Deniz kıyılarında bir takım süprüntüler vardır. Ot mudur yoksa yosun mudur belli değildir. Yani karaya mı yoksa denize mi aittir kestirilemez. Dalga onları alır, sonra tekrar dışarı atar; gene alır, geri getirir fakat en sonunda getirmez. İnsanların da böyle yaşadığı ortamdan kopuk olan türleri vardır ki; ne yapacaklarını bilmezler. Sadece sevdiklerini üzerler. Kısaca dalgaların seyrine göre bir o yana bir bu yana gider gelirler. Bir başka ifadeyle uzun müddet bocalar dururlar.
Şimdi bu cümleleri kurmak da nereden aklına geldi diyebilirsiniz.
“Dert”ten.
“İnsana ızdırap veren her türlü hal, sıkıntı, zorluk” anlamına gelen dert kavramı yaşamımızın bir parçasıdır. Çevremizdeki olaylara kayıtsız kalmanın imkansızlığı sebebiyle elbette her yaratılmışın kendine göre bir derdi, bir tasası vardır. Ancak bazı insanlar tamamen kendi hayatına, kendi bedenine odaklanırken yani “kendisinin delisi” olmuşken; diğer taraftan kendine kendini dahi unutturacak nice ulvi konuları dert edinen insanların varlığı da aşikardır.
Bu bağlamda ben de kendi kendime düşündüm. “Acaba dünyada dertsiz insan var mıdır?” diye. Sonra da halk ozanımız Karacaoğlan’ın “Gezdim şu ȃlemi dertsiz yoğumuş” dizeleri aklıma geldi. Karacaoğlan der ki:
Kulak verdim dört köşeyi dinledim Ardımızdan gıybet eden çoğumuş Ben dünyayı sonsuza dek bellerdim
Meğer dünya dört sultanlık yerimiş
Karşıda uzanır yapraklı dağlar Hastanın derdini bilemez sağlar Her nere vardıysam dertliler ağlar Gezdim şu ȃlemi dertsiz yoğumuş (Karacaoğlan)
Sanırım Karacaoğlan’nın şiirlerinin en güzel özelliği duyuş, düşünüş ve yaşayış özelliklerimizi en yalın şekilde ifade etmesi olsa gerek. Onun düşünce yapısında dertli olan ağlar.
Dert kelimesi sözlükte üzüntü, hastalık, ağrı, sorun ve kaygı anlamlarına gelmektedir. Türkçede dert üzerine çok sayıda deyim ve atasözü bulunmaktadır. Halkın manevi tecrübesine göre “Dert eritir, gam ağlatır.”, “ Dert var gelir geçer, dert var deler geçer.”, “Ağacı kurt insanı dert yer.” Bununla birlikte dert kavramı şiirde de geniş bir biçimde işlenmiş ve tasavvufî bakış açısıyla insanı olgunlaştıran bir unsur olarak görülmüştür. En büyük derdin de dertsizlik olduğuna işaret edilmiştir. Derler ki: “Dert insanı hakka götüren Burak’tır.”
Mevlana, “Dertli insan içi duman dolu bir odaya benzer. Onu dinlemek; o odaya bir pencere açmak gibidir.” der. Dolayısıyla derdini hemderde anlatmak insanı iyileştirir. Dert, bir dost ile paylaşıldığında hafifler. Derde derman bulunmasa dahi insanın derdini paylaşacağı bir dostunun olması arzu edilir. İnsanı halden hale sokan dert; bazen söyletir bazen susturur.
İnsanın karşılaştığı zorluklar ve bu zorlukların ağırlığı karşısında eğilmemek Sebahattin Ali’ye ait olan “Aldırma Gönül”ün dizelerinde ne güzel verilmiştir. Bu dizelerde şair dertler şaha kalkınca umursamazlığı telkin eder:
Başın öne eğilmesin Aldırma gönül, aldırma! Ağladığın duyulmasın Aldırma gönül, aldırma!
…
Dertlerin kalkınca şaha Bir sitem yolla Allah'a Görecek günler var daha Aldırma gönül, aldırma
İnsanoğlunun dertsiz olduğunu söylemek imkânsızdır. Az ya da çok, büyük ya da küçük, önemli ya da önemsiz her insanın hatta her canlının kendine göre bir derdi vardır. Her halimizi, her efkârımızı dile getiren türküler dertlerimizi de en güzel şekilde terennüm etmişlerdir.
Neşet Ertaş’a ait olan “Aman Dünya Ne Dar İmiş” isimli türküde de dertten yakınılmaktadır. Türküde dert çekmenin ne kadar zor olduğu şöyle dile getirilmektedir:
Aman dünya ne dar imiş Dert çekmesi ne zor imiş İçerimde yare varmış Dermanını arar oldum
Dertli dertli gezer oldum Ben derdimi yazar oldum Bu derdi ben çeke çeke Hem canımdan bezer oldum
Dertlendiğinizde bazen kulak, bazen omuz verebilen, bazen de göğüs gerebilen kişilerin hayatınızda olması dileğimle, Sağlıcakla kalın!…
