ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

15.03.2022

ARKADAŞIM BALİNA

Caner bilgisayarını kapattı. Pencereden dışarıya baktı. Gece yarısından beri aralıksız yağan yağmur dinmişti. Gökkuşağı karşıki tepelerin üzerinden körfeze uzanmıştı. 

“Oh, hava ne kadar güzelmiş! Şimdi deniz kıyısına koşmalıyım.” 

Pencereyi kapattı. Körfezin üzerindeki sis dağılmıştı. Sokakları koşarak geçti. Yağmur suları derecikler hâlinde akıp gidiyordu. Bahçelerde ağaçlar tozlarından arınmış, yaprakları parlamıştı. 

Kayalıktan durgun denize baktı. Denizin dibindeki taşları istese sayabilirdi. Su çok berraktı. 

“Ah, kış olmasa denize girerdim. Şimdi deniz suyu çok soğuktur.”

Kulağına garip bir ses çalındı. Koşarak sesin geldiği yere doğru gitti. Çevreye bakıp sesin sahibini aradı. Tam döneceği sırada gözlerine inanamadı!

“Ay, bu da ne! Az kalsın vazgeçiyordum sesin sahibini aramaktan.”

Caner kayaların arasına sıkışmış kocaman bir balık gördü. 

“Yunus olabilir mi bu? Ne kadar kocaman balık! Arkadaşlarım duyunca çok şaşıracaklar! Haber vereyim de onlara karne tatili armağanı olsun…”

Caner o garip sesi çıkaranın bu kocaman balık olduğunu anlamıştı. Ama balığın türü neydi acaba? Bunu kim bilebilirdi? Sesli düşünmeye başladı. Bir yandan da cep telefonuyla balığın fotoğrafını çekmeyi sürdürdü. 

“Suat Amca'ya telefon etsem, onun arkadaşları Sualtı Araştırmaları Derneği'nde hemen ilgilenirler. Şubat ayında Fethiye Körfezi'nde, sığ sularda, kayaların arasına sıkışmış kocaman bir balık buldum desem! Bana kim inanır? En iyisi Suat Amca'ya ve arkadaşlarıma haber vermeliyim.”

Caner telefonla arkadaşlarını aradı, onlar da sokakta kimi gördülerse peşlerine takmış, bağırış, çığırış koşarak deniz kıyısını şenlendirdiler.


 Coşkuyla gelenlerin kalabalık olduğunu görünce Caner somurttu:

“Metin, Naci, Mert, Bülent, Cengiz siz başka sınıflara da haber vermişsiniz! Burası şimdiden bayram yerine döndü!”

Caner onlara sitem ederken okulun en hırçın kızı Pelin, nasıl haber almışsa peşine taktığı kız arkadaşlarıyla, sevinç çığlıkları atarak tepede göründüler. Caner telaşlandı:

“Eyvah, yandık! Şimdi bunların dilinden kurtulamayız.”

Çocukların meraklı sesleri sahili doldurdu. Kayalara sıkışan balık kurtulmak için çırpınıyordu. Güner, Müge, Selin, Ürün havaya zıplarken bağırdılar… Her kafadan başka bir ses çıkıyordu…

Caner hepsini ayrı ayrı uyardı. 

“Çok gürültü yapmayın arkadaşlar! Balığımı ürkütüyorsunuz. Sizi buraya sevindirmek için çağırdım.”

Pelin çok geç haber almanın kızgınlığı ile Caner'i tersledi.

“Neden senin balığın oluyormuş? Bu körfezdeki tüm çocukların balinası bu balık!”

Kızlar her zaman yaptıkları gibi, Pelin'den güç alarak bağırdılar.

“Hepimizin balinasııı…”

Kızlar bağırınca erkekler durur mu?

“Bizim balinamııız…”

Caner şaşkınlıkla bağırdı:

“Ne oluyor size? Cep telefonuyla haber vermeseydim nereden haberiniz olacaktı? Pelin nereden biliyorsun bunun balina olduğunu? Herkes şunu iyi bilsin ki bu benim balığım, benim arkadaşıııım…”

Pelin yumruklarını sıktı:

“Ben, Bilim Teknik Dergisi'nde okumuştum… Fotoğrafını da görmüştüm… Caner nereden senin arkadaşın oluyormuş bu balina? Zaten sana çok kızdık! Bizi en son çağırdın!”

Erkekler grubu bağırmaya başladı:

“Bizim balinamııız…”

Kızlar grubu durur mu daha çok bağırdılar:

“Bizim balinamııız… Bizim arkadaşımııız…”

Caner çok şaşırdı:

“Benim arkadaşım balinaaa…”

Onlar böyle çekişmeye devam ederken sahil koruma botu körfezin girişinde göründü. Bot kayalığa sessiz ve yavaşça yanaştı. Suat Bey kıyıya atladı. Arkasından ellerinde çantaları, telsizleriyle birkaç veteriner tekneden kıyıya çıktılar. Onlar fotoğraf çekip telsizle çeşitli yerlere haber verirken tepedeki yolda birçok cip, minibüs, otomobil arka arkaya göründü. Ellerinde fotoğraf makineleriyle gazeteciler, omuzlarında kameralarıyla televizyoncular arabalarından indiler. Geç kalmanın telaşıyla yamaçtan hızla sahile koştular. 

Suat Bey gelenlere bilgiler verdi:

“Arkadaşlar ender görülen bir balina türü, körfezin kayalıklarına sıkışmış. Şimdi veteriner arkadaşlarla, sahil koruma görevlileri onu kurtarmaya uğraşıyorlar. Gerekirse komşu kentlerden de yardım istenecek.” 

Gazeteciler, televizyoncular Suat Bey'i soru yağmuruna tuttu. 

“Suat Bey neden ender görülen bir balina türü dediniz? Buralara nasıl geldiğini açıklar mısınız?”

Suat Bey saatine baktı. Biriken kalabalığın kendisini daha iyi duyabileceği bir kayanın üzerine çıktı.

“Akşamki fırtınada sığ sulara girmiş, sonra da kayalara sıkışıp kalmış. Bu yavru bir balina, görüyorsunuz. Bunlar gagalı balina ailesindendir… Şimdi fotoğraflarını bilgisunar ile dünyanın tüm televizyon kanallarına iletiyoruz…” 

Suat Bey ve veteriner arkadaşları bilimsel açıklamalarını duyurup soruları cevapladılar…

Valinin emri üzerine güvenlik güçleri hemen kumsala özel işaret şeritleri çekip, güvenlik engeli oluşturdu… Böylece polis, Caner ve arkadaşlarını körfezden uzaklaştırdı. Onları bir minibüsle kente gönderdi… Macera bölgesinden uzaklaştırılmak çocukların hoşlarına gitmedi. Tüm gelişmeleri yakından gözlemek isteği ağır basıyordu. Onca gazeteci, yetkili kişiler, güvenlik güçleri kalabalık ederken kendilerinin neden fazla göründüğünü bir türlü anlayamadılar. Hepsi geceyi türlü düşler kurarak merak içinde geçirdi.

Ertesi gün Caner, Pelin ve arkadaşları toplandı. Uzun tartışmalardan sonra gagalı balinanın bulunduğu yere, başka bir tepeden sessizce yaklaşmaya karar verdiler. Ellerinde balık dolu poşetlerle daha pek çok çocuk, heyecan içinde onlara katıldı. Balinaya yiyecek götürme telaşı ve sevinci içindeydiler. Caner hepsini uyardı:

“Çok sessiz olmalıyız! Dünkü gibi “Benim arkadaşım balina” diye bağırmaya başlamayın sakın. Böyle yaparsak bizi o bölgeye yaklaştırmazlar. Sessiz olmaya söz veriyor musunuz?”

Hepsi birden bağırdı:

“Sessiz olmaya söz veriyoruuuz…”

Caner öfkeyle zıplarken boynundaki düdüğü öttürdü:

“Düüüt… Düüüüt… Susun diyorum size! Planlarımızı tüm kente duyuracaksınııız…”

Caner düdüğünü öttürünce izcilikten kalma alışkanlıkla hepsi boyunlarındaki düdüklerini öttürdüler:

“Düüüt… Düüüüt… Düüüüt…”

“Düüüt… Düüüüt… Düüüüt…”

Caner saçlarını yolmaya başladı. Çocukları tutmanın imkânı yoktu… Hepsi körfeze doğru düdük öttürüp koşarken belediye hoparlöründen şöyle bir duyuru okundu:

“Dikkat! Dikkat! Körfezimizin sularına sıkışmış gagalı balina yavrusu on sekiz saatlik bir uğraşmadan sonra kurtarılmış ve derin sulara doğru yüzdürülmüştür… Halkımıza duyurulur…”

Tüm çocuklar kulaklarına inanamadılar. Kimisi başındaki kepini fırlattı, kimisi düdüğünü boynundan çıkarıp yere attı. Üzüntüden ağlayanlar oldu. “Ben size erken gidelim demiştim.” diyenler oldu. Birbirlerine küsenler, darılanlar, bir daha barışmam, diyenler vardı. Yeniden “Benim arkadaşım balina” kavgası başladı, hava kararıncaya kadar sürdü… 

Çocukların ellerindeki poşetler ağaçların dibine bırakılınca çevredeki kediler ve köpekler önce poşetleri parçaladılar, sonra doyunca balık yediler… Çevreyi her sabah temizleyen teyzeler, bu içindekiler yenilmiş kirli torbalara şaşırdılar. Kimin bıraktığını araştırdılar ama bulamadılar. Söylene söylene ellerinde eldivenler kirli naylon torbaları toplayıp çöp bidonlarına attılar.

        Çocuklar evlerine doğru isteksizce giderken ellerinde kalan, sadece cep telefonlarındaki  “Arkadaşım Balina”  fotoğraflarıydı. Onlar tartışma konusu bulmakta ustadır. Ben oradan geçerken, bu kez de “Senin çektiğin fotoğraf güzel değil, benimkinde gagası daha güzel görünüyor.” biçiminde tartışıp duruyorlardı. Beni görmediler bile… 

 


Bu yazı 78 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans