Çok sıcak günler yaşadığımız şu günlerde, Bandırmalı Kardiyolog Selim Panç’ın, sosyal medyadaki bir fotoğrafına rastladım.
Panç, fotoğrafın altına şu notu düşmüş:
“Sokak köpeğimiz ki, biz ona ‘Memo’ diyoruz, her gün dinlenmek için gölgelik alan olan balkonumuza gelir. Biz de onu sever, korur, adeta sohbet ederiz. Dünya, tüm canlılar için eşit ve ortak yaşam alanıdır. Çevremizdeki sokak hayvanlarına 1 kap mama, 1 kap su koyarak, onların hayatlarına destek olabiliriz.”
Çok güzel bir paylaşım.
Onları öncelikle “sokak hayvanları” olarak görmek yerine “sokağımızın canları” olarak görmeliyiz.
BEKİR COŞKUN’UN GÖZ YAŞARTAN YAZISI
En iyisi biz, sözü, artık aramızda olmayan SÖZCÜ gazetesinin unutulmaz yazarı Bekir Coşkun’un, 4 Ekim 2020 tarihli yazısına bırakalım.
TELEF
“Bugün Dünya Hayvan Hakları günü.
Daha birkaç gün önce, Karadeniz’deki bir üniversitenin bahçesindeki dişi köpeğin vajinasından el feneri çıkarttılar…Kutlu olsun…
Bir köyün anız tarlası ya da üniversitenin bahçesi…Bu millet, hayvanları birer can gibi göremedi.
Bizim medya bile ölen hayvanlar için hâlâ “Telef” diyor…
‘Kuşlar telef oldu…Atlar telef oldu…’
Onların ‘can’ olduğunu anlamadılar…
Lütfen yakınlardaki bir barınağa uğrayın…
Barınağın demir kapısı açılıp da birileri içeri girdiğinde, evlerden atılmış köpekler, ‘Beni almaya geldiler’ diye sevinç çığlıkları atarlar…Sokağa atılmış canlar, ‘buradayım’ der gibi bağırırlar…
Oyuncu küçük köpekler, kendilerini hatırlatmak için, o evlerde öğrendikleri takla atma, el verme gibi numaralarını yapmaya başlarlar. Hepsinin gözü, kapıdan içeri girenlerdedir. Kimisi, ‘O gelenler bizimkiler, seninkiler değil…” dercesine yanındaki köpeği pataklar.
Bir sevinç fırtınası eser barınakta. Kimisi kapatıldığı tel kafesin kapısına kadar koşup koşup döner.
Kendilerini almaya geleni görmek için çırpınırlar, irili ufaklı köpekler, sevinç çığlıkları birbirine karışır…
Ama kimse bir daha dönüp bakmaz…Gelenler gittiğinde, arkalarından bakıp, hüzünle tellerin arkasındaki köşelerine çekilirler…Bir özlem ve acının kahrı içinde, kuyruklarını dolayıp yüreklerine bastırarak, yeniden beklemeye başlarlar…
‘Telef’ olana kadar…
Kamyonlara doldurulup sucuk fabrikalarına götürülen atlar…Önce ayağı, sonra başı kesilen buzağılar…Hayvanat bahçesinde fındık yerine iğneli yemiş atılan flamingolar… Kuğulu Park’tan çalınıp ızgara yapılan kuğular…Çöplüklerde bir parça yiyecek bulmak için çöpleri elerken, silah eğitimi için vurulan bebek köpekler…Ve tüm bunları yapanları suçlu saymayan bir yargı…Hayvanlar toplu ölürlerse, medyadan sadece duyarsınız: ‘Telef’ oldular…
Kutlu olsun…Bugün hayvan hakları günü…
Eğer diğer canlıları ‘can’ gibi görmezseniz, kendi çocuklarınızın kanı sokaklardan eksik olmaz…
Çünkü asıl ‘telef’ olan insanın vicdanıdır…”

