ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

16.08.2021

TÜRKİYE’DE KAPİTALİZM VE GİRİŞİMCİLİK - I - 1

Uzun bir araştırma sonucu  yazdığım ve Yeditepe Üniversitesi tarafından  2006'da yayınlanan İş Ahlakı ve Yönetim isimli kitabımdan alınarak hazırlanan bu yazı serisi özgün, orijinal bir çalışmadır.

Yeni çağı yaşayan Batı'da endüstrileşme hızlı adımlarla ilerlerken, Osmanlı toplumu çeşitli nedenlerle Ortaçağlaşma sürecine girdi. Mal ömrün huzur ve aşayişi içindi, ömür mal biriktirmek için değildi. Bir hırka, bir lokma yeterdi. Hırs kapısı bağlanmalı kanaat kapısı açılmalıydı. Aç ve muhtaç kişi ustasından kaçan kişi idi. Haydan gelen huya gider, her varlığın peşinden bir yoksulluk gelirdi. Devletin kurulu düzeni sürdürmesi, değişmez düzenin temel olması kapitalizme fazla olanak sağlamadı. Batıda da aynı düşünce başlangıçta vardı, fakat kapitalizmin doğuş ve gelişmesine engel olamadı. Osmanlı kapitalizme geçişin gelinlik çağını yaşadı. Gelin kısır olduğundan doğum gerçekleşmedi. Tarih, felsefe ve edebiyattaki yavaş değişim Osmanlıların batılılaşmaya hazır olmadığını gösteriyordu, 'Tanzimatla liberal iktisat anlayışı Türkiye'ye geldiğinde endüstrileşmeyi gerçekleştirecek Türk girişimci burjuvazi sınıfı yoktu. İttihat Terakki yönetimine kadar tüccar ve sanayi Müslüman olmayan azınlıkların ve yabancı kaynaklı sermayenin elinde idi. Türk sermayedar sınıfının yaratılması girişimi bu yönetimle başladı. Ülkede en büyük girişimci devlet oldu, cumhuriyetten sonraki süreçte de, büyük oranda, bu eğilim devam etti. Özel teşebbüsün batı niteliğinde kalkınmanın motoru olma çabaları Ikinci Dünya  Harbi'nden sonra , özellikle 1950'lilerde başladı, 80'lerde gelişti. Osmanlı döneminin kapanmasında görülen ahlâk çöküntüsü günümüzün önemli bir sorunu olarak yeniden ortaya çıktı

TÜRKİYE'NİN EKONOMİK VE TOPLUMSAL YAPISI

Endüstri devriminin ilk yer aldığı İngiltere'deki kapitalizm öncesi ekonomik ve sosyal yapının özellikleri, aynı yüzyılda Osmanlı toplumunun kapitalizm öncesi özellikleriyle benzerlikler göstermektedir; tam olmasa bile özel toprak mülkiyeti, tüccar sınıf, birikmiş sermaye, bilgili usta kalfa sınıfı ve iş fırsatları iki ortamda da vardır.

  1. yüzyılda Osmanlı tarihçisi Mustafa Naima ‘hakkaniyet çemberi' olarak sunduğu, Osmanlı siyasal örgütlenmesini şöyle özetler:

1 .Asker olmadan devlet ya da mülk (hakimiyet) olmaz.

2.Askere sahip olmak servete ihtiyaç gösterir.

3.Servet uyruklardan toplanır.

4.Uyruklar ancak adaletle refaha kavuşabilir.

5.Şu halde mülk ve devlet olmadan adalet olmaz'

Shaw'a göre böylece servet, hükümdar ve devleti desteklemek ve uyruklar içinde adalet sağlamak için üretilir ve kullanılır. Bu amaç siyasal örgütlenmenin ve uygulamanın temel ilkesidir. Bu yapılanma toplumda iki gurubu oluşturmuştur. Birincisi yönetilen sınıf yaşamlarının asıl amacı sanayi, ticaret ve tarımla uğraşarak ve hükümdara vergi ödeyerek gelir yaratan halkdır. İkinci sınıfsa kendileri gelir yaratmayan, vergi ödemeyen, ama hükümdarın gelirini toplamak ve bu gelirlerle kendilerini, hükümdarı ve ailesini geçindirmek için onun aracısı olarak görev alan kalemiye, askeriye ve İlmiyeyi kapsayan, yönetenler sınıfıdır. Yönetenler sınıfını askerler, bürokratlar ve din adamları oluşturur (Shaw; 1982, 220).

Çiftçiler, zanaatkarlar ve tüccarlar, din ve eğitimle uğraşanların dışında önde gelen üretici kesimdir. Üreten bu kesim, hazine gelirini sağladığı ve toplumun gereksinimi olan bir çok malı ürettiğinden toplumsal yapının ve ekonomik düzenin temelidir.


Bu yazı 79 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans