ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

28.08.2021

Memleketin yönetimi teslim mi, devir mi edilir?

Herhalde demokrasiyle yönetildiğini iddia eden ülkelerde böyle bir soru-tartışma çok anlamlı olmaz. Ve fakat dünyaya örnek olacak şekilde Tek Parti mutlakıyet yönetiminden kendi iradesiyle ‘serbest' seçimlerle yönetimi tartışmasız-sancısız 1950 seçimleriyle 27 yıllık CHP iktidarı yönetimi, Demokrat Parti'ye devrederek dünyaya örnek olmuştur. Milli Şef İsmet İnönü fötr şapkasını alıp Çankaya Köşkünü; iktidarı teslim etmeyelim itirazlarına, görüşlerine rağmen boşaltmış, yönetimi devretmiştir.

Türkiye'nin son zamanlarda halk arasında; iktidar seçimi kaybettiğinde gider mi, gitmez mi, yönetimi bırakır mı, bırakmaz mı, görüşleri ‘kaygı' aşamasına yükselmiş durumdadır.  

Halk arasında yükselen bu kaygı, iktidar cephesinde ne durumda acaba?

İktidar seçim kaybını kabullenerek, demokratik yöntemlerle geldiği gibi gitmeye ‘zihinsel ve ruhsal' olarak hazır mı dersiniz?

Açıkçası kendi ifadeleriyle uzun dönem dışlanmışlığın sonucu iktidara gelirlerken yüksek demokrasi ve özgürlük vaatleriyle; içerde yetmeyen demokrasi standartlarına AB standartlarını hedefleyerek iktidara geldiler. Kendilerinin bile tahmin edemediği kadar uzun iktidar dönemlerinde gelmeden önce demokrasiye dair ne varsa yok saydılar. İktidar süreleri uzadıkça ‘otokratlaştılar', eleştirdikleri Tek Parti yönetimini 80 yıl sonra daha ağır biçimde yeniden kurdular, devleti parti devleti haline getirdiler. Kuvvetler ayrılığından, kuvveler birliğine geçiş yaparak bütün güçleri tek el Erdoğan'da topladılar. Serbest piyasadan söz edilemez, serbest piyasalar bile siyaset tarafından kontrol edilir hale geldi.

Bırakınız millet adına devleti yönetenlerin, millet adına yaptıkları iş ve işlemleri denetlemesi gereken bağımsız yargının görevini yapması iş ve işlemleri denetlemesini; yargı artık siyasetin kontrolünde, emrinde siyasetin aksine iş yapamaz hale gelmişse…

Bütün bu olanlara bakarak halkta yükselen kaygı elbette boşuna değildir.

Ayrıca seçim süreci yaklaştıkça yapılan kamuoyu araştırmalarının sonuçları iktidarın beklediği gibi gelmeyince, yerel seçimlerde olduğu gibi iktidar değişikliğine yol açacak bir seçim sonucunda iktidar sahipleri ‘geldikleri gibi gitmeye, yönetim kendilerine nasıl devredildiyse iktidarı' devretmeye hazırlar mı derseniz hal ve söylemlerinden pekte hazır olmadıkları anlaşılmaktadır.

İstanbul seçimlerinde olduğu gibi ‘hiçbir şey olmamışsa bile bir şeyler olmuştur' uydurma gerekçeleriyle halkta oluşan yine bir seçim iptali yaşanabilir mi kaygıları çokta haksız değildir.

Hani güç yozlaştırır, mutlak güç daha da yozlaştırır dendiği gibi; çok uzun süre iktidarda kalmaları kendilerinde sanki ‘ülkenin sahibiymiş' duygusunu yarattığı, gitmenin her anlamda kendileri için zor olacağı duygu hakimiyeti hal ve hareketlerine bakıldığında.

Ve bu söz ve davranışlarına da yansıyor.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı sıfatıyla R. T. Erdoğan, AKP il başkanları toplantısında 2023 seçimlerinin önemine vurgu yaparak ‘'İstikametini kaybetmiş, avara kasnak gibi dolaşanlara bu memleketi teslim etmeyiz'' açıklamasını yapıyor.

Ve her defasında Erdoğan'ın: Türkiye ile AK Parti'nin kaderi bütünleşmiştir; Türkiye'yi seven AK partiyi seviyor, Türkiye'den nefret eden bizden nefret ediyor demesi.

Nasıl anlaşılabilir, normal bakılabilir mi?

Şimdi Erdoğan'ın, Türkiye'nin kaderiyle AK Parti'nin kaderini eşitlemesine Erdoğan'ın yanağından makas alacak kadar kendini Erdoğan'a yakın gören bu makasçı ‘'Türkiye'nin mutlu olmasının Erdoğan'ın mutluluğuna'' bağlıdır diyen her dönemin iktidar sevici gazetecisi Mehmet Barlas eklendi. Erdoğan'ın mutluluğu hepimizin mutluluğudur diyor.

Demokrasi iddiasıyla yola çıkan, kendilerini neoliberal olarak tanımlayanların geldiği nokta; bir zamanlar çok eleştirdikleri Ortadoğu'nun Baas rejiminin, Baas partileri noktasıdır.

Bir partiyle, koskoca bir ülkenin kaderini eşitlemek! Ve en tehlikelisi Türkiye'yi sevenlerin mutlaka AKP'li olması gerekiyormuş, AKP'li olmayanların Türkiye'yi sevmiyormuş iddiası oldukça tehlikeli bir iddiadır. Bu düşünceden yola çıkılacak olunursa AKP'ye oy vermeyen yüzde 60 Türkiye'yi sevmiyor, Türkiye düşmanı olarak mı görülecek. Bizim iddiamız değil Erdoğan'ın ve Barlas'ın iddiası bu yönde!

Yetmiyor 84 milyon kendi mutluluğundan önce Erdoğan'ın mutlu olması için çaba harcaması gerekiyor ki; Erdoğan mutlu olsun sonra hepimiz mutlu olabilelim!

Biz 70 yıl önce serbest seçimlerle halkın kimi isterse iktidar yapacağını yaşamıştık, gelinen noktada öyle olmayabilir mevcut yönetenler halkın kendileri dışında başka birilerini iktidara getirirse onlar ‘istikametini' kaybedenler olarak görülerek, onlara halk seçse bile Türkiye teslim edilmezmiş!

İktidarı bırakmak istemeyen Erdoğan, 2023 seçimlerinin önemine vurgu yaparak tekrar ‘'Türkiye'yi kendi ülkesinin ve milletin felaketinden medet uman zihniyete bırakamayız'' görüşünde ısrar ediyor. Onlara göre, onların dışında hiç kimse ülkeyi yönetmeye ehil değil, herkes millet düşmanı!

Oysa demokrasinin en temel evrensel kurallarından biri iktidara gelmenin ötesinde yönetenlerin halkın iradesine müdahale etmeden, halkın tercihleri sonucu ‘sancısız' iktidarı devretmek, zorluk çıkarmadan; bırakabilmek, gidebilmeyi içselleştirmektir.

Yoksa iktidara geldikten sonra seçim sistemlerini kendine göre ayarlamak, iktidarda kalabilmek için her türlü yola başvurmak, devlet organları eliyle rakipler üzerinde baskı oluşturmakta; bir nevi kendi vesayet sistemini kurmaktır.

Demek ki mesele vesayetten çok kimin vesayet sahibi olduğu, eğer vesayeti siz oluşturmuşsanız sistemin, yönetilenler üzerinde vesayet oluşturmasının bir önemi yokmuş!

 


Bu yazı 66 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans