ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

10.06.2021

MARMARA DENİZİ ve DENİZLERİMİZ

 Marmara Denizi'nde görülen ve gittikçe yayılma eğilimindeki kirlilik yeni bir olay değildir. Deniz salyası (müsilaj) denilen görüntü kamuoyunu harekete geçirdi. Uzun yıllardır süren ihmalin, akılsızca verilmiş kararların sonucudur. Deniz ölmekte olduğunu yüzümüze tükürerek haykırmaktadır.

     Siyaset yaptığını sanan aklı evvelin biri çıkmış, İstanbul seçimini Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu kazandı ya, ondan, CHP yüzünden oldu, demeye getiriyor. Biz gülüp geçelim. 

     Denizlerimiz, göllerimiz, akarsularımız kirleniyor, ölüyor diye yapılan pek çok uyarıya, iktidar olanlar hep kulak tıkadılar. Hiçbir bilimsel çalışma yapılmadı ve önlem alınmadı.

                                        ****

     Bu konuyu biraz açalım.

     Atatürk döneminde de İstanbul Nazım Planı ile ilgili önemli girişimler yapılmış fakat genç Cumhuriyetimiz birçok sorunla karşı karşıya olduğu için zaman ve bütçe ayıramamış. Daha sonra da 2. Dünya Savaşı'nın getirdiği sıkıntı ve yokluklar yüzünden İstanbul'un imarı gecikmiştir.

     1950-1960 arası Demokrat Parti'nin tek başına iktidarda olduğu yıllardır. Menderes Hükümetleri İstanbul'da bazı düzenlemeler yapmak istiyor. Dünyaca ünlü bir Fransız Şehir ve Bölge Planlamacısını İstanbul'a davet ediyorlar. Hükümet kent trafiğini rahatlatmak, artan nüfusa göre yeni yollar açmak istiyor. Bu uzman İstanbul'da bir süre kalıyor. Kenti geziyor, dolaşıyor. Karadan, denizden, havadan incelemeler yapıyor. Sonra hükümete hazırladığı raporu sunuyor. Raporunda ;

‘'Dünya'da Marmara gibi bir iç deniz, İstanbul ve Çanakkale Boğazları gibi su yolu hiçbir yerde yok. Siz bu çevreye sanayiyi sakın sokmayın. İstanbul'dan Anadolu'nun içlerine doğru 250 km. otoban bir yol yapın ve sanayinizi oraya kurun, yoksa bu güzelim deniz kirlenir''  demiş, gitmiş.

     O günkü hükümet de bu uyarıyı önemsemeden ‘'Bize deniz değil, sanayi lazım'' deyip kendi bildiğini okumuş. Birçok tarihi eseri ve camileri yıkıp yok ederek Yenikapı Sahil Yolu'nu, Vatan ve Millet Caddeleri ile Ordu Caddesinin bir bölümünü açmışlar.

     Sanayi de Haliç çevresi başta olmak üzere İstanbul'a ve yakın çevresine kurulunca, Anadolu'dan iş ve ekmek peşindeki herkes İstanbul'a göç etmiş. Kentin nüfusu hızla artmış. Plansız göç, sorunları da hızlıca artırmış. Kanalizasyonlar derelere ve denize akıtılmakla kalmamış, fabrikalar hep deniz kenarına kurulmuş. Atıkları da denize verilmiş. Sonuçta önce Haliç, sonra Marmara Denizimiz bugün lağım çukuruna dönüşmüştür.

                                    ****

     Balıkesir'den hafta sonları günü birlik deniz turu düzenlenirdi. Ege kıyısı Akçay ve Ören ile Marmara'da Erdek'e sabah erkenden gidilir. Bir gün doya doya denize giren Balıkesirliler akşama evlerine dönerlerdi. Önce Erdek'ten vazgeçildi. Daha o zamanlarda kirlilik başlamıştı.

     Otuz yıl önce Gemlik-Hasanağa İzci Kampı'nda denize sualtı gözlüklerimle girdiğimde kirliliği görüp ‘'eyvah !'' demiştim. Orada da denizin kirli olduğunu gözlemlemiştim.

     Denizlerimizde şimdi görülen deniz salyası (müsilaj) ile artık ölmek üzere olduğunu bize gösteriyor. Üst üste ihmaller, bilim aklından uzaklaşıp kolaycılığa kaçanlar, hiçbir önlem almadan günü kurtaran sağcı, liberal, muhafazakar parti mensupları sonucun sorumlularıdır.

     Yirmi yıldır merkezi hükümette, yirmi beş yıl İstanbul'u yönetmiş AKP içinden biri çıkıyor iki yıldır iş başında bulunana Ekrem İmamoğlu'nu sorumlu gösteriyor. Buna kim inanır? Biz gülüp geçtik ama başkaları başka sözler eder. 

                                       ****

     Cumhuriyetin kuruluş yılları ve sonrası, neden Nazilli'ye basma fabrikası, Uşak ve Alpullu'ya şeker fabrikası, Bursa'ya merinos kumaş fabrikası, Karabük'e demir-çelik fabrikası kurmuşlar? Burada hepsini sıralamaya gerek yok. İstanbul'a değil de neden Anadolu'ya yayılmış.

     21 tane köy enstitüsü  yurdun her yerine dağıtılmış. Doğu, batı, güney, kuzey, İç Anadolu ve Trakya'ya tam dengeli bir dağılım var. İşte yurtseverlik budur. İşte vatanın bütünlüğü böyle sağlanır.

     Sen Atatürk'ün karma ekonomi anlayışından vazgeçer, kamu sektörünü yok edersen, her şeyi özel sektöre bırakırsan, plansızlığı geçerli hale getirirsen ülkende sosyal dengeyi, bölgeler arası farkları azaltamazsın.

     Yurt içi göç, sanayinin olduğu yerlere doğru hızla artar. Bugün Marmara Denizi çevresinde nüfusun neredeyse yarısı oturuyor. Bu plansızlık yüzünden  lağım çukuruna dönen Marmara Denizi çevresi bu yükü kaldıramaz hale gelir.

     Daha henüz katlanılmaz pis kokular yok. Bir de kanal açarak dengeleri bozarsanız, sıra Marmara'nın kıyılarını doldurarak, arsa haline getirip, rantçı müteahhitlere verirsiniz.

                                 ****

     1950'den bu yana iktidar olanlar bu sonuçtan sorumludur. Bir insan ömrü kadar sürede denizleri, gölleri, akarsuları kirletenler, bu ülkeyi kötü yönetenlerdir.

     Bütün partiler aynı, iktidarlar aynı, birbirinden farkı yok diyerek kolaycılık yapmayın. Hepsi aynı değil. Şimdiki gençlerin geleceğini karartan, kötü yönetimlerin sahipleri sağcı, liberal, muhafazakar partilerdir. Çünkü yetmiş yıldır ülkemizi adları değiştirilmiş bu partiler yönettiler.

     Sorumlu onlardır.


     Çare nedir mi diyorsunuz. Çare yeni bir iktidar, yeni bir anlayıştır. Halkçı bir iktidardır. Çare Atatürk politikalarına dönmektir. Daha demokratik, halkın çıkarlarını önceleyen, çevreci, yeşili-doğayı korumada kararlı, ulusal bütünlüğümüzü koruma hassasiyeti olan, yatırımları bu anlayışla planlayan, karma ekonomiye yer veren bir iktidar için, bu konulara önem, ilgi ve emek vermek gerekir.

     Görev almak, destek olmakla olur. Hazırcı olmakla değil.

     Çaresiz değilsiniz, çare sizsiniz.

Bu yazı 231 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans