ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

01.10.2021

YAŞ ALAN BAŞKA, YAŞLI BAŞKA

İnsanların “yaşlı sağlığı” konusunda bilinçlendirilmesi, yaşlıların sağlık ve sosyal açıdan yaşam standartlarının yükseltilmesine dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler 1990 yılında aldığı bir kararla 1 Ekim gününü ‘Dünya Yaşlılar Günü' ilan etmiştir.

      Son yıllarda yaşlı nüfusunda meydana gelen artışlara paralel olarak, yaşlıların yaşadığı sağlık sorunlarında toplumun bilinçlendirilmesi ve yaşlılarımızın daha çok hatırlanması için ülkemizde de ‘Yaşlılar Günü' kutlanmaktadır.

      Son yıllarda yaşlı yerine yaş almış, tercih edilmeye ve kullanılmaya başlanmış durumda. Peki neden?

      Yaşlılık, yetişkinliğin bir uzantısı olarak yaşam süresinin ileriki döneminde fiziksel ve ruhsal değişimlerin görüldüğü bir zaman olarak tanımlanmaktadır.

Yaşlılık döneminde; derinin incelmesi ve esnekliğini yitirmesi, boyun kısalması, kas kuvvetinin azalması, kemiklerde kalsiyum kaybına bağlı olarak kemik yoğunluğunun azalması, görme ve işitmede problemler gibi çok sayıda fizyolojik değişim gözlenmektedir. Yaşlılıkta görülen bu tür fizyolojik değişikliklere “fizyolojik yaşlılık” veya “biyolojik yaşlılık” denmektedir.

      Fizyolojik değişimlerin yanı sıra çok sayıda psiko-sosyal faktör, yaşlılık dönemini etkilemektedir. Bu faktörler arasında; ekonomik problemler, emeklilik, çocukların evden ayrılması, yakınların kaybı ve sosyal rollerde azalma gibi çeşitli yaşam olayları bulunmaktadır.

      Kendini yaşlı hisseden ve yaşlı gibi davranan bireylerin aksine, zamanın akışına karşı koyarcasına “Ben yaşlı değilim, kendimi 18 yaşında hissediyorum” şeklindeki ifadeleri kullanan çok sayıda yaşlı vardır. Bu tür ifadeler, “fiziksel görünüşü itibariyle yaşlı bir birey, kendini ruhsal açıdan genç görebilir” tezi ile açıklanabilir. Aynı tezden hareketle, bir insan kendini yaşlı hissettiğinde ve yaşlı gibi davrandığında da yaşlanmış demektir. Buradaki farklılığı yaratan en önemli etken, yaşamın anlamlılığıdır. Yaşlılığa karşı en güçlü silah, yaşama bağlılıktır.

      Yaşlı sınıflamasını toplum yapmaktadır. Genç yaşta evlenmiş ve erkenden torun sahibi olan 50 yaşındaki bir insan, köyde oturuyorsa yaşlı olarak tanımlanırken, şehirde yaşayan ve geç evlenmiş bir insan, orta yaşlı olarak kabul edilmektedir.

      Gençliğin ön planda tutulduğu, yaşlılara fazla önem verilmediği ve ilgilenilmediği toplumlardaki bireyler, kendilerini daha erken yaşlarda “yaşlı” hissetmektedirler.

      Yaşlıları yerleşmiş kalıpların içerisine sokmaya çalışanlar çoktur. Bu kalıplar çoğu kez yaşlanmayı her yanıyla olumsuz bir süreç olarak görmemize yol açar. Bunlara bakılırsa, yaşlanan kişiler ya "umutsuz, işe yaramaz ve düşkün" ya da bu duruma düşmek üzeredirler. 65 ya da 75 yaş deyince, hemen herkesin aklına "kocamış, çökmüş ve kafası durmuş" durumda olmayı çağrıştıran bir takım olumsuz sözcükler gelir. Çoğumuz bu insanları "çocuk" yerine koyar, sanki onlar "sağırlarmış, akıl hastasıymışlar ya da bunakmışlar" gibi davranırız.

      Gerçekte ise, yaşlı erişkinlerin büyük çoğunluğunda bu olumsuz özellikler yoktur. Aksine, tecrübe çoğunluğu ve yoğunluğu vardır.

      Hayatın içinde aktif ve üretken olup değişime adapte olunması halinde, yaş alma ve yaşlılık süreci, kolayca yönetilebilmekte.

      Dünyamızı 65 ve üstü yaşlı diye nitelendirilen bir kesimin yönettiğini unutmayalım. Yaşlı olarak sınıflandırılan insanların farklı toplumsal yapılarda farklı şekillerde hayata dahil oldukları, gerçeğin ta kendisi.

      Okunuyor olmak dileğiyle, saygılar.   

 


Bu yazı 85 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans