ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

22.09.2022

ENDÜSTRİ DEVRİMİ VE TÜRKİYE

Endüstri Devrimi 18.yüzyılda bilimsel ve teknolojik alanda yaşanmıştır. Bu dönemde özellikle Avrupa'nın ve Kuzey Amerika'nın köylü ve çiftçi toplumları , endüstrileşmiş ve kentli toplum haline dönüşmüşlerdir. Elle ve binbir emekle meydana getirilen mallar, fabrikalarda , büyük ölçekte, makineler tarafından üretilmeye başlamıştır. Başlangıçta bu değişim tekstil ve demir endüstrilerinde kendini göstermiştir. 1700'lerden itibaren bazı buluşlar olmuşsa da gerçek büyük değişim, 1830'larda İngiltere'de kendini göstermiştir. Oradan da bütün dünyaya dağılmıştır.

Bu başlangıçtan çelik, elektrik, ve otomobil endüstrilerinin kuruluşuna kadar geçen dönem I.Endüstri Devrimi, bu endüstrilerin başlamasıyla ortaya çıkan dönem II. Endüstri Devrimi olarak adlandırılır. Endüstri Devrimi yalnız bir ekonomik büyüme değil, fakat ekonomik ve sosyal toptan değişimdir. Bu değişim yoluyla ekonomik büyümenin ve refahın – gönenç'in – artışının hızlandırılmasıdır. III. Endüstri Devrimi ise haberleşme,  enerji ve ulaşımda, birinci ve ikinci devrimlerde  olduğu gibi olağanüstü değişimlerin yaşanacağı dönemdir.            

Kazanılabilir enerji, digitizasyon ve  akıllı otomobille bu devrim yaşanacaktır. Solar enerji depo edilebilecek, herkes çok hızlı çalışan bedelsiz broadband ile haberleşecek ve yollarda elektrikle çalışan, akıllı, sürücüsüz ve hızlı  giden araçlar kullanabilecektir.

Dinde reform hareketleri , Almanya, Fransa, ve Hollanda'da başlamış iken ve daha sonra İngiltere'ye ulaşmışken , bilgi ve teknik düzey bu ülkelerde ve İngiltere'de aşağı yukarı eşit iken, 18.yüzyılın sonunda tarihte yerini alan  I. Endüstri Devrimi neden ilkin İngiltere çıktı ve kendini çoğunlukla Protestan nüfusun bulunduğu bölgelerde gerçekleşti? Bu soruya Marxist İngiliz iktisatçısı Hobsbawn ‘ın verdiği yanıt şöyle özetlenebilir:

1: Endüstrileşmenin ön koşulları 18. Yüzyılda , İngiltere'de zaten vardı. Endüstri öncesi toplumlarda var olan ekonomik, sosyal ve ideolojik bağlar kopmak üzere idi. Emeği tarımdan endüstriye kaydırmak kolaydı. 2: Ekonomik dönüşümü gerçekleştirecek , gösterişe yatırım yapmayacak, üretime yatırım yapacak sermaye vardı. 3: Ülke tam bir Pazar ekonomisine sahip değildi fakat, ulusal tek bir Pazar bir çok açıdan oluşmuştu. 4:Ulaşım ve haberleşme kolaydı. İngiltere'de karadaki hiçbir nokta denizden 150 km.den uzak değildi. 5:Başlangıçta üstün yetenekli ve teknik bilgiye sahip insana ihtiyaç yoktu. Normal insan ; mekanik aletlerin kullanılmasını bilen , öğrenmek isteyen ,pratik deneyimi olan , girişken insan yeterliydi ve İngiltere'de bu birikim vardı.6: Ufak ölçekte ve ufak sermaye ile işe başlamak mümkündü. 7: Özel teşebbüs için yaratıcılıktan çok, kar önemliydi. Yaratıcılık kardan sonra gelebilirdi. Karı yaratan pazardı. Pazar da nüfus artışı, maddi olmayan üretim alanlarından gelir getirecek alanlara kaymak ile genişletebilirdi. Bunlar İngiltere'de vardı. 8: Ayrıca İngiliz malları için yalnız iç Pazar değil dış Pazar da mevcuttu.

Bu sayılan koşulların yanısıra önemli diğer bir etken  1781'de İngiliz ulusunun ‘'okuyanların ulusu'' olması idi. Ülkede çok az kasaba dışında , her yerde kütüphane vardı. Bütün dükkanların yazılı levhaları vardı. Okuma yazma oranı diğer Avrupa ülkelerine göre en yüksek düzeyde ,% 30 civarında idi. Her ne kadar kıral İngiliz Kilisesi'nin  başı ise de, ülke Protestanlğın sonucu seküler bir ülkeye dönüşmekteydi.

İngiltere'de endüstrileşme devrimi önce tarımda başladı. Tekstil endüstrisi,  demir ve çelik, su kanallarıyla ve demiryoluyla ulaşım, buharla çalışan makineler, lokomotif, demir köprüler, Atlantik yolculuğu yapacak büyük kapasiteli gemiler, uçak, bisiklet, otomobil , posta, telgraf, telefon, telsiz, ve televizyonla devam etti. Endüstrileşme beraberinde bir çok sorunlar getirdi. Bunların çözümü yeni olanaklar doğurdu.

İngiltere I. Endüstri Devrimini önde bitirdi. Fakat, II.sinde geride kaldı. Devrim sırasında Protestan - Puritan iş ahlakının egemen olduğu Calvanist, Methodist, Quaker ,ve Presbyterian tarikatlarına mensup iş adamları öncü rol oynadılar. Bu tarikatlar dinde karmaşıklığı değil , kolay ve anlaşılabilirliği öğretiyordu. Ve Latince İncil değil, İngilizce yazılmış  İncil kullanılıyordu. Halk okuduğunu anlıyordu. Tanrı kilise aracılığından insanın göğsüne inmişti.

ABD'de de bu tarikatlara mensup , Gould, Morgan, Carnegie, Armour, Hill, Rockefeller gibi genç iş adamları, Amerikan kapitalizminin ateşleyici ve sürükleyici motoru  oldular. Bunlardan bazılarının aileleri değişik zamanlarda  İngiltere , İskoçya, İrlanda, Hollanda ve Almanya'dan çeşitli nedenlerle ABD'ye göç etmişlerdi .Yüzyıllardır alışılagelmiş değerler sistemi Amerika'nın endüstrileşmesi ile alt üst oldu.  Burada da  endüstrileşmenin yarattığı bir çok sorunla karşılaşıldı.

Yeni çağı yaşayan Batı'da endüstrileşme hızlı adımlarla ilerlerken, Osmanlı toplumu çeşitli nedenlerle Ortaçağlaşma sürecine girdi. Mal ömrün huzur ve asayişi içindi, ömür mal biriktirmek için değildi. Bir hırka , bir lokma yeterdi. Hırs kapısı bağlanmalı , kanaat kapısı açılmalıydı. Aç ve muhtaç kişi ustasından kaçan kişi idi. Haydan gelen huya gider, her varlığın  peşinden bir yoksulluk gelirdi.

Devletin kurulu düzeni sürdürmesi , değişmez düzenin  temel olması, kapitalizme fazla olanak sağlamadı. Batı'da da ayni düşünce başlangıçta vardı. Fakat, kapitalizmin doğuşuna ve gelişmesine engel olamadı. Osmanlı Devleti kapitalizme geçişin gelinlik çağını yaşadı. Gelin kısır olduğundan doğum gerçekleşmedi. Tarih, felsefe, ve edebiyattaki yavaş gelişme , Osmanlıların batılılaşmaya hazır olmadığını gösteriyordu.  Tanzimat'la gelen liberal iktisat anlayışı Türkiye'ye ulaştığında, endüstrileşmeyi gerçekleştirecek Türk girişimci burjuvazi sınıfı yoktu. İttihat ve Terakki yönetimine kadar ticaret  ve endüstri Müslüman olmayan azınlıkların  ve yabancı kaynaklı sermayenin elinde idi. Türk sermayedar sınıfının yaratılması girişimi İttihad ve Terakki yönetimiyle başladı. Ülkede en büyük girişimci devlet oldu.

Cumhuriyet'le başlayan süreçte de ,büyük oranda, bu eğilim devam etti. Atatürk Rönesansı'nın bir parçası olarak endüstrileşme , özel sermayenin yetersizliği nedeniyle, devlet tarafından başlatıldı ve hızla gelişti. Başarılı oldu. Gelin kısırlıktan kurtuldu. Özel teşebbüsün batı niteliğinde kalkınmanın motoru olma çabaları II.Dünya Harbi'nden sonra , özellikle 1950'den sonra başladı. 70'lerde, 80'lerde gelişti. Fakat bu yeni dönemle birlikte batı anlamındakinden farklı iş adamı profili ortaya çıktı. Devlete sırtını tamamen dayamış, dinsel ilişkileri nedeniyle kendisine ayrıcalık tanınan, yaptığı yasa dışı işlerin ya da yolsuzlukların üstüne gidilmeyen ya da gidilemeyen , sadece kendi çıkarlarını düşünen, çok çabuk zengin olmak isteyen ve kısa zamanda fazla alınteri dökmeden varlık sahibi olan ve bundan dolayı başarılı sayılan,  bir iş adamı tipi ortaya çıktı. O muteber iş adamı sayıldı.  Devlet bürokrasisine girmek ve onun içinde  ilerlemek için de   liyakat , yetenek ve bilgi yerine, iktidara  ve bir tarikata bağlılık ve ona itaat yeterli oldu. Doğal olarak, farklı yapıda  olan bu tip girişimci iş adamlarının ve tarafsız olmayan bürokratların bulunduğu bir ortamda   batı anlamında endüstrileşmenin gerçekleşmesi beklenemezdi. Ülkenin kıt kaynaklarının akıllı bir şekilde kullanımı  ve yaratılan ulusal gelirin adil şekilde dağılımı gerçekleşemezdi. Gerçekleşemedi de.  Bu nedenlerle ve başka etkenlerle, bugün Türkiye çok ciddi bir ekonomik ve sosyal kriz yaşamaktadır.

 

 


Bu yazı 137 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans