ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

22.10.2021

TÜRK İŞADAMI KARAKTERİ VE İŞ AHLAKI-5

Türk toplumunu tehdit eden Hıristiyanlık tehlikesi bugün eylem halinde Türkiye'de vardır. Ülkenin bir çok yerinde gençlerin hem manevi boşluğundan ,hem de işsizliğinden yararlanmak için Hıristiyan misyoner  örgütleri faaliyetlerini arttırmışlardır. Müslüman mahallelerinde Katolik ve özellikle Protestan cemaatleri meydana getirmektedirler(Kuran;2002, 79-81). Din propagandasının yasak olduğu bilindiğinden kilise yerine yardım dernekleri adı altında çalışılmakta, papazlar İngilizce öğretmeni olarak Türkiye'de çalışma ve ikamet izni almaktadır. Bir raslantı sonucu konuşma fırsatını bulduğum böyle bir öğretmen karı koca misyoner çift'in ABD'li anne ve babasının aynı misyoner gurubunun Güney Kaliforniyadaki merkezinde gönüllü çalıştığını, çocuklarından aldığı raporlarda temas ettikleri ailelere yumuşak yolla yaklaşımda bulunduklarını ve aldıkları ilk izlenimlerde temas edilenlerin yüzeysel bir bilgi dışında Müslümanlığı bilmediklerini yazdıklarını öğrendim. Buna benzer bir çok olay sayılabilir. Gazete haberleri Trabzon çevresinden bazı işsiz gençlerin toplanıp Yunanistan'a götürüldüğünü, orada kaldıkları kamplarda Hıristiyanlaştırılmak yolunda ‘beyinlerinin yıkandığını' ve eylemin başka bir amacının da Pontusculuk olduğunu belirtiyordu.

Türkiye Avrupa Birliğine üye olsa da olmasa da Türkiye'nin dış dünya ile ilişkileri sürekli olarak artacaktır. Bu ilişkiler çerçevesinde Türkiye'de ve Türkiye dışına eğitim için gönderilmiş Türk öğrencilerine karşı misyoner hareketler de artacaktır. Bilindiği gibi bugün (2000'lerin başı) yalnız ABD'de 10.000'den fazla Türk öğrenci bulunmaktadır. Avrupa  ülkelerinde ve diğer ülkelerde bu miktarın 3-4 misli daha  fazla öğrenci okuduğu dikkate alınırsa yurt dışındaki Türk öğrenci sayısının   en az 40-50.000'i bulduğu düşünülebilir. ( Büyük olasılıkla 2021 rakkamları bu rakkamın çok üstündedir. )Misyoner eylemlere karşı koyma tabanca, silah, jandarma ve polisle olmaz. Gençlerin akılcı bir yöntemle bağnazlığa, kökten dinciliğe sapmadan günün koşullarıyla bağdaşmış iyi bir eğitimden geçmesi, bu eylemlere karşı hazırlanması gereklidir. Prof. Bozkurt Güvenç'in dediği gibi (Güvenç; 2000, 316-317) bu eğitimi yalnız okullar değil, aile de vermelidir.

Aile içinde de bu konuda kadına büyük görev düşmektedir. Prof. Güvenç bu nedenle toplumda kadın eğitiminin öncelik kazanmasını önermektedir. Acaba Batı bizi, bizim karakterimizi nasıl algılamıştır? Prof. Bozkurt Güvenç, ülkemizden gelip geçen Pritchett'in (V.S.Pritchett The Offensive Traveller: Alfred A. Knopf. New york 1964) yüzüyle oturan ya da “oturan yüzlü Türk” tanımını şöyle özetliyor: (Güvenç: 2000, 357)

“Kimse Türkler gibi, güzel, rahat, yayılıp, gevşemiş olarak, ilik ve kemiğiyle, ruhu ve bedeniyle oturamaz; otursa da keyfini çıkaramaz. Oturmak, Türk insanının özgün niteliğidir. Bedenin her hücresi, yüzünün çizgileriyle oturur. Sanki hiç kalkmamış ya da kalkmayacakmış gibi. Bu sanatı, Topkapı Sarayı'ndaki sultanlardan öğrenmiştir sanki. Başkalarını, evine, ofisine, odasına, okuluna, kahvesine, bahçesine oturmaya çağırır. Gelmeyene gücenir. Oturmayan konuğun ziyaretini saymaz. Oturanlar da birbirlerini oturmaya davet ederler. Resmi toplantılara oturum derler. Oturumlara ad ve sayı verirler. En ciddi konuşmalar bir köşeye çekilip oturarak yapılır. Üç-beş halhatırdan sonra, oturanlar genizlerini temizler, derin bir sessizliğe gömülür – oturmaya devam ederler…” Pritchett 1964'de çizdiği Türk portresine şunları da ekliyor: “Türkler sıradan, uyanık, inatçı, kararlı, askerce (otoriter ya da itaatkâr biri) ciddî, kaderci, Yunanlı gibi geveze, Araplar gibi heyecanlı değil, sakin. Orta Asya boylarının saygın ve onurlu insanı. En az 600 yıldır Anadolu kıyılarında ve yaylalarında yaşıyor. Hitit, Frik, Elen, Roma ve Bizans kültürlerinden etkilenmişlerdir.” Güvenç, Türklerin bu denli kalkmayacakmış gibi oturması, belki de bin yıllık göçerliğin ‘dönüşü olmayan molası' gibi de yorumlanabilir diyor. Almanya'da Frankfurt'da 1987'de yayınlanan Rainer Jogschies'in yazdığı ‘Yeni Ön Yargılar Sözlüğü'nde de Türkler hakkında şunlar yazıldığı belirtilmektedir (Güvenç; 2000, 294).

“Saygınlığı az; düşmanı çok .Türkler savaşçı (kararlı,öfkeli ve deli-fişek) insanlardır. Türkler şövendir.

Türkler sarımsak kokarlar.Türklerin yeri/sırası en aşağıdadır. Türkler hemen bıçağa davranırlar.

Türk'e küçük parmağını ver, elini kapsın.Türkler kargalar gibi çalarlar”

Türklerle ilgili önyargılardan bizzat Türkler sorumludur. On beşinci ve onsekizinci yüzyıllar arasında yaşayan Habsburg Hanedanında ‘Düşman Türk İmgesi' ise şöyledir: (Güvenç;2000, 296)

“Türkler, zulmün, putperestliğin, inançsızlığın simgesidir. Batı dillerindeki ‘Türk'ten daha kötü', ‘Türkler bile yapamaz k daha ötüsünü', ‘Yarı-Türk yaşam biçimi' gibi deyimler etkin bir biçimde kullanılmıştır”


Bu yazı 28 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans