BESİME CEYLAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Senin Kapın Ne Durumda?

Senin Kapın Ne Durumda?

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bugün sizlere eserleri 42’den fazla dile çevrilmiş hem Macaristan hem de Avrupa Edebiyatı’nın önemli bir kadın yazarı Magda Szabo’nın “Kapı” romanından bahsetmek istiyorum. 

Roman, Fransa’nın saygın ödüllerinden Femina Ödülü’ne layık görülmüştür. Anlatıcı, daha ilk sayfalarda “Bu kitabı Tanrı için yazmadım. O ruhumun derinliklerini biliyor. Bu kitap her şeye tanık olan, yaşamımın her anını izleyen gölgeler için de yazılmadı. Bu kitap insanlar için yazıldı. …Emerenc’i ben öldürdüm. Onu ortadan kaldırmayı değil kurtarmayı istemiş olmam bu gerçeği değiştirmez.”(Kapı; M.Szabo, YKY Yayınları, s.8-9) derken; aslında hem kendi geçmişi hem de ülkesinin geçmişi ile bir vicdan muhasebesi yaptığını okura dile getirmektedir. Anlatıcı “Emerenc’i ben öldürdüm” ifadesiyle onun adı çevresinde oluşan efsaneyi yıktığını düşündüğü için kendini affetmemektedir.

Ben sizlere Kapı romanından bahsetmeden önce Antik Roma mitolojisindeki bir Tanrıdan bahsetmek istiyorum. Tanrı JANUS’tan.

Kimdir Janus? Hayatla, kapıyla ve Kapı romanıyla ilişkisi nedir?

Şöyle anlatır Şahin UÇAR dizelerinde Janus’u;

“Janus gibidir hayat; ikiyüzlüdür kader.
Bir yüzünde mutluluk öbür yüzünde keder
Her şeyin bir doğru yüzü bir de yanlış yüzü var
Var olan her şey doğru her şeyde bir yanlış var
Zaman adildir gerçi haksızlığı da sever
Hem iyi hem kötüdür hem mutluluk hem keder
Janus gibidir hayat; iki yüzlüdür kader 

….

Ben/ bu kader dersini öğrenemeyen çocuk
Ödedim bedelini zamanı öldürmenin
Bir yüzüm çocuk yüzü; öbür yüzüm ihtiyar
Her şeyin bir doğru yüz, bir de yanlış yüzü var
Janus gibidir zaman; ikiyüzlüdür kader
Bir yüzünde mutluluk, öbür yüzünde keder”… (Janus, Şahin Uçar)

Janus, Antik Roma mitolojisinde yer alan bir Tanrıdır. Romalılar onun değişimin, başlangıcın, geçitlerin ve kapıların tanrısı olduğuna inanırlardı. Birbirlerine aksi yönde bakan iki yüzle tasvir edilirdi. Bu yüzlerden biri genç diğeri yaşlıdır. Genç yüzü geleceğe, ideallere, değişime işaret ederken; yaşlı yüzü geçmişi, yaşanmışlıkları ve muhafaza etmeyi temsil eder. Tek bir bedende iki yüzün olması da “an” da olmayı çağrıştırır.

Janus’un iki yüze sahip olması varoluşsal ilkelerin ve kozmik anlayışın üç tezahürünü temsil eder. Bunlar;

1-İkiliğin bir olması: Geçmiş-gelecek, sevgi-nefret, başlangıç-bitiş, gece-gündüz gibi.
2-Zamanın döngüsel olması: Janus, zamanın döngüsel ve sarmal doğasını hatırlatır. Bitmiş olan yeni bir başlangıcın tohumunu taşır.
3- Kapı ve Eşik Arketipi: Janus, aynı zamanda ruhsal ve fiziksel geçişlerin de koruyucusu olarak kabul edilir. Bir karar anında hayatın bir evresinden diğerine geçişte kapı ve eşik arketipi ile ifade bulur. 

Janus’un modern kültürdeki en belirgin mirası yılın ilk ayı olan Ocak ayıdır. Ayrıca İngilizce “janitor” kelimesi kapıcı anlamına gelen Latince “ianitor” kelimesinden türemiştir. Anlatıda da Emerenc’in mesleğinin kapıcı olması bilinçli bir tercihtir. “… ev işlerinde bana yardımcı olacak birini araştırmaya başladım. Eski bir okul arkadaşımdan çözüm geldi. Kız kardeşinin evinde uzun yıllardır yaşlı bir hanımın çalıştığını, gençlerden daha iyi olduğunu aynı zamanda kapıcılıkta yaptığını aşağı yukarı resmi bir görevli sayılabileceğini söyledi.” (s.11)

Gelelim anlatımıza…

1-İkiliğin Bir Olması: Anlatıda iki kadın karakter üzerinden kurgulanmıştır. Geleceği ve idealleri temsil eden genç Magduska ile geçmiş ve deneyimleri temsil eden yaşlı Emerenc. Birbirlerinin zıddı olan bu iki kadın karakter özünde ikiliğin birliğine işaret eder. “Her şey zıddıyla kaimdir.” sözü, bir kavramın ya da bir durumun karşıtlığı ile anlam kazandığı ve denge bulduğu anlamına gelen felsefi ve tasavvufi bir sözdür.  Dolayısıyla bu iki kadın karakter arasında sevgi ve nefret üzerinden kurgulanan birtakım zıtlıklardan bahsetmemiz mümkündür. Nedir bunlar?

  • İnanç zıtlığı: Emerenc kiliseye, papaza, Tanrıya ve Kutsal Kitap’ta yer alan kişiliklere karşıyken;  Magduska Pazar günleri ve dini bayramlarda düzenli bir şekilde ayinlere katılan kilise cemaatindendir. “Yaşlı kadın yalnızca kiliseye ve papazlara değil, Tanrı’ya ve Kutsal Kitap’ta yer alan tüm kişiliklere karşı çıkıyor, sadece uğraşından dolayı değer verdiği Aziz Yusuf’u diğerlerinin dışında tutuyordu.” (s.26) Kiliseye boş zamanı olanların gideceğini düşünen Emerec için “Kilise dönüşü önünde hazır yemek bulan birinin dindar olması kolay işti.” (s. 129)
  • Emek zıtlığı (süpüren ve süpürmeyen): Magduska zihin gücü ile çalışan aydın tipi olarak karşımıza çıkarken; Emerec beden gücü ile çalışan bir kapıcıdır. “Emerenc’in dünyasında iki tür insan vardı; süpüren ve süpürmeyen. Her şey bu noktada düğümleniyordu. Ulusal bayramların hangi sloganlarla veya hangi bayrak altında kutlandığının hiçbir önemi yoktu.” (s.101) “Emerenc kimin elinde olursa olsun iktidardan nefret ediyordu.” (s.104)
  • Sosyal sınıf zıtlığı: Magduşka yazar ve eğitimli kişiliği ile karşımıza çıkarken Emerenc ilkokulu bile bitirmemiş kapıcılık yapan işçi sınıfından bir kadındır. “…güçlükle okuyup yazabiliyordu, temel aritmetik işlemlerinden yalnızca toplama ve çıkarmayı anımsıyor ama hafızası bir bilgisayar gibi çalışıyordu.” (s.102)  “Mahalledeki büyük binaların nereyse tamamının önünde biriken karı o kürerdi; öyle ki gece geç saatlerde veya sabahın erken saatleri dışında radyo dinleyecek zamanı bile olmazdı.”(s.21) 
  • Gençlik-İhtiyarlık: Magduska her şeye yetişmeye çalışırken hayatı ıskalayan genç ve tecrübesiz bir aydın iken; Emerenc seksenli yaşlardadır.
  • Akıl-Sezgi: Emerenc mümkün olmayanı denemeyecek kadar bilge bir karakterdir. “Sizin aklınız basit olan hiçbir şeyi almıyor. Sürekli arka kapıdan girmek istiyorsunuz, oysa kapı ön tarafta” (s.132) derken; sezgiye dayalı tecrübelerini ortaya koyar. “Benden bu denli farklı olmasına karşın nasıl oluyordu da bana bu kadar bağlanabiliyordu?” diyen Magduska ve Emerenc arasında dünyayı ve yaşadıkları olayları kavrama arasında bir zıtlık söz konusudur. 

2- Zamanın Döngüsel Olması: Anlatıcı bunu iki şekilde yapar. Birincisi teknik olaarak. Anlatının ilk ve son bölüm başlıkları “Kapı” dır. Anlatıcı, anlatıyı başladığı cümleler ile bitirir. “Rüyalarım birbirine tıpatıp benzeyen, yenilenip duran görüntülerden ibaret. Ben hep o aynı düşü görüyorum.”(s. 7/ s.239) Bu anlatı tekniği bizi hikâyenin başladığı noktaya götürür ve sarmal bir durum oluşur. İkincisi ise içerik olarak. Anlatıda Emerenc’in ölüp Sutu’nun yaşıyor olması ve onun görevini devralması her bitişin yeni bir başlangıcın tohumu olmasına işaret eder.

  Emerenc iki durum sebebiyle Magduska’ya sitem eder. 

1-Zamana sahip olmayışı.
2-Mekâna sahip olmayışı.

“Bir ev bile almadınız, oysa sizden bir ev almanızı nasıl da istemiştim. Bir çocuk bile doğurmadınız, ona bakacağıma ilişkin size söz bile vermiştim.” (s. 222) Burada ev mekânın, çocuk ise zamanın simgesidir.

3-Kapı ve Eşik Arketipi: Romanın da başlığı olan kapı; hem Emerenc’in ruhuna olan duygusal engeli hem de evine olan fiziksel engeli sembolize eder. Emerenc hiç kimsenin –en yakın akrabalarının ve arkadaşlarının bile- evine girmesine izin vermez. Kapalı kapılar yasası aralarında kan bağı bulunan akrabaları için de geçerlidir. Dolayısıyla tüm ziyaretçilerini dairesinin verandasında ağırlar. “Zili çalan herkesi içeri almamı zorunlu kılan bir kararname mi var? Kim olursa olsun kapıyı açmak zorunda mıyım? (s.50) diyen Emerenc, hem içsel duygularını hem de evini herkese karşı korur. Buna karşılık Emerenc’in “kapısından” içeri girebilen tek kişi Magduska olmuştur.

Son Söz
Hayat başlangıçlar ve bitişler arasında devam eden akıcı bir süreçtir.
Yaşadığımız her an bir kapı eşiğindeyiz.
Bir yüzümüz geçmişe bakarken diğer yüzümüz ise geleceğe dönüktür.
Dolayısıyla;
Herkesin kendine ait bir kapısı var.
Belki açılmış, belki de hala kilitli.
Bense “İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece”
Peki, senin kapın ne durumda?

Senin Kapın Ne Durumda?
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Yenihaber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin