ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

07.08.2021

INDUSTRIAL REVOLUTION – ENDÜSTRİ DEVRİMİ –(IV) 5

AMERİKA'NİN İLK KAPİTALİSTLERİ

 

PIERPORT MORGAN

1780'de İngiltere'nin Amerika üzerindeki ticarî sınırlandırmaları kalktığından ve banka izinleri verilmeye başlandığından, o günlerin ticaret merkezi olan Philadelphia'da tüccarlar ilk Amerikan bankasını, Bank of Pennsilvania'yı kurdular. İlkin bu banka kâr amacı gütmüyordu. Sonradan Robert Morris bunu kâr amaçlı banka haline dönüştürdü ve böylece dünyanın üçüncü modern büyük bankası Bank of North America doğdu. Boston ve Newburyport'daki hisse senedi simsarları (brokerler) da bu bankanın ortağı oldular. Morris'in, günün şartları içinde doğu kıyılarında iş âleminin önde gelenlerini değişik nedenlerle Philadelphia'da Chesnut Street'deki mermer sarayında misafir ettiği bilinir (Cochran; 1959, 25). 1784'de Boston ve New York'da da modern bankalar kuruldu. Genelde bankacılığın kendi kendini kontrol etmesi ilkesi uygulanmak istendi ise de bankacılığın bankacılar tarafından yönlendirilmesi yeterli olmadı. 1820'lerden itibaren çeşitli eyâletlerde çıkarılan çeşitli yasalarla bankacılığa bir disiplin getirilmeye çalışıldı.

Hayatı kısaca incelenen Amerikan kapitalizminin ilk kaptanları arasında eğitim görmüş ve belli bir amaçla yetiştirilmiş ilk kişi Pierport Morgan'dır. Connecticut eyâletinin Hartford şehrinde 1838'de doğan Pierport Morgan babası tarafından dikkatle yetiştirildi. Gençliğinde Amerika dışında çok seyahat etti. Almanya'da Göttingen Üniversitesinde birkaç yıl okudu ve matematikte çok başarılı oldu. ‘Serseri' dış görüntüsü, içine kapanıklığı, kendisinde hiçbir yetenek olmadığı izlenimini veriyordu. Gençliğinde Amelia Sturges isimli bir kıza aşık oldu. Amelia, hastalığı nedeniyle Morgan'ın evlenme teklifini reddetti, kısa bir süre sonra da öldü. Bundan sonra uzun bir süre Morgan kendini romantik hayattan uzak tuttu ve eğitimine eğildi. İlk deneyimlerini babasının ortağı olduğu Londra'daki meşhur George Peabody & Co isimli bankacılık şirketinde edindi. Bu Amerikan bankası Londra'yı merkez edinmişti ve Avrupa'dan Amerika'ya akan yatırım fonlarını yönetiyordu. On dokuz yaşındaki Morgan burada ilk kez 60 gün vadeli borç senetlerinin Paris, Amsterdam ve Hamburg'daki değerlerini öğreniyor, ayrıca ‘Commodity Trading' emtea ticaretine ilk adımını atıyordu. Bir keresinde kendisine yol göstericilik yapan danışmanının aksine, yükselen kahve piyasasında bir gemi yükü kahve satın aldı, fakat piyasaya sürmeyip darlık yarattı ve sonra çok yüksek bir fiyatla malı elden çıkardı; böylece çok kısa bir sürede büyük bir kâr elde etti. Bu onun ilk önemli ticarî işlemi oldu. On dokuz yaşında kendine çok güvenen babasının temsilcisi olarak kendi işini kurmak üzere o günlerin hızla yükselen malî merkezi New York'a geldi (Josephson; 1962, 45).


George Peabody & Co şirketinin ortakları baba Junius Morgan ve George Peabody çok sevilen, dürüst bankacılardı. Bu şekilde yetişmesi nedeniyle genç Morgan işlerinde daima dürüstçe davrandı ve yazılı kontratları kelimesi kelimesine yerine getirerek hem mevduat sahiplerinin hem de borç verdiği banka müşterilerinin büyük güvenini kazandı. Bu itibar, daha sonra ona kısa vadeli değil uzun vadeli büyük olanaklar sağladı. Piyasadaki bu itibarı ve tedbirliliği sayesinde ilerdeki yıllarda House of Morgan şirketini kurdu.

1857 paniği, George Peabody & Co firmasını, herkesin elindeki şirket hisselerini ve şirket borç senetlerini (bond) çok ucuza elden çıkardığı bir zamanda, ellerinde bol miktarda nakitle yakaladı. Bu nakitle çok ucuza hisse senedi topladılar, aldıkları yatırım araçlarını panik geçtikten sonra çok iyi fiyatla sattılar. İç savaş sırasında da kendilerine güven nedeniyle Amerika'dan dışarıya kaçan sermayeyi Londra'ya kendi şirketlerine yönlendirdiler (Josephson; 1962, 60). Genç Morgan ayrıca 1861'de, yıllarca önce kahvede yaptığı spekülasyon gibi harp malzemeleri ticaretine girdi. Washington'da Harp Dairesinin kalitesiz diye almadığı ve tanesini $ 3.5 dolardan elden çıkardığı silahları St Louis'deki Western Arm'ye toplamı $ 109.912 dolara satma işine karıştı ve 3 Mart 1863'de Hükümet Kontratları Komitesinin araştırmasına konu oldu ve komite;

‘Bayrağa sadakat yemini edenlerin ulus felâketlerle uğraşırken ve ölü verirken kendini kolay kârla şişmanlatması gibi davranış bir ülkede bilgi veren gizli düşman ajanlarından daha kötüdür' diye rapor verdi (Josephson; 1962,62). Bu olaydan sonra Morgan kendini tamamen bankacılığa yoğunlaştırdı. 1865'de Londra'da kendisiyle yapılan bir röportajda geleceğe olumlu gözle bakan az sayıdaki kişilerden biri olarak;

‘Bir gün ülkemizin en zengin doğal kaynaklara sahip olduğunu kanıtlayacağız.Bu kaynakları paraya çevirmemiz için çok çalışmamız gerekecek, savaşın (Amerikan İç Savaşı) mâliyetini ancak böyle karşılayabileceğiz' diyordu.

1871 yılı Haziran'ında Pierport Morgan Philadelphia'da Cooke'dan sonra en büyük bankacı Anthony Drexel'le ortaklığa girdi. Drexel, Morgan&Co Philadelphia'daki Drexel'in prestij ve itibarıyla Londra'daki J.S.Morgan Ltd.'in uluslararası deneyimlerini bir araya getiren çok güçlü bir finansman şirketi olarak ortaya çıktı.

1871 ve 1872 yılları ABD için çok kötü yıllardı. Savaştan sonraki ilk yıllık büyümeden sonra ABD'de işler bozulunca güvensizlik, ahlâksızlık, kıran kırana rekabet piyasayı sarmaya başladı. Charles Francis Ardams Jr. O günleri şöyle anlatır (Josephson; 1962, 167-169).

‘Hisse senedi borsası hırsızların ve kumarbazların istilâsına uğradı. Büyük şirketlerin ofisleri, birbirlerine karşı uygulayacakları dalaverelerin konuşulduğu, üç kağıtçılık işlerinin görüşüldüğü, gizli odalar haline dönüştü. Amerikan parlamentosunun koridorları reylerin satın alındığı, rey pazarlığının yapıldığı, yasaların sipariş üzere çıkarıldığı yerler haline geldi.'

Kasım 1871'de Chicago yangını ve Philadelphia'da meşhur hisse senedi simsarı Charles Yerkes'in büyük ölçüdeki sahtekârlığının ortaya çıkması, yalnız kuzey Amerika'yı değil Avrupa malî piyasalarını da olağanüstü bir şekilde etkiledi. Bankalar borçlularından alacaklarını gününden önce talep etmeğe başladılar. Eylül 1873'ün başında giderek artan karabulutlar, malî piyasalarda 13 Eylül'de New York'da tefeci büyük bir firmanın iflâsını ilân etmesiyle daha da yoğunlaştı. Ardından bir çok firma bunu takip etti. Gazeteler ekonominin içine düştüğü korkunç depresyondan söz ediyor, çok sağlam firmaların bile batmakta olduğunu yazıyordu. Philadelphia'nın en güçlü bankası Cooke & Co'nun sahibi o zamanların en güçlü iş adamlarından Cooke'un 17 Eylül gecesi ‘Ogontz' adlı sarayında Başkan Grand'la yedikleri yemeğe büyük sessizlik hâkimdi. İki dost yemekten sonra Cooke'un üzerinde kendi adı yazılı purolarını içerken ve yemek sonrası ‘Brandy' lerini yudumlarken ertesi gün başlayacak fırtınadan habersiz gibiydiler. Ertesi gün kahvaltıda Cooke o sabah New York'daki ortağı Fahnestock'dan aldığı telgraftan Başkan Grant'a hiç söz etmedi. Fahnestock o gün saat ll'de New York'un tanınmış bankerlerini ofisine çağırmış ve Cooke & Co bankasının New York ofisinin faaliyetlerini durdurduğunu ilân etmişti.

Aynı gün akşamüstü Cooke & Co'nin Philadelphia'da üçüncü caddedeki ana şubesi kapanmak zorunda kaldı. Cooke'un kendi deyimi ile ‘haber bir yangın alevi gibi bütün Amerikayı sardı.' “Tanrının kendilerini hiçbir zaman terketmeyeceğine inanan” Cooke'un düşüşüyle ilgili haberlerle her yer çalkalanmaya başladı. En güçlü, muhafazakâr bir bankanın batmasının ardından bir çok borsa simsarlık şirketi, küçük, büyük yüzlerce banka ve 5000 ticaret ve sanayi şirketi battı. Wall Street'de gün boyunca biribiri ardından bir çok şirketin işlemleri durduruldu.

Hisse senetleri değerinden yüzde otuz-kırk kaybetti. Döküntüleri çok değerli olan yıkıntıdan, güçlüler daha güçlenerek çıktı. Bunlar Vanderbilt, Morgan, Carnegie ve Rockefeller idi. Para ortalıktan kaybolur, başka ülkelere ve yatak altına kaçarken, dağlar dolusu madenlerin, demir, çelik döküm tesislerinin, makine ve fabrikaların, verimli toprakların, gemi ve demiryollarının hiçbir önemi yoktu. Onlar yalnız ‘hayâl gibi' bir şeydi. Para yoktu. Sadece bir gurup malî açıdan çok güçlü insanın satınalma gücü vardı. Günün olaylarını kaleme alan Gustavus Myers şöyle diyordu:

‘1873-1874 kışı çekilen zahmetin sınırında bir kıştı. Kış ortasında onbinlerce insan işsiz kaldı. Açlıktan ve soğuktan kıvranıyorlardı. İşsizler çeşitli yerlerde toplanıp protesto gösterisinde bulunmak istedi. New York City polis dairesi genel bir toplantıya, yoksulluğu herkesin göz önüne serebilmek için, izin verdi. 13 Ocak 1874'de Tompkins meydanında yapılmasına karar verilen toplantı sonradan men edildi. Buna rağmen gelen binlerce işçi meydanda toplandı. Polis meydanın kapılarını kapattıktan sonra gelenlerin üzerine yürüdü. Ortaya çıkan manzara tarif edilemez. Kadın ve çocukların çığlıkları, etrafa saçılan kar kesinlikle anlatılamaz. En önemlisi de konuyla ilgili New York eyalet senatosunda yapılar görüşmelerin hepsinin sonuçsuz kalmasıdır (Josephson; 1962, 171-172). Ham petrol üreticilerinden petrolün varilini, Rockefeller ilkin 3.25 dolara sonra 2.50 dolar, daha sonra da 2.00 dolara en sonunda da 82 cente almaya başladı. Carnegie'nin ‘faaliyetleriniz, genişletmenin en iyi zamanı herkesin küçüldüğü zamandır. Panik zamanı parası olan adam akıllıdır. Ve iyi vatandaştır' sözü hiç unutulmaz. Amerikan iş hayatının bir başka kaptanı Jay Gould, batıdaki demiryollarını bu panikte ele geçirdi ve panikten sonra piyasaya girenlere iyi bir fiyatla devretti. Bütün bu ticarî faaliyetlerin finansmanında Morgan şirketinin rolü unutulmamalıdır. Morgan bu yıkıntıdan, batan Cooke'un malî piyasalardaki yerini alarak çıktı. Özellikle Morgan'ın 1879'da Vanderbilt'in New York Central demiryolu şirketinin 250000 hissesini her biri $ 130 dolardan İngiliz ve Amerika'lılara çok kısa bir zamanda pazarlaması, Vanderbilt'in bu işten 30 milyon dolar nakit, kendisininde $ 3 milyon dolar komisyon kazanması ve New York Central yönetim kuruluna girmesi, Pierpont Morgan'a demiryolu endüstrisinde ileride yaratacağı imparatorluğun ilk adımını attırdı. Bir yıl sonra Drexel, Morgan & Co, Northern Pacific Railroad için 40 milyon dolarlık borç senedi sattı. Komisyonu yine yüzde ondu. Bunu biri biri ardına bir çok işlem takip etti. Morgan hisse senedi pazarladığı firmalara belli bir fiyat garantisi veriyor, buna bağlı olarak nakit para ihtiyacı olan bu şirketlere önceden nakit ödemede bulunuyor ve hisse senetlerini sonradan istediği fiyatla piyasaya sürebiliyordu. Pazarlama sırasında da bütün bankacı ve sanayici dostlarını devreye sokuyordu. Böylece yalnız  demiryollarına değil diğer sanayi kuruluşlarına da finansman sağlamaya başlandı. Morgan'ın büyük projelerin finansmanı ve onlardan sağladığı kârlar kar topu etkisiyle, hızla büyüyordu. Onu, ancak ortağı Drexel, daha tedbirli davranışları ile frenleyebiliyordu, Morgan, devreye yeni metodlar, yeni yöntemler ve kurumlar geliştirerek genel olarak Amerikan endüstrisinin finansmanını sağladı. Bu evreye Endüstrinin Morgan'laştırılması (Morganization of Industry) denilmeye başlandı. Böylece Morgan endüstri ile finansı birleştirerek Amerikan iş âleminde çok önemli bir yer aldı (Josephson; 1962, 292).

Diğer örneklerde görüldüğü gibi Morgan da dindar bir adamdı. Sert, kaba, yalnız, çalışanlarına karşı hiç demokratik olmayan Morgan, Wall Street'deki 23 Nolu ofisinden öğleden sonraları çıkar yakındaki St.George's kilisesine gider, orada diz çöker saatlerce orgun çaldığı dua şarkılarını mırıldanırdı. O günün ölçülerince her zaman kiliseye çok büyük miktarlarda yardımda bulunurdu. Bir keresinde kutsal St. John'un heykelinin yapılması için $ 500.000 dolar bağışta bulunmuştu. Kısa zamanda Episcopal kilisesine hayran kalmıştı. Sık sık orayı ziyaret etti. Orada kendini evinde gibi hissediyordu. Ve orada ömrünü tamamladı  (Josephson; 1962, 320).

Vanderbilt'in hayatını kaleme alan bir tarihçi Vanderbilt'in şöyle dediğini belirtir: ‘Amerika kendi başına iş başarmışların ülkesidir. Belki kültürsüz fakat büyük servet yapmışların. Bu ülkede hangi ailede doğduğunuz önemli değildir. Doğumunuz rastlantının dışında hiçbir sonucu etkilemez. Herkes damarlarında aynı kırmızı kanı taşır. Burada olağanüstü olmak, yeterlidir ve bu geçerli asilliktir' (Josephson; 1962, 315)

Amerika'daki servetin yarattığı sosyal sınıf ve dinler arasındaki ilişkiyi bir Jesuit Rahip şöyle özetler: (Baltzell; 1962, 255)

‘Amerikalı, bir Baptist ya da Methodist çiftçinin oğlu olarak dünyaya gelir, iyi bir eğitimden geçtikten sonra büyük bir şehirde iş adamı olur ve şehir banliyösündeki Presbyterian kilisesine katılır, sonra iş hayatında çok başarılı olunca, karısının sosyal heveslerini karşılamak için günün modası bir Episcopal kilisesine geçer. En sonunda bu olağanüstü başarılı Amerikalı Katolik olarak ölür. Bu iş dünyasını yaratan ve onun zirvesine ulaşan bütün girişimciler iş hayatında hep, Tanrıyla mukayese edilebilecek başka hiçbir sessiz ortak (sleeping partner) yoktur diye düşünmüşlerdir'. Gidilen kiliseler ve onların çevresi Amerikan Sosyal sınıf farklarının belirgin simgesi olmuştur.


Bu yazı 79 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans