ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

14.09.2021

TÜRKİYE’DE KAPİTALİZM VE GİRİŞİMCİLİK - I - 9

TARİH İÇİNDE ÖNERİLEN ÇÖZÜMLER; 2

 

Bilindiği gibi 1 Haziran 1453'de İstanbul'un fethinden iki gün sonra Çandarlı Halil Paşa, fetihe karşı çıkmak için Bizanslılardan rüşvet aldığı gerekçesiyle sadrazamlıktan alındı, malına mülküne el konuldu. Ailesi ile birlikte hapsedildi ve sonra idam edildi (Shaw; 1982, 93). Kanunî Sultan Süleyman sadrazamı İbrahim Paşayı 14-15 Mart 1536 gecesi çeşitli nedenler, bu arada Safevîlerden rüşvet aldığı suçlamalarından dolayı boğdurdu. Diğer yandan Kanunî, Şeyhülislam Ebussuud Efendiye Kanunname-i Alî Osmani'yi hazırlattı. Memurların ve diğer bürokratların yetkilerini kendileri ve dostları için kullanmalarını, yasal olmayan vergiler toplamalarını, bahşiş almalarını, gelirlerini arttırmak için özel ticaret yapmalarını yasakladı (Shaw; 1982, 146). Ve dengeli bütçe düşüncesini getirdi. Kanunî devri bütçeleri incelenirse bütçe açığının olmadığı görülür. Sonradan doğan bütçe açıkları paraların sık sık değerlerinin düşürülmesiyle karşılanmaya çalışıldı (Tabakoğlu; 1985, 389-399).

Kanunî Sultan Süleyman'ın hükümdarlığı (1520-1566) döneminin ortalarından başlayarak kesintisiz onsekizinci yüzyıl sonlarına kadar devam eden sürede Osmanlı hükümet ve toplum yapısı imparatorluğun giderek gücünü emerek çözülmeye başladı. Shaw, Osmanlı çöküş çağını II. Selim'in 2. Viyana kuşatmasında başarısızlığa uğramasıyla 1683'de sona eren bir adem-i merkeziyet yüzyılı ve iç anarşinin yanısıra imparatorluğun önemli bölümlerinin kaybedildiği ve XVIII. yüzyılın büyük bir bölümünü kapsayan çürüme yüzyılı olarak iki evrede inceler.

Hatta Shaw 1541 yılında Barbaros Hayrettin ve I. Selim'in kızı Şah Sultan'ın başında bulunduğu bir gurup tarafından ilerici Sadrazam Lütfü Paşa'nın düşürülüp yerine eski Mısır valisi Hadım Süleyman Paşa'nın getirilmesini, Osmanlı düzeninde düşüş döneminin başlangıcı olarak görür (Shaw; 1982, 193).

  1. Selim'in (1762-1807) 18 yıl padişahlık döneminde Avrupa'nın başlıca devlet merkezlerine ikamet elçileri gönderilmişti. 1793'de Londra'ya giden ilk Osmanlı ikamet elçisi Yusuf Agah Efendi'nin kâtibi Mahmut Raif Efendi, Fransızca yazdığı ve henüz yayınlanmamış (Kuran; 2000, 134) günlüğünde İngiliz parlamenter sistemi, hukuk düzeni, iktisadî refah ve halkın yaşayış biçimi hakkında dikkatli gözlemlerde bulunmuştur. Raif Efendi, İngiltere kralının savaş ilân etmek, barış yapmak ve yabancı devletlerle ittifak imzalamak yetkisine sahip olduğuna fakat ‘parlamentodan izinsiz herhangi bir vergi koyamayacağına' işaret eder. İngiltere'de ‘kanunlara kesinlikle uymakla birlikte, herkes istediği gibi konuşmak ve yazmakta serbesttir. Kral bile bu küstâhlıklardan masun değildir, çünkü onun karikatürleri her gün gazetelerde yayınlanmaktadır' demektedir. Sultan III. Selim'e sunulan layihalar arasında Tatarcık Abdullah Ağa'nın sahih sikke-gerçek para ayarına dönüşü istemesi o güne kadar sunulan diğer önerilerden çok farklı idi ve çok cesaretli bir çıkıştı (Sayar; 2001, 110-111).

1803-1806 arasında Paris elçisi Hâlet Efendi de, Avrupa tekniğinin üstünlüğünü belirttikten sonra, ‘enfiye ve kağıt ve billûr ve çuha ve fağfur içün beş kârhane ile lisan ve coğrafya fünunu içün bir mektep yaptırılırsa, beş sene mürurunda Avrupalıların hiç tutunacak bir şeyleri kalmaz' görüşündedir (Kuran; 2000, 135).

Tanzimatla gelen değişiklikler arasında yönetilenlerin can güvenliği ve insan haysiyet ve haklarına saygının ilginç bir yer tuttuğunu belirten Prof. İlber Oltaylı Tanzimatın ünlü diplomatı ve devlet adamı Viyana daimi elçisi Sadık Rifat Paşa'nın (1807-1857) şu sözlerine işaret ediyor (Ortaylı; 2002, 95).

‘Milletin nüfusunun artması, ülkenin imarı, asayişin sağlanması esas meseledir. Avrupa ‘da hiçbir hükümdar ve yönetim kanuna mügayir icratta bulunamaz. Rüşvetle işgörülmez, ehliyetsiz memur tayin edilmez ve memurlar keyfî olarak görevden alınıp cezalandırılamazlar. Asker kanun dairesinde ahzedilir, vergi kanuna göre tesbit edilip toplanır. Bundan başka maarife önem verilir, dilini okumayan bir tebaanın varlığından söz etmek mümkün değildir, böyle bir teba yok mesabesindedir. Ayrıca mesken masuniyeti vardır seyahat serbestisi vardır' ve ‘tebanın iyi idareye hakkı vardır' diyor.

Sadık Rıfat Paşa'nın ilk kez Osmanlı siyasal edebiyatında hükümdar'ın da ‘hukuku- milliyeye tâbi olması gerektiğinden söz ettiği belirtilmektedir. İslâm teorisinde böyle bir ilkeye o zamana kadar hiç rastlanmamıştır (Kuran; 1981, 1452-53).Sadık Rıfat Paşa'da sağlam para taraftarıdır ve ilk kez bir Merkez Bankası kurulması fikrini savunur (Sayar; 2001, 112) 

Paris daimî elçiliği sır katibi Mustafa Sami Efendi'nin de 1840'da İstanbul'da yayınlanan Avrupa risalesinde, dinî özgürlük ve yasalar önünde eşitlik ve güven fikirlerini savunduğuna işaret edilir (Kuran; 1994, 14).


Bu yazı 44 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans