ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

03.08.2021

ORMAN YANARKEN

Sevgili Arkadaşlarım,

Ormanlarımızın yangınını gözyaşlarımızla söndürebilsek! Ağaçları dikebilirsiniz! Ceylanları, serçe kuşlarını geri getirebilir misiniz? Kaplumbağaları, tavşanları, dilsiz ağızsız canlıları geri getirebilir misiniz? Böceklerin toprağa, tohuma nice yararlı olduğunu bilir misiniz? Evsiz kalan köylülere bundan sonra ne olacak biliyor musunuz? Yanan biziz orman değil! Tüm doğadan, insandan binlerce özür dileyelim. Hepsine saygı ile bu yazımı armağan ediyorum. 

 

 

Kabuğumdan başımı çıkardım. Çevrem simsiyah duman olmuş. Ormanın içimizi açan kokusuna hiç benzemeyen kötü bir koku burnuma doldu. Gözlerim de burnum gibi yandı. 

Başımı bulutlara kaldırınca yemyeşil çamların kızıl alevlerle yandığını gördüm. Alevlerin dilleri tüm çevreye hızla yayılıyordu. Yanan çam dalları, yaprakları, büyük bir çatırtıyla ağlıyordu. Örümceklerin incecik ağları kül oluverdi.

Ağustos sıcağından kaçan ben, ormanın serin otlarına sığınmıştım. Nemli toprakta açtığım oyukta üç yavrum vardı. Hepsini çıkardım.

“Gözlerinizi kapatın. Başınızı kabuğunuza çekin. Şimdi sizi bayırdan aşağıya yuvarlayacağım.” 

En küçük yavrum bana yalvarıyordu. 

“Anne ayrılmayalım!”

Onlara sevgiyle baktım. Başımı başlarına sürdüm.

“Ayrılmıyoruz, dedim. Bayırın altında buluşuruz. Ben sizi yine çalıların nemli gölgesinde bulurum.”

Yavrularımı oyuktan çıkarırken, kuyruğu yanmış yılan tıslayarak yanımdan ok gibi fırladı.

“Hey, kaplumbağa! Yavrularını kurtar! Benimkiler kömür oldu.”

Kanadı yanmış güzel kuş, başımın üzerinden acı sesler çıkararak uçup gitti.

Kulakları yanmış domuz yavruları ne yana kaçacaklarını şaşırmış, korkmuş, çalılara gire çıka kaçıyorlardı. Karacalar, büyümüş güzel gözleri, ince uzun bacaklarıyla çalıların üzerinden atlayarak bayırdan aşağıya kendilerini bıraktılar. 

Yanımızdan kuyrukları, kulakları tüyleri yanmış birkaç gururlu tilkiyle kurt geçti. Tüm orman yaratıkları çılgına dönmüştü. Acı çığlıklar yürek yakıyordu.

Kelebekler yaprakların üzerinde kömürleşmişti. Cırcır böceklerinin çıtırtıyla dallardan yere döküldüğünü gördüm. Son şarkıları yarım kalmıştı.

Serçe yavruları meşe dallarındaki yuvalarında çırpınıyorlardı. Bazı yuvalar simsiyah olmuştu. Bülbüllerin güzel şarkıları susmuştu.

Saksağan yanmış uzun gagasını acı acı açıp kapatırken üzerine yanmış meşe ağacı devrildi. Puhu kuşu kocaman gözlerini açmış. Olup biteni anlamaya çalışıyordu. Dev gibi çam ağacı alevler içinde üzerine devrilince korkudan dili tutuldu. Kaçabildiğini sanmıyorum.

Yavrularımı içim sızlayarak bayırdan aşağıya yuvarladım. Onlar küçük belki kurtulurlar diye umuyordum.

Yanmış meşe dalları, çamlar devrilirken kendimi bayırdan aşağıya bıraktım. Yuvarlanırken çarptığım çalılar, kayalar bana yardım eder gibiydiler. İçlerinden “Kurtulacaksın” diyerek bana imrendiklerini biliyordum. Onlar kurtulamadı.

Gözlerimi açtığım zaman kocaman bir kayanın arkasındaydım. Önünden yol geçen bir kayaydı bu. Arabaların, minibüslerin seslerini duyunca anladım. Başımı uzattım. Yolun deniz tarafına otomobiller, jipler, traktörler, yangın söndürücüler dizilmişti.

İki helikopter denizden doldurdukları suları tepeye kadar taşıyor, alevlerin üzerine boşaltıyorlardı.

Arabalarından inmiş kucağı bebekli anneler, küçük çocuklar, delikanlılar acılı yüzlerle yanan çamlara, meşelere bakıyorlardı. Bir dizi asker ellerindeki kazma, küreklerle hendek açtılar. Yangının yayılmasını önlemek için.

Hava çok sıcaktı. Ormandaki yangın havayı solumayı güçleştiriyordu. Gözleri yaşlı küçük oğlan, yolun üzerindeki yavrularımdan birini buldu. Babası: 

“Ali, ezileceksin oğlum. Yola neden fırladın?” 

Ali'nin babası haklıydı. Yol çok işlekti. Benim küçük yavrumu kurtarırken Ali ezilebilirdi. 

“Baba, bu kaplumbağayı evimize götürelim. Bak, nasıl yuvarlandı tepeden!”

Benim içim sevinçle doldu. Yavrumun biri kurtulmuştu. Diğerleri bu çalılara takılmıştır diye çevreme baktım. Ali'nin babası:

“Bunun ailesi vardır Ali. Ormandan ayırmasak iyi olur!”

Ali gözyaşlarını silerken:

“Bırakalım da kuşlar, yılanlar, böcekler gibi kömür mü olsun?”

Babası başını “Hayır.” anlamında iki yana salladı. Yerdeki kahverengi, yeşil şişe kırıklarını ayağıyla denize yuvarladı. Hırsla söylendi:

“Bu cam kırıkları, Ağustos sıcağında güneş ışıklarını ayna gibi yansıtıp yangını çıkarıyor. Önce kuru otlar tutuşuyor, sonra ağaçlar.”

Çalıların altında bir şeyler kıpırdıyordu. Biraz yaklaşınca yavrularımı buldum. Biz kurtulmuştuk. Ya orman, ya tüm hayvanlar.  Acı sesleri yüreklerimizi yakıyordu. 

Helikopterler, karanlık oluncaya kadar denizin suyunu yanan ağaçların üzerine dökmek için taşıyıp durdular.


Bu yazı 100 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans