BESİME CEYLAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bir Şiir Bir Şair

Bir Şiir Bir Şair

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“kalmadı kalbimin söküğünü dikecek kimse içimdeki ankayı uçarken vurdular” (Mehmet NARLI)

\r \r

Ebedi hayata göç bir başka ifade ile ölüm; yaşamın yadsınamayacak en acı gerçekliklerinden biridir. Her nefsin ölümü tadacağı gerçeği hepimiz tarafından bilinip kabul edilse de ölümün gerçek mahiyetini sevdiklerimizin kaybı sonrasında daha net hissederiz. Ölüm karşısındaki çaresizlik insanoğlunu korkuya, karamsarlığa ve ümitsizliğe sürükleyebiliyor. 

\r

Ancak insanı korkutan ölüm değil. Ölümün ardında bıraktığı boşluk ve yalnızlık duygusu….

\r

Bugünkü yazıma ölüm teması ile başladım. Bunun iki sebebi var elbette. Birincisi; annemi kaybedişimin seneyi devriyesi olması sebebiyle onun kaybı ardından yaşadığım duygusal hassasiyet. İkincisi ise “Satır Arası Kitap Kulübü” nün bu ayki buluşmasında “Bir Şiir Bir Şair” konusu başlığında uzun uzun “İltica” şiirinden bahsetmiş olmamız.

\r

 “Şiirin bütün derdi insandır. İnsanın kaybedişleri, korkuları, arayışları, buluşlarıdır. Şiir binyıllarca önce de insanın aşkını, hayallerini, isyanlarını, korkularını, acılarını anlatıyordu. Bugün de öyle.” diyen İltica şiirinin şairi Mehmet NARLI; 1963 Kahramanmaraş doğumlu olup, halen Balıkesir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Akademisyen kimliğinin yanı sıra mütefekkir, eleştirmen, yazar ve şair kimliği ile pek çok yazına imza atmış şehrimizin yaşayan değerlerinden biridir.

\r

İltica sözlük anlamı olarak “bir kişinin başka bir ülkeye veya güvenli bir yere korunma talebiyle başvurması; sığınma” demektir. Mülteci kelimesi de bu kökten gelir. İltica şiirinin, Alyan bebeğin Bodrum sahiline cesedi vurduğunda o anki duyarlılıkla kaleme alındığını biliyoruz. Ancak ben bu şiiri ilk okuduğumda annemi henüz kaybetmiştim ve bu şiiri hep o duyarlılıkla, bir dua gibi okurum. 

\r

İltica kelimesinin bir diğer anlamı da kulun yönünü ve yüzünü Allaha dönerek ona sığınıp, ona teslim olması demektir. Eğer benim gibi inançlı bir insansanız, zorluklar, çaresizlikler ve kaybedişler durumunda manevi olarak sığınacağınız ilk kapı rabbin kapısıdır. Bu bağlamda önce şiiri okuyup sonra da duygusal etki üzerinden şiirin iç yapısına kısaca değinelim: 

\r

İLTİCA

\r

kalmadı kalbimin söküğünü dikecek kimse içimdeki ankayı uçarken vurdular tanıdılar beni gözlerimin kerbelasından toprağına konuk geldim kabul et beni

\r

defterimi yaktılar tarih talan kokuyor içevlere talan girdi insan yalan kokuyor kaçıp resimli dünyadan göçümü sana çözdüm başım ve sonum sendedir kabul et beni (Mehmet NARLI)

\r

Söyleyen özne “Kalmadı kalbimin söküğünü dikecek kimse” dizesiyle şiiri açar. Kendi kendine içli bir konuşma yapan özne çevresinde yalnızlığını, kırgınlığını, hüznünü ve hassasiyetini paylaşacak hiç kimsenin olmayışından mustariptir. “Kalbin sökük olması” imgesi kişinin iç dünyasındaki derin acıyı, üzüntüyü ve kırgınlığı ifade eder. Bu söküğü dikecek hiç kimsenin kalmamış olması da duygusal ve fiziksel olarak önemli bir bağ kurduğu kişiyi kaybetmiş olmakla sığınacak kapısının kalmamış olduğuna işaret eder. İnsan maddi anlamda korunmak, dertleşmek, içini dökmek istediğinde ilk olarak en güvendiği varlık olan annesine -annesinin müşfik kollarına- sığınır. Çünkü bizi en iyi anlayan ve kalbinizin söküğünü dikecek olan ilk ve tek kişi odur. Ancak söyleyen öznenin içi yanmaktadır. Zira içindeki anka kuşu vurulmuştur. Klasik şiirimizden itibaren insan gönlü kimi zaman bir kuşa benzetilir. Burada da anka kuşuna benzetilmiştir. 

\r

Anka kuşu; Kaf dağında yaşadığı varsayılan, kendisinde her bir kuştan bir alamet barındıran ve küllerinden yeniden doğan kuştur. Onun ölümle bağı vardır. Öldükten sonra küllerinden yeniden doğması yeni bir başlangıç yapmayı, sabrı ve mücadele etmenin mümkün olduğunu anlatır. Ancak burada anka kuşunun vurulması bireyin ölüm karşısında yaşadığı sabır ve tahammülün bitmesi, yeniden başlamaya gücünün yetmemesi anlamındadır. 

\r

“Tanıdılar beni gözlerimin kerbelasından” dizesinde önemli bir olaya Kerbela olayına atıf yapılmaktadır. Sizlerin de bildiği üzere Kerbela, Hz. Hüseyin’in çölün ortasında susuz bırakılarak, ihtiras ve iktidar uğruna katledildiği olaydır. O kadar acıklıdır ki insanlar bu olayı yüzyıllarca gözyaşları içerisinde anlatmış ve aktarmışlardır. Su ve susuzluk Kerbela’nın birbirinin ayrılmaz iki parçasıdır. Çocukların, kadınların ve yaşlıların susuzluktan can verdiği, Hz. Hüseyin’in de susuzluktan çatlamış dudaklarla şehit olduğu Kerbela olayı, özünde; zulme, haksızlığa ve adaletsizliğe verilen mücadelenin simgesidir. Dolayısıyla, Alyan bebeğin suda boğulması ve Kerbala olayındaki susuzluk arasında tezat ilişkisi kurulmuştur.

\r

 “Toprağına geldim kabul et beni” dizlerinde söyleyen öznenin imgeleminin kaynağı, hayatı var eden dört temel ögeden biri olan topraktır. Toprak göstergesi ile dilin düz anlam düzeyinde vatan topraklarımızı ya da sevdiğiniz bir kişinin mezarını düşünebilirsiniz elbette. Bununla birlikte göstergelerin kültürel kökenlerden geldiğini ve manevi özler getirdiğini de düşünmek durumundayız. Dolayısıyla biz hangi topraklara gideriz? Kutsal topraklara değil mi? O zaman bu dizelerde Rabbe karşı bir yakarıştan söz etmek hiç de yanlış olmayacaktır.

\r

Toprağına gelmek ve topraktan gelmek arasında bir çağrışım söz konusudur. Semavi dinlere göre insanoğlu topraktan yaratılmıştır ve tekrar toprağa dönecektir. Hz. Âdem yaratılacağı zaman Hz. Allah, Cebrail’i göndererek yeryüzünden bir avuç toprak getirmesini ister. Cebrail dünyadan toprağı alacağı vakit yeryüzü ona yalvarır: 

\r

– “Ne olur benden alma. Çünkü benden yaratılacak olan insanların bir kısmı isyan edip cehenneme girecekler. Bir parçamın cehenneme girmesini istemem. Ne olur benden bir şey alma”, der. Cebrail de toprağı almadan geri döner.

\r

Bunun üzerine Hz. Allah sırasıyla Mikail ve İsrafil’i gönderir. Yeryüzü onlara da yalvarır ve onlar da almadan geri dönerler. Hz. Allah, son kez Azrail’i gönderir. Yeryüzü yalvarsa dahi Azrail onu dinlemez. Toprağı alır, getirir. Hz. Âdem bu topraktan yaratılır. Allah bu sefer Azrail’e buyurur ki;

\r

– “Mademki Âdem’in yaratılacağı toprağı sen getirdin, âdemoğlunun canını alma vazifesini de sana veriyorum. Bundan böyle ölüm meleği sen ol. Aldığın parçayı geri vermek üzere toprak bedenlilerin canını kabzet.”

\r

“Defterimi yaktılar tarih talan kokuyor” dizesinde defterimi yaktılar imgesi insan ömrüne işaret eder. İnsan hayatı yaşanmışsa yazılı bir kitaba; henüz yaşanmamışsa boş bir deftere benzetilir. “Defterini dürmek” öldürmek, katletmek anlamındadır. Geçmişimiz yani tarihimiz bu defterde yazılıdır ancak defter de tarih de darmadağın ve perişan olmuştur.

\r

Söyleyen öznenin “İçevlere talan girdi insan yalan kokuyor” imgesindeki içevler ifadesi ile kastedilen insan gönlüdür. Gönüldeki mutluluk, güven ve huzur yerini korku, sıkıntı ve ızdıraba bırakmıştır.  Gönlün, aklın ve ruhun darmadağın, talan olması insanoğlunun fizik ve metafizik alemde anlamsız ve işlevsiz kalmasıdır. Ayrıca ev imgesi ile aile hayatımıza da gönderme yapılmaktadır. Ev artık “beyaz ev” değildir. “Yalın” halde bomboş ve işlevsizdir. İnsanın yalan kokması imgesi bir taraftan insani ve sosyal düzenden uzaklaşan insanın vefasızlığına, yalancılığına ve zulmüne vurgu yaparken; diğer taraftan dünya hayatının ve insan ömrünün gelip geçici olduğunu vurgulamaktadır. İnsan dünyaya gelişi ile fanilik sürecine tabi olmuştur. Ölüm ile ebedi olana dalacaktır.

\r

“Kaçıp resimli dünyadan göçümü sana çözdüm” dizesindeki resimli dünya imgesi gelip geçici olan fani hayattır. Göçmek, fani hayattan ebedi hayata intikaldir. Göçümü sana çözdüm imgesi gönüldeki aşk ile hakikati idrak ederek, yaratana yönelmeyi işaret eder. Yaşam bir başlangıç ve ölüm bir son ise “Başım ve sonum sendedir” ifadesinde yine bir yaratılış olayına gönderme vardır. 

\r

Sizlerin de bildiği gibi Kâlû Belâ dünya yaratılmadan evvel ruhların toplandığı yerdir. Hz. Allah ruhları yarattığında onlara:

\r

– “Elestü birabbiküm?” (Ben sizin rabbiniz değil miyim?) diye sorar. 

\r

Ruhlar da:

\r

 – “Belâ (Evet). Sen bizim rabbimizsin” diye yanıt verir. 

\r

Pir Sultan Abdal “Serime bir sevda düştü/Ta kalubeladan beri” der. 

\r

Burada şiirin başlığına geri dönelim ve iltica edelim…

\r

 Ruhumun üflendiği andan ruhumu teslim edeceğim ana kadar işlediğim tüm günahlarımla, sevaplarımla, hatalarımla sana geldim ya Rab!

\r

 “Başım ve sonum sendedir kabul et beni!”

Bir Şiir Bir Şair
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Yenihaber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin