“Annenin kaderi kızının çeyizidir.” Sizlerde benim gibi zaman zaman büyüklerinizden bu tür sözler
işitmişsinizdir. Ben bu sözü ilk işittiğimde pek de bir anlam verememiştim. Ancak Ayfer TUNÇ’un
“Annemin Uyurgezer Geceleri” romanını okuduğumda bu sözü tekrar hatırladım.
Şehnaz; “E. benim yazgımdı, Tanrı’nın benim için yazdığı kaderimdi.”(A.TUNÇ, Annemin Uyurgezer
Geceleri, Can Yayınları, s.59) “ Babaları bilemem ama annelerin bilinçdışında sakladıkları,
hayatlarında bir etkisi olmadığını, travmasının çoktan geçmiş gitmiş olduğuna kesinkes inandıklarını
ve unuttuklarını sandıkları şeyler bir şekilde kızlarına devroluyor.”(A.TUNÇ, Annemin Uyurgezer
Geceleri, Can Yayınları, s.222) derken; annesinin kendisine aktardığı travmalarını, çatışmalarını,
beklentilerini, hayallerini mi çeyiz sandığında taşıyordu? Yoksa annesinin kendisine yansıttıklarını
farkında olmadan içselleştirmeye mi yatkındı?
Annemim Uyurgezer Geceleri, dört kuşak Türk kadının hikâyesini anlatıyor. Akli melekelerini
kaybetmiş büyük anne Esme, bencil bir anneanne Hatice Şehbal, gerçek kimliğini bastırmış, uyurgezer
bir anne Ayhan ve hipertimizi hastalığına yakalanan bir başka ifadeyle yaşadığı hiçbir şeyi
unutamayan iktisat profesörü torun Şehnaz.
Roman her ne kadar unutmak ve unutamamak zıtlığı üzerine kurgulanmış olsa da aynı zamanda dört
kuşağın birbirine aktardığı “hafızanın” anlatısıdır. Söz konusu hafıza Şehnaz’ın bedeninde uyanır.
Şehnaz, hayatını unutma yetisini kaybederek siyah mermerden yapılmış bir levhaya benzetir.
Anlatıda Şehnaz’ın aidiyet ve kimlik krizinin çözümü/çözümsüzlüğü; varoluşsal sancıları; geriye dönüş
tekniği, zamansal sıçrayışlar ve anıların aktarımı ile ilerler. Babasızlık anlatının ana problemidir.
Babasızlığın bilinç ve bilinçdışı yansımaları var olmayan babanın/babaların hatıraları canlı tutularak
sağlanır. Ayhan Hanım, Kerim Targut’u; Şehnaz ise dünyaya gelişinde yer almayan ancak ona güvenli
bir alan sağlayan kişiyi, Mehmet Mazhar Varlı’yı baba olarak kabul eder.
Babasızlık simgesel olarak köksüzlüğü, köleliği, yalnızlığı, mutsuzluğu ve arayışı getirir. Dolayısıyla,
Şehnaz bazen bir ses, bazen bir koku ya da bir görüntü aracılığıyla geçmişte yaşadığı ve unutamadığı
olayları hatırlar. Unutamadıkları, uğruna hayatının otuz yılını heba ettiği, bağımlılık derecesinde
sevdiği, kendisini onun kölesi gibi nitelendirdiği E. gibi görünse de aslında annesi ile yaşadığı
çatışmalardır. Tıpkı annesinin ya da anneannesinin yaptığı gibi Şehnaz’da annesini yalnız bırakmamak
adına onun tüm ihtiyaçlarını karşılayan buna karşılık kendini yalnızlığa sürükleyen bir kadındır.
“Ben E.’yi çok sevdim. Uğruna hayatımı harcayacak kadar çok sevdim ama annemi sevdiğimden daha
fazla sevmedim.” (s.47) “Arkamda biriktirdiklerimle kalabalık görünsem de yalnızım.”( s.24) “Yalnız
yemek yiyorum. Yalnız tatile çıkıyorum, sinemaya yalnız gidiyorum.” (s.152)
babam kim;
babam, babam değilse babam kim;
kim olduğunu öğrenmeli miyim? (s.187)
Bu sorular hafızanın kör kuyusundan yüzeye çıkarılmış, köksüzlüğün arayışının temel sorularıdır.
Soruların cevabı annesinin üçüncü uyurgezer gecesinde gardırobun üzerinde sakladığı kutuyu
yerinden almasıyla çözülür.
“Gardırobun tepesinde taç şeklinde el oyması bir alınlık vardı. Eliyle alınlığın arkasını yoklayarak bir
şey aldı, yatağın ucuna oturup aldığı şeyi kucağına koydu… kucağındaki şeyin ne olduğunu
anlamıştım. Anneannemin kutusuydu bu.”( s.362)
Kutunun içerisinden kol saati, monokl, kırmızı ruj, kimlik kartı vb. gibi eşyaların arasından bir de
gazete kesiği çıkar. Gazete kesiğinde tıpkı E. ‘ye benzeyen ve onun gibi soldan gülümseyen Harun
Temiz adlı kişinin bir kadın tarafından öldürülüşünün haberi yer almaktadır. Kutu ve kutunun içinden
çıkanlar Şehnaz’ın bilinçaltının göstergeleridir.
Şehnaz’ın kaderi annesinin özenle sakladığı kutudaki sırları ortaya çıkarması bir başka ifadeyle
annesinden ona iletilen düğümleri çözebilmesi ile mümkündür.
Peki, bireysel olan toplumsal olanı etkilediğine göre biz de soralım.
Devlet ananın kaderi de toplumların çeyizi midir?
