GÜRAN TATLIOĞLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) A

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) A

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Reformasyon hareketinin başladığı sıralarda Türkler Orta Avrupa’ya doğru ilerlemiş, Luther’in tezlerini ilan ettiği 1517’den dokuz yıl sonra Mohaç Seferini kazanmış ve Macaristan’da egemen olmuştu. Türklerin önce Güney, sonra Orta Avrupa’da bu ilerlemeleri yalnız askeri ve politik açıdan değil aynı zamanda Hıristiyanlık açısından da Avrupa’da büyük bir tehlike yaratıyordu. Temelinde İsa’yı Tanrı’nın oğlu ve insanlığın kurtarıcısı olarak gören Hıristiyanlık için, bu görüşe katılmayan Müslümanlık büyük bir tehlike idi. Sonra Alman İmparatoru da olan Kutsal Roma Kralı Charles V (1500-1558) bütün gücünü ve kaynaklarını Türklerin Avrupa’daki ilerlemelerini durdurmak üzerine yoğunlaştırdı. Reformasyon hareketleriyle ve onun gelişmesiyle ciddi şekilde ilgilenmedi. Bu gelişmeler, Katolikler ve protestanlar arasında birçok kavgaya ve savaşa konu olmakla beraber, yaygınlaştı, bu nedenle Türklerin dolaylı şekilde, farkında olmadan, Protestanlığın Avrupa’da yayılmasında ve Avrupa’da yeni bir devrin açılmasında önemli rolü olduğu düşünülebilir.

\r

Luther, Türklerin üzerine kilise olarak gidilmesinde karşı idi. Çünkü karşı olduğu papalığın gücünün azaltılmasında Türkler onun için gizli bir yandaştı. Ayrıca Tanrı zorbalığı istemediğinden kilise savaşa katılamazdı (Lindberg; 1996, 367). Ancak günahlarından affedilmek istiyorsa halk, devletin imparatorunun emriyle savaş yapabilirdi. Halkın katılımını sağlamaksa onların, Hıristiyanlıkla Müslümanlık arasındaki farkı bilmesiyle mümkündü. Bu da onların Kuran’ı öğrenmesini, bilmesini gerektirirdi. Onun için Luther, Theodore Bibliander’e 1542’de Kur’an’ı tercüme ettirdi. Daha önceki mütercimler Raymond Lull ve Nicholas of Cusa İslamı bir çeşit “anonim Hıristiyanlık” ya da “bir başka Hıristiyanlık tarikatı” olarak yorumlanmıştı. Luther için İsa’yı insanlığın kurtarıcısı (Reedemer of Mankind) olarak görmeyen herkes “başkası” idi ve onlarla diyalog kurulamazdı. O aynı görüşü Yahudiler için de taşıdı. Hatta Yahudiler onun için, İsa’yı çarmaha germede yardımcı olmalarından dolayı daha kötü ve tehlikeli idi. (Lindberg; 1996, 367-368)

\r

Luther,1528’de yayınlandığı “Türklere Karşı Savaş” ve 1541’de yayınladığı “Türklere Karşı Duaya Çağrı” isimli kitapçıklarında bu görüşlerini belirtirken aynı zamanda “Bugün Türklerin ayakları altında ezilip inleyen Hıristiyanlar vakti zamanı gelince onları yargılayıp cezalandıracaktır.” “İsa’yı Muhammed’e karşı savunmak amacıyla Türklerle savaşıyoruz. İşte bunu kazanmak için Hıristiyanları duaya davet ediyorum” diyordu. (Güvenç; 2000, 293).

\r

Birçok Katolik, Protestan düşüncesinin doğuşunda Yahudilerin rolü olduğunu, onların bunu teşvik  ettiğini ve desteklediğini düşünür. Johnson, gerçekten Yahudilerin protestan harekatını, düşmanlarını ikiye bölmesi açısından desteklediklerini belirtir. (Johnson; 1987, 241). Özellikle Luther’in, papalığın hükümdarlık taleplerine karşı harekette ve İncil’in yeni yorumunda Yahudilerden destek istediğine işaret eder. Fakat Yahudilerin, Luther’in Yahudilerin isteğine karşı, Talmud’un İncil’in anlaşılmasına daha yardımcı olduğunu ve Luther’in Yahudiliği kabul etmesinin daha doğru olacağını belirtmeleri üzerine Lutherle Yahudilerin arası açıldı. “Yahudiler ve Yalanları” isimli 1543’de yayınladığı kitapçıkta Luther “Onların sinegogları yakılmalı, yangından geriye ne kalırsa gömülmeli ,böylece hiç kimse ne bir taş ne de bir kıvılcım görmemeli.” diyordu. (Johnson; 1987, 242). 

\r

 Luther’in Yahudilere karşı davranışının temelinde onların tefeciliğine hücum vardı. Yarattıkları servetlerin bu nedenle onlara ait olmadığını, savunuyordu. Luther’in bu karşı koyuşu yalnız yazılı değil, aynı zamanda eylemsel bir nitelik de taşıyordu. O, 1537’de Yahudilerin Saksonya’dan ve 1540’larda birçok Alman kasabasından, 1543’de Brandenburg ve sonra Berlin’den en sonunda da Almanya’dan sürülmelerinde önemli bir rol oynadı. Jean Calvin aksine Yahudilere ve Yahudi düşüncesine daha yakınlığı ile biliniyordu.

\r

                                                              

\r

Luther’in başlattığı Reformasnyon akımı tek bir kişinin bir günde, bir gecede başlattığı bir hareket değildir. Onun oluşumunu sağlayan bir çok faktör ve bir çok kişi söz konusudur. Bu faktörler şöyle özetlenebilir: (Lindberg; 1996, 25-55)

\r

    \r

  1. a) Kötü hava koşulları nedeniyle 1320’lerden itibaren Avrupa’da tarım ürünleri üretimi önemli oranda düşmüş, bu durum gıda maddeleri kıtlığı doğurmuştu. Su baskınları, kötü kış koşulları, kuraklık, zelzele ve çekirge istilası bunlar arasında idi. Güney Doğu Almanya’da 1315-1317 arasında İmparator IV. Charles, 25 km uzunluğunda bir alandaki bütün mahsulün bir günde çekirgeler tarafından yok edildiğini görünce hatıra defterine şu notu düşmüştü: “Tanrım artık ortaya çık, bütün her yer çekirge baskınına uğradı, dünyanın sonu geldi.”
  2. \r

  3. b) Bu doğal afetlere ek olarak Ekim 1347’de Sicilya’da başlayan vebanın her türlüsü ve frengi hastalığı Avrupa’yı kasıp kavurmaya başlamıştı. Özellikle bu hastalıklar Tanrı’nın insanları işledikleri günahlar için cezalandırması şeklinde yorumlanıyordu. Bunun sonucu olarak kendini dövme, dövünme hareketi (flagellation) başladı. Yüzlerce kişi kiliselerde diz çöküp dua ettikten sonra kendilerini yerden yere vuruyor, dövüyor, dövünüyor sonra da kilisenin dışında toplanıyor, külotları dışında soyunuyor, günahlarını itiraf ediyor ve kutsal şarkılar söyleyip af edilmek için tekrar dövünüyorlardı. Bu arada vebanın Yahudilerin yarattığı bir komplo olduğu düşünülerek ortaçağ Yahudi düşmanlığının tohumları ekiliyordu. Mezarlıklarda vebadan ölenlerin mezar taşlarında “Biz de sizin gibiydik. Siz de bizim gibi olacaksınız” diye yazılı yazıtlardan geçilmiyor, ölünün gömülmesi, cenaze masrafları kilisenin önemli bir geliri haline dönüşüyordu. Ortaçağın sonunda Katoliklik ölüm üzerine kurulmuş bir tarikat haline gelmişti.
  4. \r

  5. C) Bu afetler yetmezmiş gibi insanlar da kendi aralarında yarattıkları yüzyıl savaşlarıyla (1337-1454) var olan krizlerin üzerine tuz biber ekmişti. Sıkıntıların büyük yükü köylü ve ufak toprak sahipleri üzerine çökmüştü. Ruhban sınıfını da kapsayan asilzadelere göre, bu yoksul sınıflar Tanrı’nın lanetlenmiş insanları olarak yorumlanıyordu. Asilzade sınıfının yoksul sınıflar üzerine baskısı en sonunda yoksulların ayaklanmasıyla sonuçlandı. 1358’de Fransa’da, 1381’de İngiltere’de, daha sonraları İtalya’da, Kuzey Alman şehirlerinde ve İspanya’nın bir kısmında bu ayaklanmalar görülmeye başlandı. 1493’de, 1502’de ve 1513’de bu ayaklanmalar tekrar etti. Ardından da, 1524-1526 arasında 100.000 köylünün öldürüldüğü Büyük Köylüler Harbi oldu. En geniş toprak mülkiyetine sahip kilise otoritesine karşı olan ve Hıristiyan bireysel özgürlüğünü destekleyen Luther’in yazıları, bu yoksul sınıflar tarafından büyük bir ilgiyle karşılanmıştı.
  6. \r

  7. D) Bu oluşmalara ortaçağ kasaba ve şehirlerinin nüfusunun artması, neredeyse bir misli gelişmesi de eklendi. Luther’in tezlerini ilan ettiği 1517 sıralarında Köln nüfusu 40.000, Nuremberg 30.000 idi. Strasburg, Metz, Augsburg, Vienna, Praque, Lübeck, Magdeburg ve Danzıg’in nüfusları 20.000 ile 30.000 kişi arasında değişiyordu. Kasabaların nüfusu da 3.000-4.000 kişiye ulaşmıştı. 
  8. \r

\r

 Bu nüfus değişiklikleri toplumda o güne kadar alışılagelmiş değerler sistemini zorluyor ve özgürlük düşünceleri giderek artan bir taraftar buluyordu. Din bir yandan bu eski değerler sisteminin korunmasını isterken bir yandan da o sistemden kurtulmanın anahtarı olmuştu. 

\r \r

                                                          

\r \r

    \r

  1. F) Bu faktörler arasında Avrupa’da eğitimdeki değişiklileri de eklemek gerekir. Aynı devrede Avrupa’da toplam 20 olan üniversite sayısı kralların, prenslerin ve zengin iş adamlarının sayesinde 70’e çıkmıştı. Luther’in din bilgisi profesörü olduğu Wüttenberg Üniversitesi 1502 yılında zengin ve önemli politik ağırlığı olan Akıllı (Wise) Frederick (1463-1525) tarafından kurulmuş, Frederick Luther’in sürekli destekçisi olmuştu. Bu nedenle Reformasyonun bir üniversite hareketi olduğu düşünülebilir. XVI. Yüzyılın başında Avrupa’da 200 şehir ve kasabada matbaa kurulmuş, yarısı dini olmak üzere 30.000 kitap basılmış, bunların baskı adedi de altı milyona ulaşmıştı. Toplam nüfusun yüzde beşi şehir nüfusunun yüzde otuzu okuma yazma öğrenmişti.
  2. \r

  3. G) Diğer yandan para ekonomisi yavaş yavaş kendini göstermeye başlamış, kapitalizmin ilk işaretleri ortaya çıkmıştı. Bu gelişmelerin yarattığı sorunlara eski değerler sistemi artık yanıt veremiyordu. Luther’in diliyle “Büyük sahtekarlık küçükleri yutmakta, büyük balık küçük balığı yemekte” idi. Diğer yandan, papalığı eleştiren Luther ve taraflarının amacı kiliseyi yok etmek değil, onu ilk kurulduğu zamanki saf haline getirmekti. 1519’da Lepzig’de yapılan dini toplantıda Luther “Papalığın üstünlüğü, her kurumdan üstün olduğu iddiası yakın zamanlara aittir. Biz 325 yılında İznik Konsülünce kabul edilen kararlara ve yazılı İncil’e bağlıyız. Ancak onlar 1200 yıllık tarihin temelini teşkil etmektedir.” diyordu.
  4. \r

\r

Luther Papaliğin 15 Haziran 1520 tarihili kararıyla hareketlerinden dolayı lanetlendi. Papalık ancak pişman olmasını beyan etmesi ve af dilemesiyle, kendisini af edeceğini bildirdi ve onu Vatikan’a çağırdı. İmparator V. Charles, ülkesinin sınırları içinde hiç kimsenin yargısız cezalandırılmayacağı gerekçesi ile 1521’de Worms şehrinde organize ettiği bir din kurultayında, Luther’den kendini savunmasını istedi. Savunma yalnız şimdiye kadar söylediklerinde vazgeçip vazgeçmeyeceği konusuna odaklı idi. Luther bu toplantıda “aydınlık bir mantık ve yazılı İncil’in öğrettiklerine dayanarak kanaatimi değiştirmedikçe, daha önce söylediklerimden ödün veremem. Çünkü bu vicdanımın sesine aykırı olur. Tanrı yardımcım olsun. Amin” diyerek kısa savunmasını tamamladı. (Lindberg; 1996, 89-90). Toplantı Luther’in lanetlenmesi, aforoz edilmesi ve kanun dışı sayılması ile sonuçlandı. Luther bu toplantıdan Wüttenberg’e geri dönerken hayatı tehlikede idi. Bu nedenle Frederick’in adamları tarafından kaçırıldı, gizlice Wartburg Şatosuna getirildi ve Mayıs 1921 ile Mart 1522 arasında orada gözden uzak yaşadı.

\r

O’nun başlattığı hareket, yokluğunda yakın arkadaşları aynı Üniversite hocalarından sonradan “Almanya’nın öğretmeni” olarak ünlenen Melanchton (1497-1560- ve Puritanlığın öncüsü Karlstadt (1480-1541)) tarafından, devam ettirildi. Alman Thomos Müntzer (1489-1525), İsviçreli Ulrich Zwigli (1484-1531) ve Conrad Grebel (1498-1526) ve Paris’in 100 km Kuzey Doğusunda dünyaya gelmiş Calvin (1509-1564) bu hareketin liderleri olarak tarihte yerlerini aldı.

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) A
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜRAN TATLIOĞLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) A

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) A

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

II. BÖLÜM MARTEN LUTHER

\r

İstediklerini tam olarak gerçekleştiremeyen ve borçlarına karşılık olan matbaa makinesi ve malzemeleri haczedilen Gutenberg sıkıntı içinde 1468’de öldü. Fakat ilk Gutenberg İncil’i onun ölümünden önce basılmıştı. Gutenberg’in ölümünden on beş yıl sonra 1483’de, Reformasyon hareketini başlatan protestanlığın kurucusu Martin Luther, Almanya’nın Elsleben şehrinde bir madencinin oğlu olarak dünyaya geldi. Avukat olmayı düşünürken dini bir hayatı seçti ve Augustin tarikatının rahibi oldu. Aynı zamanda felsefe tahsil etti. Vatikan’ın lüksü, bürokratik kilise organizasyonu ve bir bedel karşılığında günahların papazlar aracılığıyla affı ve “selamete” ulaşılması, hatta cennetin anahtarının satılması Luther’in karşı olduğu şeylerdi ve nihayet 31.12.1517 gecesi Martin Luther Wüttenberg’deki All Saints kilisesinin kapısına 95 tezini içeren bildirisini astı. Başlangıçta amacı Vatikan’a karşı basit bir başkaldırı idi. Önce yavaş bir şekilde başlayan hareket Almanya’da büyük destek gördü. Luther konferanslarında, seminerlerinde sürekli sorguluyordu; bir insan günahlarından nasıl arınabilir? Kilisenin öteden beri hep söylediği gibi rahiplerin araya girmesi ile mi, yoksa kendine özel, özgün inancı ile mi? Eğer inanç insanın kendine özel bir şey ise kişinin kurulu dini düzenden bağımsızlaşması, ulusal bağımsızlığın da Roma’dan kurtulması gerekmez mi idi? Ve öyle oldu.

\r

Protestan reformasyonu, yirmi beş yüzyıl öncesindeki gibi insanı , her şeyin merkezi olarak gördü. Herkes artık İncil’i kendi diliyle okuyabiliyor ve kendine göre yorumlayabiliyordu. Tanrı artık herkesin göğsünün içine inmişti. (Doren; 1991, 167)

\r

Kişinin uluslararası kiliseden kopması, onun desteğinden vazgeçip kendi kendini disiplin altına sokabilmesi, kapitalist ekonominin başarısı için de en önemli koşuldu. Böylece; çok çalışmanın, üretmenin, tasarrufun ve servet yapmanın sevap olduğu, savurganlığın, gereğinden fazla harcamanın ve israfın günah olduğu öğretilerini içeren yeni din anlayışı dünya işlerinin içine çekilmişti. Aynı zamanda da Katolik kilisesinin baskıcı, tutucu ve doğmatik disiplininden kurtularak dünya işleri, dinden bağımsızlık kazanmıştı.

\r

Klasik düşüncenin insanı gibi Rönesans’ın insanı da kendi kendinde sorumlu, hata yaparsa hatalarının sonucuna katlanmak zorunda idi. Yaptığı hatalarından, günahlarından kurtulmak için Vatikan’a ve onun rahiplerine ihtiyacı yoktu. Rönesans düşüncesi sonunda laik devleti ortaya çıkardı. Dine danışılabilir, fakat din artık “lider” olamaz, insanları yönetemezdi.

\r

Luther’e göre, papalık tarafından kilisenin ve sermayedar tarafından köylü ve zanaatkarın istismar edilmesi ,yedi tepe üzerine oturmuş şeytanın iki boynuzu idi. Her ikisinin de Tanrı tanımazlığı ve ikisini de yok edecek kılıç aynı idi. O da Tanrının dini idi. Kilise bir imparatorluk olmaktan çıkmalı inananların toplandığı bir yer olmalıydı. Luther’in kilise otoritesine hücumu kilisenin özüne değil, fakat onun gevşekliğine ve ahlâksızlığına karşı idi (Tawney; 1961, 81)

\r

Af edilmeyecek günah; boş oturmak ve tamahkarlık, aç gözlülüktür. Çünkü; bu özellikler Hıristiyanların birliğini tahrip eden şeylerdi. Ruhban sınıfındaki hiyerarşiye karşı olan Luther toplumdaki sosyal hiyerarşiyi kabul ediyordu. 

\r

      …………………………………………………………………..                                                      

\r \r

Calvin’in geleceğe egemen olacak ticaret ve endüstri ile uğraşacak burjuva orta sınıfını büyük bir heyecanla kabul etmesine karşılık, Luther ,Hristiyan toplumda bir orta sınıfın varlığını pek kabul eder gözükmüyordu. (Tawney; 1961, 84). Onun için, uluslararası ticaret, bankacılık ve kredi, kapitalist endüstri gibi ortaçağı eriten karmaşık faktörler karanlıklar dünyasına aitti ve iyi bir Hıristiyan onlardan uzak durmalıydı.

\r

Eğer fiyat bir kamu otoritesi tarafından saptanmışsa satıcı ona uymalı, saptanmamışsa, satıcı fiyatı yaparken malına aşırı fiyat koymamalı ,ancak kendi hayatını sürdürebilecek ve aldığı riski karşılayacak etkenleri dikkate almalıydı. Mal azlığından dolayı doğacak fırsattan yararlanmamalı idi. Pazarda tekelleşmemeli, gelecek üzerine spekülasyon yapmamalı, vadeli satışlarda fazla fiyat  farkı istememeli idi

\r

Luther tefeciliğe kesinlikle karşı idi ve hatta papalığın iş hayatının gerçeklerine dayanarak faiz konusunda verdiği tavizlerin tümünü red ediyordu. “Alman milletinin en büyük felaketi kolayca hareket sağlayan faiz trafiğidir… Şeytan onu keşfetti ve papa ona onay vermekle bütün dünyada en büyük şeytanlığı yaptı.” (Tawney; 1961, 85) diyordu.

\r

Luther’e göre Tanrı insanın ruhuna doğrudan hitap etmekte, onunla doğrudan konuşmaktaydı. Araya insan tarafından organize edilmiş herhangi bir aracı girmesine gerek yoktu. O insanın yüreğine, yalnız yüreğine, doğrudan konuşurdu. Luther’in bu düşüncesi umulmadık sonuçlar yaratarak kişinin ruhu ile Yaratan arasında aracılık yapan organize dine büyük darbe vurdu. Tanrı karşısında herkes eşitti ve bu eşitlik düşüncesi sonraki sosyal devrimlerin temelini oluşturdu. 

\r

Katolik inancı, insanların Tanrı tarafından kabul edilmesini,insanların iyi şeyler yapması gerektiği şeklinde Tanrı ve insanlar arasında bir kontrat olduğunu kabul ediyordu. Luther bu düşünceyi red etti. “Tanrı insanları zaten kabul etmiştir. Onun içindir ki insanlar iyi şeyler yapmaya yönelirler” görüşünü getirdi. Böylece teoloji dilini “eğer … ondan sonra”dan “çünkü… onun için”e çevirdi. Kısacası Tanrı ile insanlar arasındaki koşullu bir anlaşmayı, Tanrı tarafından verilmiş koşulsuz bir “söze” dönüştürdü. (Lindberg; 1996, 70). “Eğer insanlar iyi şeyler yaparsa ancak ondan sonra Tanrı onları kabul eder.” sözü “Tanrı insanları zaten kabul etmiştir. İnsanlar onun kuludur. Onun için onlar, iyi şeyler yaparlar, günahlardan uzak kalmaya çalışırlar”a değişti. Bu yeni düşünce şekli insanların içinde bulunduğu güvensizliği ortadan kaldırıyor ya da azaltıyordu. Güvensizliğin kaynağı, insanların iyi şeyler yapıp yapmadığını ve ne kadar sevap işlerse Tanrı tarafından kabul edileceğini bilmemesi, bu nedenle de bu ruhban sınıfından Tanrı’ya aracılık yapmasını beklemesi idi. Oysa yeni görüşle insanların ne olursa olsun Tanrı tarafından kabul edildiğini bilmesi bu ruhsal güvensizliği ortadan kaldırıyodu. Bu görüş şeklinin “ne olursan ol kim olursan ol gel” diyen Mevlana felsefesine yakınlığı görülür. 

\r

Reformasyon hareketi basılı kitaba yeni bir görev yüklemiş oluyordu. O da kitabı yazanın görüşlerinin okuyanlara aktarılması idi. XVI. Yüzyılın ufacık bir Luther kitapçığı papaya karşı kahramanca bir baş kaldırının başlangıcı olmuştu. Luther’e göre matbaa Tanrı’nın insanlara bahşettiği en büyük nimetti. O basın yoluyla görüşlerini halka aktarmada, halk yığınlarını harekete geçirmede ve inandığı konularda otoriteye direnmede o güne kadar tarihte hiç kimsenin göstermediği bir başarı gösterdi (Lindberg; 1996, 37) Lindberg, Kington’a dayanarak “Martin Luther”in gösterdiği bu başarıyı ne Lenin ne de Mao Tsetung gösterebilmiştir” demektedir. (DEVAMI YARIN)

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) A
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜRAN TATLIOĞLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) A

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) A

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

2) HIRİSTİYANLIK

\r

İsa Peygamber’in ortaya çıktığı sıralarda Musa Peygamber’in dini Yahudiliğin Hahamları (rabbies) ve diğer din görevlileri ayrıcalıklı bir sınıf durumuna gelmişti. Kendi güç ve yetkilerini korumak için her türlü bağnazlığı yapıyorlardı. Sonra gelen din bilginleri ve din görevlileri günün temel sorunlarını çözmek yerine, sadece öğüt veriyor ve insanları Tanrı’ya karşı korkutuyor, onları oyalıyor ve çözümün bu türlü bir davranış biçimi olduğunu düşünüyordu.Yahudi kökenli olan, Hz. İsa zenginlik, israf, safahat ve erdem dışı bir yaşam alışkanlık ve özleminden kurtulmak için, halkın çoğunluğunu oluşturan yoksullara yaşadıkları zor koşulları hoş görmeye çalıştı kini, düşmanlığı ve her çeşit maddi çıkar amacını kınadı. Barış ve bağışlamayı savundu ve Roma’ya karşı da bir soğuk savaş başlattı (Sena; 1978, 174-177)

\r

Hıristiyanlığın getirdiği yeni Tanrı fikri “üçleme” inancına dayanır. İsa, bakire Meryem’den Tanrı’nın üfürmesiyle, ruhuyla babasız doğmuştur. Onun için Hz. İsa, Tanrı’nın oğludur. Tanrı, Hz. İsa’nın babasıdır. Kendi aralarında bir özdeşlik vardır ve Tanrı, Hz. İsa’nın kişiliğinde somutlaştığı için Hz. İsa da Tanrı’dır. Tanrı yaratıcılık ve üstünlüğünü Kutsal Ruh’la gerçekleştirmiştir. Hıristiyanlığı Yahudilikten ve Müslümanlıktan da ayıran en önemli fark bu türlü bir Tanrı kavramıdır. Hıristiyanlığı bir din haline sokan, şekillendiren ve “üçleme”yi temelleştiren Tarsus’lu (Aziz)St. Paul’dur. Örgütlü bir kilise onun uğraşıyla oluşur. Bu örgütü geliştiren ve yöneten, hizmet veren kuvvetli bir rahipler sınıfının başı papalar, yanılmaz, dokunulamaz ve kendilerine direnilemez. Onun için de onlar Tanrısal bir güçtür. Bugün Vatikan’da bulunan Papa, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisidir. Geçmişte papalar ayrıca büyük bir siyasi güç ve otorite idiler. İnsanların hem dünya, hem de ahiret mutlulukları onların irade ve tutkularına bağlıdır. Katolik papalığın giderek artan işte bu katı tutumuna karşı Marten Luther Protestan hareketini 1517 de başlatmıştı. 

\r

HIRİSTİYANLIK VE ORTAÇAĞIN EKONOMİK YAPISI 

\r

Ortaçağdaki dünya işlerinin ekonomik yapısı Tawney’in görüşüyle şöyle özetlenebilir. (Tawney; 1961, 40-41). Ortaçağın tüketicisi hayatını tren istasyonuna yakın bir otelde geçirmeye mahkum bir kişidir. Günlük yaşamı, kısıtlı gelirleriyle kasabadaki fırıncının ve bira satıcısının merhametine ve insafına bağlıdır. Tekelleşme kaçınılmazdır. Gerçekten ortaçağ iş hayatı ve endüstri büyük ölçüde tekelcidir. Bu gücünü kötüye kullanıp kullanmadığı titizlikle kıskanç bir gözle gözlemlenir. Endüstri kesimi küçük zanaatkarlardan ve köylü çiftçiden oluşmuş bir toplumdur. Ücretler önemli bir sorun değildir. Sürekli çalışan işçi sınıfı küçüktür. Borç alma ve verme üretim için değil tüketim içindir. Hasatı iyi olmayan ya da hayvanları ölen çiftçinin, tohumluk ve damızlık hayvan almaya, zarar etmiş bir zanaatkarın ham madde satın almaya gereksinimi vardır. Bu da borç para veren tefeci için iyi bir iş fırsatıdır. Üretilen malın hepsini ele geçiren tacire, bir çok kişinin kazancına hükmeden tekelciye ve verdiği karşılığı çiftçinin tarlasına ipotek koyan sonra da toprağı ele geçiren tefeciye karşı düşman duygular vardır. 

\r

                                                                           

\r

Tefeci normal faizden daha fazla kazanacağı için borç vermektedir. Belki başka günahları, tefecilikten doğan günahtan daha büyüktür. Fakat borç alanın laneti ve nefreti diğer günahlardan daha fazladır.

\r

Ortaçağda papalık büyük bir mali kurumdu ve papazlar ticarete ve tefeciliğe şahsen karışmakta, hatta bazı kiliseler tefecilik bile yapmakta idi. Paris Piskoposuna, tefecilik yapan bir kişi ruhunu nasıl temizleyeceğini sorduğunda, piskopos ona aldığı fazla faizi aldığı kişiye iade etmesini değil, bu fazlayı Notre-Dame kilisesine hibe etmesini önermişti. St. Bernard, Notre-Dame’ı seyrettikten ve kilisenin ihtişamını ve sonra da kilisenin cemaatinin çıplaklığını görmüştü… bu tam bir kendini beğenmişliğin kendini beğenmişliğidir.” diye hayretini belirtmişti. (Tawney; 1961, 33).

\r

Avrupa’da Ortaçağın kapalı, hareketsiz geleneklerine sıkı sıkıya bağlı akıcılıktan uzak, kilisenin ve loncaların katı kurallarına uymak zorunda olan ve yalnız kendi için üretim yapan ekonomi düzeni, Ortaçağın sonlarına doğru İncil’in öğretilerine yeni yorumlar getirilmesi ve Protestanlığın yayılması ile şekil değiştirmeye başladı. Kapitalizm öncesi sürenin durağan, zenginliğe karşı olan ekonomik yapısının sarsıntılar geçirmesi ve yeni bir düzenin ortaya çıkmasında Katoliğin doğmalarına karşı Marten Luther’in (1483-1546) başlattığı protestan ve İsviçre’de Jean Calven’in (1509-1564) Calvanist hareketinin ve Yahudi düşüncesinin çok büyük etkisi olmuştur.

\r

Gutenberg 1444’te icat ettiği matbaa makinesi ile ilk kitaplarını 1450’de bastı. Matbaa makinesinin çalışır hale gelebilmesi için Gutenberg’in kurşun dökümü harfleri, yağ bazlı matbaa mürekkebini ve bunun gibi bir çok şeyi daha icat etmesi gerekti. Baskıda, kırıldığı için parşömen (parchment) kağıdı kullanılamıyordu. Tekstil esaslı kağıt düzgün bir şekilde yayılabiliyor ve ince olması nedeni ile tercih ediliyordu. Fakat çok pahalı idi. Tekstil esaslı kağıdın ham maddesi tekstil idi. Bu yıllarda hiç ümit edilmeyen bir şekilde ham madde bolluğu ortaya çıktı. (Doren; 1991, 151-155)

\r

Bir Ceneviz uç beyliği olan Kırım 1347’de doğudan Moğollar, batıdan Macaristan’dan gelen Kıpçaklar tarafından kuşatıldı. Uzun süren bu kuşatma sonunda veba hastalığı (black death) ortaya çıktı. Kuşatmadan kaçabilen bir Ceneviz gemisi 1347 yazının sonunda Sicilya’nın Messina limanına bu hastalığı farkında olmadan taşıdı. Çok hızlı bir şekilde veba İtalya’nın güneyinde orta Avrupa’ya oradan da 1349’da Almanya’ya,  İngiltere’ye ve 1350’de İskandivya ve Baltık bölgesine yayıldı. Veba salgını Avrupa’nın tarımda çalışan nüfusunun yarısını, seksen milyona yakın Avrupa toplam nüfusunun üçte birini yok etti. Ölenlerin geride bıraktıkları varlık vebadan kurtulanlara kaldı. Bunların arasında bulunan bol miktarda tekstil giyim ve ev eşyası, tekstil esaslı kağıt yapımında kullanılmaya başlandı. Artan stoklar bu türlü kağıtların fiyatını düşürdü, kitap basımı bu ucuzluk nedeniyle yaygınlaştı. Basılacak kitapların başında Latince’den çevrilen İncil’in yanı sıra, doğudan, Bizans’tan kaçırılan el yazması eski Yunan ve Roma eserleri bulunuyordu. İstanbul’un Türklerce fethinden önce başlayan rahiplerin ve bilim adamlarının İstanbul’dan kaçışı fethe yakın yıllarda ve sonra söz konusu eserlerin de kaçırılmasını  sağladı. Hele bu kitapların ucuzca çoğaltılıp dağıtılabilmesi Rönesans’ı başlatan ya da onun yayılmasını yaratan nedenlerden biri olarak sayılabilir, çünkü; eskiden yalnız zenginlerin satın alabildiği eski dil ve kültür içerikli yazma eserlerdeki bilgileri artık isteyen herkes elde edebiliyordu.

\r

Marten Luther’in 1546’da ölümüne kadar yüksek Almanca ile yazılmış İncil’in 3400 baskısı, halk Almancası ile de 430 baskısı yapıldı. Bu basımların sonucunda tahminen bir milyon İncil satıldı. (Lindberg; 1996, 37) Luther’in tercüme yeteneği çok iyi olduğu için Luther İncil’i etkinliğini günümüze kadar korudu.   (DEVAMI SONRA)                                                   

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) A
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Yenihaber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin