ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

02.03.2022

OKULUN DUVARI YIKILDI

Sevgili öğrenciler,

            BARIŞ'ın kıymetini bilenler; savaşın acılarını yüreklerinde duyanlardır.  Çevremizde yıllar önce yaşanmış bir savaş anısını, sizi düşündürmek için gönderiyorum.

                                    

Yanar içim
Göynür özüm
Genç iken ölenlere 
Gök ekini biçmiş gibi

                        Yunus Emre

 Çocuk, koşarak eve geldi. Sanki yer yerinden oynamıştı. Annesine, kardeşine seslendi, ayağı kaydı, tutunacak bir şeyler aradı… Yere yuvarlandı…

Önce sesler duydu. Kendine gelir gibi oldu. Sonra gözlerini açtı. Hiç görmüyordu. Tozdan bir bulut her tarafı sarmıştı. Çevresinde tozlar yatıştıkça camların kırılmış, eşyaların devrilmiş, yiyeceklerin dökülmüş olduğunu gördü.

Sağ bacağının üstünde bir ağırlık vardı. Bacağını yavaşça çekti. Ayağını oynatamadı. Acıyla kıvrandı. Yutkununca ağzındaki kanı fark etti. Yere düştüğünde dişi dudağını yarmıştı. Gözleri biber gibi yanıyordu. Toz gözlerine dolmuştu. 

El yordamıyla kapıyı aradı. Toz bulutu yüzünden her yanı tam göremedi. Uçak sesleri çocuk ağlamalarını bastırdı. Bombalar aralıksız düşmeyi sürdürdü. Çocuk, kulaklarını elleriyle kapattı. Gözlerini sımsıkı yumdu.

            “Şimdi gözlerimi açsam ve kendimi dedemin köyünde bulsam! Sonsuza kadar onun keçilerinin çobanı olurdum. Her zaman derelerde su boldur. Eskiden balık yakalardık dedemle. Günlerdir bir şey yemedik. Doyunca su içemedik. Ninemin keçi peynirleri ne güzel kokardı. Burada güzel kokan hiçbir şey yok! Kuşlar artık gökyüzünde uçmuyor. Çiçek, çimen görmeyeli kokusunu unuttum…”

                                                  *              *              *

         “Udaydin, oğlum tut şu serpmenin ucunu! Balıklar, şimdi kayanın altından yem aramaya çıkar. Kıpırdanıp durma torunum! Balıkları ürkütürsün.”

“Dede bana tahtadan araba yap. Kardeşimin doğum günü çok yakın. Onu sevindirmek isterim.” 

“Olur, olur… Şu serpmeyi toplayalım da… Eve gidince yaparız…”

Dedesi serpmeyi topladı. Kayadan kayaya atlayarak derenin kıyısına çıktı. Serpmenin içinde çırpınan balıklar güneşin altında parıldıyordu. Belinden kamasını çıkardı. Yakaladığı balıkların önce pullarını temizledi sonra içlerini. Udaydin, çimenlerin üzerindeki balık pullarını avucuna doldurdu. Kollarını havaya kaldırdı. Güneş, pulların üzerinde bin bir parıltı yarattı. Sonra hepsini havaya savurdu. Pullar döne döne yere inerken Udaydin, kendi etrafında dönmeye başladı. Kahkahaları balık pişiren dedesini de güldürdü… 

Dede ile torun kızaran balıkları iştahla yerken keçiler dereye indi. Dedesi koşup hepsini çayıra doğru çevirdi. Sonra kalan balıkları temizleyip yıkadı, sepete koydu. Serpmeyi omzuna vurdu, balık dolu sepeti eline aldı. 

“Haydi Udaydin! Evimize gidelim torunum. Ninen bizi merak eder. Peyniri yapmış, ekmeği fırından çıkarmıştır. Biz de ona balık götürelim.” 

                                         *                *              *                            

            Ninesi Udaydin'e sarıldı. Gözlerinde yaş vardı. “Eskiden hiç ağlamazdı benim ninem” diye içinden düşündü Udaydin. Ninesi üzüntülü bir sesle şöyle dedi:

“Güzel torunum, okul açılmasa seni hiç yollamazdım. Yine ortalıkta savaş haberleri dolaşıyor. Hepiniz yanımda olsanız! Annen, baban, kardeşin hep yanımda kalsanız! Size bir şey olmasın. Her gün dua ederim.”

Dedesi üzüntüsünü saklamak için dudaklarını sıkıyordu.

“Udaydin, okulda öğretilenleri güzel öğren. Sen bizim gibi keçi çobanı olma! Peynir yapmak için fabrikalar kur… Topraklarımız kutsaldır. Eline sakın silah alma!”

Ninesi torununa sımsıkı sarıldı. Gözlerinden öptü. Udaydin onları üzüntülü bırakmak istemezdi. 

“Nineciğim, dedeciğim! Gidiyorum diye üzülmeyin. Yakında annem, babam ve kardeşimle hep beraber geliriz. O zaman daha çok sevinirsiniz…”

Atlı araba yolcu doluydu. Yolcular biraz sıkışarak çocuğa yer açtılar. Ninesiyle dedesi, kızarmış balık, keçi peyniri ve ekmek dolu sepeti Udaydin'in kucağına verdiler:

“Sepeti sıkı tut torunum. Devrilmesin. İçindekiler dökülmesin. Haydi, güle güle.”

Udaydin çöl rüzgârlarının seslerini dinlerken, uçakların kulakları sağır eden bombardımanıyla irkildi. Arabadakiler korkuyla birbirlerine sokuldular. Kadınlar, çocuklar ağlamaya başladı. Arabacı var gücüyle atları kamçıladı. Gazze tepelerinden dumanlar yükseliyordu…

                              *               *               *                            

           Udaydin, gözlerini ovuşturdu. Çevresini şimdi daha iyi görebiliyordu. Annesi, masanın altında, inleyen kardeşini, kucağına almış, ağlıyordu. Babası art arda hepsinin adını haykırarak kapıdan girdi.

          “Rayna… Udaydin… Neşidi… Nerdesiniiiz ?”

           Annesinin başından kanlar akıyordu. Kara kıvırcık saçları alnına, yüzüne yapışmıştı. Kardeşi zor soluk alıyordu. Gözleri kapalıydı. Annesi yavrusuna sarılmış yağmur gibi gözyaşları döküyordu. Babası Neşidi'yi kucakladı. Öptü, kokladı.

“Hastane çadırına götürmek gerekiyor. Hekimler de kime yetişecek bilmiyorum. Yaralı sayısı çokmuş. Ölenleri daha toplayamadılar. Bombardımanda üç hekim vurulmuş. Yardım konvoyunu sınırı geçerken bombalamışlar.”

Annesi su testilerini aradı. Kırık testinin dibinde çok az su buldu. Avucuyla Neşidi'nin ağzını ıslattı. Kadın, ıslak elini ümitsizce yaralı oğlunun alnında gezdirdi. 

Çadırdaki yaralıların feryadı hepsini ağlattı. İnsanlar yerlerde kıvranıyordu. Udaydin'in okulu yıkılmıştı. Ölen çocuklar arkadaşlarıydı. Yaralı arkadaşlarına sarıldı. Gözyaşları birbirine karıştı. Acı, umutsuzluk, korku hepsini pençesine almıştı.

Udaydin koşarak okula geldi. Okulunu tanımakta zorluk çekti. Yıkıntılar arasında sınıfını aradı. Ellerini duvar kalıntılarına sürerek ilerledi. Evi, okulu, arkadaşları, kardeşi olmadan yaşamak ne kadar zor olacaktı! Gözyaşları birden boşaldı. Hıçkırıklarla sarsılarak ağlıyordu.

Her zaman sınıfın penceresinde duran saksıyı cam kırıkları arasından aldı.  Öğretmenine armağan etmek için köyünden getirdiği fesleğendi bu. Sınıf defteri yerdeydi. Alıp tozunu silkeledi. Arkadaşlarının yarısı, yarın okula gelemezdi. Ölenler, yaralılar bundan sonra aralarında olmayacaktı. Bu acılara küçük yürekleri nasıl dayanacaktı? Kimler, neden öldürmek istiyorlardı. Bu nasıl savaştı?  Evleri, okulları, hastaneleri neden bombalanıyordu?

Udaydin'in gözyaşları, sınıf listesindeki hepsinin adlarını ıslattı. Okulun duvarında kırlangıç yuvası vardı. Şimdi kırlangıcın yuvası yıkıntılara karışmış, yumurtaları kırılmıştı. Yuvanın kırık parçasını eline aldı. İçini çeke çeke ağladı.

“Senin de artık yuvan yok bizim gibi. Kırlangıç,  yumurtaların kırılmış, yavruların da olamaz! Senin kanatların var. Buralardan uzaklara, çok uzaklara uç, giiiit…”

            Bisikletini taşların altında ezilmiş buldu. Babası kaç kere onarmıştı. Belki yine onarabilirdi. “Kardeşimi artık bindiremem!” İçini dolduran acıyla yaşlar gözlerinden fışkırdı.  

 Kardeşinin oyuncak tahta arabası kırılmıştı. Köydeyken kardeşinin yaş günü, diye dedesine yaptırmıştı. Udaydin, oyuncak arabanın üzerine kardeşinin adını eliyle yazmıştı. Kardeşi daha okula gitmeden okuma öğrenmişti. Tahta arabadaki yazıyı hecelemiş: ”Ne-şi-di” diye okuyunca, annesi/ babası kulaklarına inanamamıştı…

Kardeşinin kırık tahta arabasını eline aldı. “Kardeşim de yok, arkadaşlarım gibi.  Bilmediğim bir yere gittiler hepsi.”   Hüzünle içini çekti.

Yaralı çocuklarını kucaklarında taşıyan analar, babalar ağlayarak hastane çadırına koşuyordu. Uçak sesleri, bombardıman seslerine karışıyordu. Her taraftan alevler yükselirken insanların feryadı göklere çıkmıştı. Yangınları söndürmek için su yoktu. İçmek için de su yoktu. Yaralılar “Su! Su! Su!” diye inliyordu.

Udaydin ve babası okulun yıkık duvarının üstüne çıktılar. Üstlerinden geçmekte olan uçaklara yumruklarını salladılar. Gözyaşları yanaklarından süzülürken babası var gücüyle haykırdı:  “Sizin de çocuklarınız var! Onlar da okullara gider. Onlar da ekmek ister… Onlar da su ister… Ey zalimler…


Bu yazı 76 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans