eğitim Enstitüleri olmak üzere öğretmen yetiştiren okulları birer birer kapatıp, “gerçek öğretmenler” yetiştirmeye son verdiğimiz için affet bizi öğretmenim! Ne diyelim, yine de günün kutlu olsun öğretmenim!

Affet bizi öğretmenim!
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Yenihaber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin