Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Karahan, “Sıkı para politikamızın enflasyon üzerindeki olumlu etkilerini görmek amacıyla önümüzdeki dönemde tüm para politikası araçlarımızı kararlılıkla uygulayacağız. Yıl sonunda enflasyonun yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz” dediğini duyduk bugün haberlerde…
Sabah markete girip iki poşetle çıktığımız günleri hatırlayan var mı? Artık aynı poşetler daha hafif, fişler ise daha ağır. İşte enflasyon tam da böyle bir şey: Sepeti küçültürken faturayı büyüten görünmez bir el.
Enflasyon, en basit tanımıyla fiyatlar genel seviyesindeki sürekli artıştır. Ama teknik tanımlar mutfaktaki yangını anlatmaya yetmez. Çünkü mesele yalnızca fiyatların artması değil, alım gücünün erimesidir. Dün bir maaşla geçinen bir aile, bugün aynı maaşla ayın sonunu getirmekte zorlanıyorsa, orada rakamlardan daha fazlası vardır: Güven kaybı, belirsizlik ve gelecek kaygısı.
Enflasyonun en tehlikeli yanı, adaletsiz dağılımıdır. Sabit gelirli çalışanlar, emekliler ve küçük esnaf en ağır yükü taşır. Geliri enflasyon oranında artmayan herkes, aslında her ay biraz daha fakirleşir. Oysa fiyat artırma gücü olan kesimler bu süreçten daha az etkilenir. Böylece gelir dağılımı bozulur, toplumsal huzursuzluk artar.
Peki enflasyon neden olur? Talebin arzı aşması, üretim maliyetlerinin artması, döviz kurlarındaki yükseliş, para politikasındaki hatalar… Sebepler çoktur ama sonuç aynıdır: Güvenin zedelenmesi. Ekonomide güven kaybolduğunda insanlar harcamalarını öne çeker, tasarruflarını korumaya çalışır, yatırım kararlarını erteler. Bu da enflasyon sarmalını besler.
Enflasyonla mücadele yalnızca faiz artırmak ya da fiyat denetimi yapmak değildir. Asıl mesele, üretimi artırmak, verimliliği yükseltmek ve öngörülebilir bir ekonomik ortam sağlamaktır. Hukukun üstünlüğü, kurumsal bağımsızlık ve şeffaflık da en az para politikası kadar önemlidir. Çünkü ekonomi, rakamlardan çok beklentilerle hareket eder.
Unutmayalım: Enflasyon sadece ekonomik bir sorun değildir; sosyal bir meseledir. Mutfaktaki tencereyle, pazardaki tezgâhla, kirayla, faturayla ilgilidir. Ve en önemlisi, insanların geleceğe dair umuduyla ilgilidir.
Cebimizdeki o görünmez deliği kapatmak için günü kurtaran değil, güven veren politikalara ihtiyaç var. Çünkü fiyatlar yükselirken asıl düşen şey, toplumun alım gücü kadar sabrıdır da.
