ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

20.04.2021

“Yanılsama” izlenimleri ve Eraydın

Erdek'te yaşayan, gençlik yıllarımın arkadaşı, sevgili dostum, mimar Ahmet Eraydın, romanlarını dörtledi. 2012 yılında yayınlanan “Pirina”, 2017'de yayınlanan “Boşluk”, 2018'de raflarda yerini alan “Ayna Kiri”nden sonra şimdi de “Yanılsama” okurlarla buluştu.

Bir solukta okudum, 441 sayfalık, “Yanılsama”yı…

Çok iyi kurgulanmış, edebi ve şiirsel bir anlatımla kaleme alınan “Yanılsama”, etkili bir kitap olmuş. Bölümler arası doğru geçişlerle dikkatimi ayrıca çeken “Yanılsama”nın gizemli dili, sürprizleri, gerçek gazeteciliğe ve demokrasiye bakışı, Güneydoğu Anadolu'nun törelerine ve dini argümanlara yaklaşımının yanı sıra pornografilikten uzak, ancak yaşamın içinde bulunan cinsellik ve erotizme düzeyli bir şekilde yer verişi çok etkileyici…Çok iyi kurgusu ve sürprizleriyle kitap, yer yer bir polisiye tadı da veriyor.

“Yanılsama”nın baş kahramanı, idealist gazeteci Deniz'in kişiliğinde, mesleğin, ülkemizde, son yıllarda içinde bulunduğu büyük erozyon da gözler önüne seriliyor. “Geçmişte büyük mücadeleler verilerek ve bedeller ödenerek kazanılmış kamusal bir meslek” olduğu vurgulanan gazeteciliğin, ülkemizde, iktidar sahiplerinin güdümüne girip, kamusal görev ve sorumluluk bilincinden ve özgür yayıncılıktan uzaklaştığına dikkat çekilerek, “Demokrasi kültürünün ne ölçüde geliştiğini anlamak için o ülkedeki gazeteciler ile iktidar sahipleri arasındaki karşılıklı iletişime bakmak yeterlidir” deniliyor. Çok doğru bir saptama!

Gazeteci Deniz, meslek idealleri ile işini kaybetmek endişesi arasında zaman zaman bocalıyor, ne yapacağını bilemiyor. Çünkü gazeteleri, mesleği doğru ve dürüst şekilde yapmak yerine şirketlerine bu yolla büyük kazançlar sağlamak amacıyla ele geçirenlerin, gazeteleri satın alırken, bünyesinde çalışan insanları da satın aldıklarını sandıklarını yaşayarak görürken, “Parayı verenin düdüğü çaldığı teknede tabii ki sahibinin şarkısı söylenecektir. Birkaç istisna dışında, çağdaş anlamda bir basın özgürlüğünden söz etmek artık mümkün değildir” gerçeğine ulaşıyor, Deniz.

“Yanılsama”da, başta “Kanlı Pazar” olmak üzere Türkiye'nin yakın siyasi tarihinden de olaylar ve izlenimler var. 

Romanda, ülkemizdeki din sömürüsünün vardığı boyutlar, Güneydoğu Anadolu'da, kendini çok iyi yetiştirmiş, din sömürüsüne ve katı törelere karşı mücadele eden bir şıhın ağzından dile getirilerek, “Allah'ın kitabında kırkta bir zekat gibi bir ifade yoktur. Bu da birçok konu gibi sonradan uydurulmuş ve İslam'a zarar veren zehirli bir yalandır” deniliyor. 

Bu değerlendirme aklıma hemen Victor Hugo'nun, “Tanrı, insanın içindeki vicdandır” sözünü getiriyor.

Ahmet Eraydın, bu son romanında, yaşamın bir yolculuğun sonunda varılacak nokta değil, bu yolculukta yaşanan tüm olaylar olduğunun özellikle altını çiziyor, mutlulukları, acıları, umut ve umutsuzlukları ile bir bütün durumunda. Aynı Peyami Safa'nın, “Hayat, yapmak istediklerimizi planlarken başımızdan geçenlerdir” dediği gibi…

Eraydın'ın, 4 romanında da belirgin bir şekilde görülen bir nokta var. Roman kahramanlarının meslekleriyle ilgili çok iyi bir araştırma yapılması. Bu konuda herhangi bir mesleki tutarsızlık ve boşluk olmamasına ayrı bir özen gösteriliyor.

“Yanılsama”nın rahat ve “bir solukta” okunmasında elbette ki, edebiyatın büyüsü ve şiirsel anlatımın büyük rolü var. Bunlardan birinde, “Batış yönünde ilerleyen güneşin aydınlattığı ve metal bir levha gibi parlayan deniz üstünde süzülen martıların ışık saçan bir tavada eriyen kanatları, yitip gitmelerin ve yeniden var olmaların ilahi sırrını açıklar gibiydi” deniliyor.

Romanın kahramanı Deniz, annesine gitmek için İstanbul dışına çıkma kararını şu duygularla dile getiriyor:

“Karamsarlıkları zihnimden silebilir, karanlık gölgelere ışıkla çivilenen şarkıların, burnuna zambak tozu bulaşmış teknelerine binerek yakamoz tutkusuna kürek çeken melodilerinde kendime ait notalar bulabilirdim.”

Deniz, yine çarpıcı bir değerlendirmesinde ise “Hayatımın belki de en önemli noktasında, aynı ülkenin farklı bir köşesine, başka bir pencereden bakmak için yola çıkmak üzereyken, kalemin buğulu camlarını belki, gereksiz duygulardan arınarak aydınlanmış olarak çıkabilirdim. Ne tuhaftır ki, yıllarca uzak yıldızların ışığından medet umarak kendimi kandırmış ve hemen yanı başımdaki güneşin sıcaklığını fark etmeden yaşamıştım.”

Andre Gide, “Anı, ölümün elinden bir şeyler koparmaktır” diyor.

Ben ise “Yazmak başta olmak üzere her alanda toplum için üretmek, ölümsüzlüğü yakalamaktır” diyorum.

Çağdaş ve sorumlu insanın, bulduğundan daha iyi bir dünya bırakacağına, bu amaçla atılacak bir çığlığın bile kimi zaman bir çığa dönüştüğüne inanıyorum. 

Sevgili Ahmet Eraydın'ın da sürekli üretme çabası içinde edebiyata katkılarının bundan sonra da süreceğinden hiç kuşkum yok.

Nice yeni kitaplara sevgili Ahmet…




Bu yazı 103 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans