YENİ ERDEK gazetesinden içeri giren kadının yüzündeki üzüntü hemen okunuyordu.
Eski Erdek Öğretmenevi ve 18 Eylül Ortaokulu binalarının yıkıldıktan sonra yeniden yapım çalışmaları sürerken, burada bulunan çam ağaçlarından birinin kesildiğini, diğerinin de kesilmek üzere olduğunu bildirdi.
Yeni Erdek’teki köşe yazarı arkadaşım Alaaddin Babucçu, “Erdek’te ağaç olmak” başlıklı, çok anlamlı son köşe yazısında, Erdek sınırları içindeki ağaç kesimi sırasında “kantarın topuzunun kaçtığına dikkat çekerek, “Erdek’te, bunun en görünür örneklerinden biri de, kentleşmenin etkisiyle kaybolan zeytinlikler ve bakım, düzenleme ya da peyzaj adı altında, ağır biçimde yıpratılan ağaçlardır” diyor.
Haklı mı, elbette sonuna kadar haklı!
Peki, bu ağaç katliamına öncelikle tepki göstermesi gereken kurumların başında kim gelmeli? Erdek Belediyesi…Geliyor mu? Nerede? Tam tersine, sesini hiç çıkarmadan, neredeyse destek veriyor!
Sözüm ona Erdek turizmini kalkındırmak ve geliştirmek üzere Seval Çetin’in başkanlığında kurulan “Erdek Turizmi Geliştirme ve Dayanışma Derneği” var ama yok! Ağaç katliamına seyirci kaldığı gibi, Erdek turizmine de şu ana kadar hiçbir katkısı görülmüyor. Bu konuda da geleceğe yönelik hiç umut vermiyor. Tipik bir tabela derneği!
Kapıdağ’da ağaçlar kesiliyor veya zarar görüyor. Bu doğa cennetinde sık sık gezen bir arkadaşım, bazı kişilerin, “çam sakızı” elde edip satmak için çam ağaçlarının gövdelerini bıçakla deştiklerini söyledi. Çünkü Kapıdağ’da da denetim sıfır! Ağaçlar, kaderleriyle başbaşa!
Erdek’te, sözüm ona sivil toplum kuruluşları var. Ama hiçbir konuda sesleri duyulmuyor.
Rahmetli Duygu Asena’nın bir romanının adı, “Kadının Adı Yok”tu.
Erdek’in de sahibi yok!
ATATÜRK’ÜN AĞAÇ SEVGİSİ
TÜRKİYE Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğa ve ağaç sevgisi çok bilinir.
İşte bunlardan örnekler…
Atatürk’ün doğa sevgisi ve çevre bilincinin sembolü olan “Yürüyen Köşk”, 1930 yılında, Yalova’da, ulu bir çınar ağacının dalını kesmemek için binanın raylar üzerinde kaydırılması olayıdır. 22 günde inşa edilen köşk, ağaca zarar verdiği gerekçesiyle İstanbul Belediyesi teknik ekibi tarafından temeli kazılarak, tramvay rayları üzerinde yaklaşık 5 metre kaydırılmıştır.
Diğer örnek ise şöyledir:
Atatürk, Çankaya Köşkü’nden, meclis binasına giderken, o günün Ankara’sında bir tek iğde ağacı vardır. Mustafa Kemal Atatürk, her gün ağacın önünden geçerken, arabayı yavaşlatır ve ağacı selamlar, “Bakın, bu benim ağacım” der. Bir gün, o ağacın yerinde olmadığını görerek, buradaki işçilere, “Ne oldu buradaki ağaca?” diye sorar. İşçiler, “Efendim, yolu genişletmek için ağacı kestik” yanıtını verirler. Arabasına dönen Atatürk, “Bunun başka yolu yok muydu?” diye ağlar.
Ülkemizde, bugün, ağaçların en rahat olduğu yerler, hiç kuşkusuz ki, mezarlıklar…
“Günah” duygusu olmasa onları da yok edecekler!
Yazıma, Erkan Oğur’un dizeleriyle son veriyorum:
“İnsan değil de ağaç olsam
Dallarımın arasından rüzgâr esse
Yapraklarım, çiçeklerim, meyvelerim olsa!
Mevsimleri yaşasam…
Köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam
Kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar…
Böcekler, karıncalar yollansalar içime…
Çürütseler oralarımı,
Ballarım, sakızlarım olsa
Gövdeme bir insan yaslanıp uyusa
Ben bunları hiç bilmesem
Sadece ağaç olsam…”
