ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR VATANDAŞ DİYOR Kİ KURULUŞ İLETİŞİM

05.03.2020

ÖNEMLİ BİR GÜN!

Türkiye bir yol ayırımına geldi…

Bir yanda İdlib savaşı.

Tabutlar içinde gelen gencecik şehitler, ateş düşen evler, yürekleri yanan analar…

Diğer yanda kapıların açılması.

Yunanistan ve Bulgaristan sınırları boyunca ortaya çıkan vahşi bir insanlık dramı.

Bir tarafta;

“Yıllardır hem siyasi, hem de ekonomik çöküntüye neden olan Suriye bataklığı. Osmanlının bakiyesine sahiplenme iddiası. İhvancılık hayali. Karizmatik Arap liderliği.

Ve zapt edilmez duyguların zorladığı siyasi yalanlar. Yapılan yanlışlar.

Savaşın galibi olarak yurttaşları ve devleti ele geçirme stratejisi. “Terörle mücadele etmek adına teröristi eğiten, donatan ve sahaya yollayan akıl.” Suriye/Rejim ordusuyla savaştırılan OSO/USO derken MSO’ya dönüşen parası ülkemizin kasasından ödenen askerler. Ve sonrasında, Astana antlaşması, Soçi Mutabakatı’yla Rusya ve İran’la “düşmanım Esad’ın” koltuğuna kefil olma adımı. “Cenevre’de Suriye Anayasası’nı yaptırıyoruz” kasılmaları…

Diğer tarafta;

Bombalardan çocuklarını korumak için Türkiye’ye gelen milyonlarca Suriyeli.

Mülteci Kampları. Yerli yabancı çelişkisi. Ucuz emek sömürüsü. Harcanan 40 milyar dolar. Türkiye’nin demografik yapısını lehlerine değiştirme niyeti. Bu hedefin açığa çıkmasıyla yeni yurttaş/Suriyeli çatışması…

Dikkatle bakılırsa Suriye bataklığına Türkiye’nin yürüyüşü adım adım hazırlandı.

Önce; CHP’de yeni bir yönetim iş başına geldi.

Yetmez ama evetçiler” çıkarlarını ilkelerinin önüne koyarak AKP’ye hizmet etti. Fettulah Gülen “mezardan kalkarak oy verin” dediği referandumla Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası değiştirildi.

Hukukun üstünlüğüne inanan laik devlet ilkesi adeta yok sayıldı.

Başkanlık hevesi de, iktidar da 7 Haziran seçimlerini kaybetti. Ama 1 Kasım seçimine giderken Türkiye tarihinin en kanlı terör olaylarını yaşattı... İktidar canlı bombaları bildi. Ama yakalayamadı.

15 Temmuz hain FETÖ sonrasıyargı, yasama ve yürütmenin tek adamın eline geçen bir düzen kuruldu.

Artık halk, vekilleriyle ülkeyi yönetmiyor. İktidarı frenleyemiyor. Dengeleyemiyor.

Değişik düşünce, talep, proje ve sorun çözüm yeri artık TBMM değil...

Laik demokrasi askıya alındı. Sosyal hukuk devleti bir partinin eline geçti.

Çünkü iktidarın tüm yetkilerini taşıyan Cumhurbaşkanı partili.

Kısaca; 9 yıllık Suriye kaosu sürecinde Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimi değişti

Şimdi çok kritik bir dönemdeyiz…

Bataklıktan kan gölüne doğru sürükleniyoruz! Şehitler veriyoruz…

İnsanca yaşam hayalleri için öldürülen insanlar, dövülen çocukları görüyoruz…

Yalın ayak, aç çıplak denizleri, nehirleri açmaya çalışan mültecilerin dramını izliyoruz! İnsanlık onurunu ayaklar altına alan ülkelerden farklı olduğumuzu göstermek zorundayız!

 

Bugün Erdoğan, Putin’le görüşecek.

Putin’e çok yakın olan gazeteci Dimitri Kiselyov; ‘Putin’in sabrının sınırı olduğunu’ söylüyor.

“Görüşme öncesinde Erdoğan’ın elverişli bir atmosfer hazırlamaya dikkat etmediğine dair izlenim var” diyor. Ekliyor; “Avrupa ve Arap dünyası ile ilişkileri bozuk, Libya’ya müdahil, Suriye ordusuna karşı askeri operasyon başlattı. İran’ın görüşlerini dikkate almadı. NATO’dan sadece sempati sözleri duyan Erdoğan, intikam peşindeki ABD’nin zevkle iteklediği tehlikeli bir maceraya atılıyor sanki.” Diyerek Moskova’nın Düşüncesini aktarıyor. Moskova’da yapılacak Rusya/Türkiye görüşmeleri bu düşünceler/gerçekler ışığında sürecek.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler çok dikkatli olmalı. Ne istediğimizi, ne yaptığımızı iyi anlatmalıyız. Suriye topraklarında gözümüz olmadığını net açıklamalıyız.

Her ulusun kendi kaderini belirler şiarından ayrılmamalıyız. Terörden kurtulmanın yolu düşman görünmeyen teröristi desteklemekle olmaz! Gün gelir onlarda karşınıza çıkar. Teröristin benimki seninkisi olamaz! Dünya ve Rusya, Türkiye’nin İdlib’de HTŞ ve bazı terör örgütlerine müsamaha ettiğini düşünüyor. Bu durumun doğru olmadığı söylenmeli ve gereği yapılmalıdır… Kısaca; Rusya ile Soçi mutabakatına yeniden uyulması gereği gündeme alınmalıdır.

Yani Türkiye savaşla barış arasında mutlaka barışı tercih etmelidir.

Bilinmeli ki; “Dik durmak” yalnızca bir iç politika sloganı olamaz.

Özelikle diplomaside “Dik durmak, dürüstlüğün, kişiliğin ve haklılığın” göstergesidir!


Bu yazı 127 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans