ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

03.04.2020

DÜŞLER GERÇEK OLDU

Selim toprağa uzandı. Portakal çiçeklerinin kokusunu içine çekti. Gökyüzünde beyaz bulutlar uçma isteğini kanatlandırdı. Ağacın dalına konan küçük kuşun kanatları sarı-mavi telliydi.
Sırmalı başı gün ışıklarıyla parlıyordu. Kuşun toprakta böcek arayışını, küçük ayaklarının ıslak izlerini, gagasıyla “cık cık” vuruşlarını bir süre gözledi. Daha büyük kuşlar, dallara konunca küçük kuş kaçtı.
Topraktan doğruldu. Defterine küçük kuşu çizdi. Kardeşlerinin, uzakta çamurdan çanak çömlek yapmalarını da çizdi… Atın yanında koşan tayı çizdi… Arabacıyı, kamçısını tam atın sırtına indirmek için kaldırınca çizdi… Portakal ağaçlarının şenliği baygın kokulu, kar dökülüşlü çiçeklerini de çizdi.
Dedesinin evi, geniş bir bahçe içinde küçük bir evdi. Bu geniş bahçede her tür meyve ağaçları vardı. Dedesi elinde testere, çapa, tırpan bütün gün bahçedeki ağaçları tek tek dolaşırdı. Dalları budar, aşı yapar, meyve toplar, ilaçlama yapar, çubuklarla yenilerini üretirdi.  Limonlar, portakallar, vişneler, elmalar hepsi ayrı aylarda çiçeğe dururdu. Bahçede her mevsim başka şenlik vardı. Çiçekli, kuş cıvıltılı, baharlı bayramlar yaşanırdı. Hele karabiber ağaçları çiçekte başka kokar, meyvede başka kokardı. Dedesi karabiber dallarına ellerini sürer sonra koklardı:
“Bak oğlum Selim, ne güzel kokuyor. Sivrisinek bu kokuya dayanamaz, kaçar. Doğa kendisini koruyor işte böyle, derdi.”
Selim dedesinin karabiber ağaçlarını da çizdi… Annesi bağdan üzüm keserken yardım etti. Pekmez kaynatan annesinin resmini de çizdi. Kardeşlerini mısır yığınlarının arasına gömülmüş, mısır soyarken çizdi. Çizdiği tüm resimleri onlardan gizledi. Dedesi bahçenin bir bölümünde yaz ve kış sebzeleri yetiştirmek için kuyu açtırınca günler sebzelerin yetişmesi için koşmakla geçmeye başlamıştı. Ailenin geçimi pazarda satılan mevsim sebze, meyveleri ile sağlanmaya çalışılıyordu. Dedesi, Selim’i bağının bahçesinin gelecekteki sahibi olarak görüyordu. Her meyvenin, her ağacın özelliklerini, bakımını Selim’e öğretti. Selim’in beş kardeşi vardı.

Dedesi içlerinde yalnız Selim’i kendisine daha yakın görürdü. Damadı ölünce kızını torunlarıyla yanına almıştı. Birlikte ucu ucuna geçinip gidiyorlardı.
Selim resim defterlerini kardeşlerinden, annesinden, özellikle de dedesinden hep sakladı. Düşlerini yaptığı resimler süslüyordu. Selim ortaokulu bitirince daha fazla okutmadılar. O da marangoz çırağı oldu. Ahşabın kokusu çok hoşuna gidiyordu. Marangozun komşusu at arabalarına boyalı resimler yapıyordu. Selim resimleri hayranlıkla seyrediyordu.
Zamanla komşu ustaya da yardım etti. Ahşap arabalara pembe çiçekli badem ağaçları yaptı.
Kanatlarını açmış tavus kuşlarını da başka bir arabaya kondurdu. Bunu gören arabacı güldü, “Oğlum Selim, pembe çiçekli badem ağaçlarını anladık, dedenin bağında yaşıyorsun.
Bu tavus kuşları ne böyle? Atları yap oğlum! Rüzgârla yarışan atları. Bizim işimiz atlarla!”
Eğitim fakültesi hademe alacakmış dediler. Selim koşarak gitti. İçindeki ses “Aradığına yaklaşıyorsun” dedi. Uzun boylu, ciddi görünüşlü, güzel konuşan, utangaçdelikanlıyı hademe kadrosuna aldılar. Şimdi aylıkçı olmuştu. Kardeşleri okula gidiyordu.Onların kitaplarını alırken resim yapsınlar diye boya kalemleri de aldı. Hiçbiri Selim gibiresim yapmaya özenmedi. Kardeşleri hep top peşinden koştular. Televizyondaki futbolcu öyküleri, onlara ödenen paralar, gönüllerini çekiyordu. Kısa zamanda çok paraya ve üne kavuşmak istiyorlardı. Çevrelerinde böyle çocuklar, delikanlılar çoktu. Selim, hepsinin futbolculara öykündüklerini bilirdi.
Eğitim fakültesinin resim bölümünden hiç çıkmaz oldu. Zamanla dostluklar kuruldu.
Öğretmenlere çaylar, tostlar taşıdı. Kendisine de öğretsinler diye gözlerinin içine baktı. Onları kenardan seyretti. Modellik bile yaptı.
Atölyede kimse yokken içinden geldiği gibi resimler yaptı. Yaptıklarını hep sakladı.
İçindeki resim tutkusu her geçen gün büyüdükçe büyüdü.
Dedesi Selim’i uzak bir akraba kızıyla evlendirdi. Annesi hastalanmıştı, kısa sürede öldü. Evde genç, neşeli, yeni bir kadın yaşamlarını değiştirdi. Hepsinin özellikle kardeşlerinin bakımı kolaylaştı. İşini değiştirdi. Okulun gece bekçiliği Selim’in düşlerine merdiven basamakları oldu. Gündüz istediği pek çok şeyi yapabilecek zaman bulabiliyordu. Coşku ve ısrarla lise bitirme sınavlarına hazırlandı. Kısa sürede sınavlarını verdi ve sonunda çok istediği lise diplomasına erişti. Bu arada her yıl çocuklarının sayısı artıyordu. Selim liseyi bitirdiği zaman üçüncü çocuğu doğmuştu. Selim, lise bitirme sınavlarında gösterdiği başarıdan cesaret aldı. Üniversite giriş sınavına girdi. Sınavı kazandığını öğrenince yetenek sınavına resim bölümündeki öğrenciler kendisini çalıştırıp hazırladılar. Selim de onlara yararlı olmak için ne isterlerse yapıyordu. Yeter ki resim bölümüne girebilsin, onlar gibi öğretmen olabilsin.

Düşlerinin büyüklüğü onu ürkütünce derin derin düşünürdü. Kardeşlerinin sorumluluğu, çocuklarının büyüyor oluşu, eşinin sessiz katlanışları, dedesinin meyve, sebze bahçesini büyütme uğraşmaları, geçim sıkıntısı Selim’e hızlı koşması gerektiğini anımsatıyordu. “Kardeşlerim ve çocuklarım için öğretmen olmalıyım. Onlara örnek olurum.
Azimle, inatla gerçekleştirdiğim yaşam savaşı onları imrendirecek, benimle övünecekler. Karım benim için katlandığı özverilerin, zor günlerimizin karşılığını fazlasıyla alacak. Dedem, öğretmen olduğuma inanamayacak! Bana öğrettiği doğa öğretmenliğini, ben resimlerle öğreteceğim gençlere. Yakınlarımın benimle gurur duymaları en çok istediğim şey.”
Selim, geniş ailesini yaz akşamları bağın çardağında toplardı. Kurdukları bereketli sofralarında, bahçenin sebze ve meyve zenginliğinden hazırladıkları yiyecekler, emeklerinin yarattığı çeşitlilikti. Tatlı bir söyleşiye dalınca hepsi düşlerini anlatırdı. Bu onların yaşamlarının en tatlı anlarıydı. O zaman bağın çardağı onların umutlarının sarayı olurdu. Öyle bir saray ki her taşı, sevgi sözleriyle örülmüş, güven dolu gelecekleriydi. Selim hepsinin gülen
yüzlerine sevgiyle bakar, düşlerini coşkuyla anlatırdı. Sonunda sözlerini şöyle bitirirdi:
“Gökteki kocaman ay, yıldızlar, Samanyolu hepimizin düşlerini belleğine yazsın. Bir gün düşlerimiz gerçek olacak!”
Kardeşleri liseli delikanlılar oldu. Çocukları ilkokula başladı. Bağdaki cıvıltı çoğaldıkça çoğaldı. Badem çiçekleri her baharda açtı. Portakallar, narlar, elmalar daha göz alıcı oldu. Karabiber ağaçları, dedesinin belediye ile yardımlaşması ve uyarısıyla kentin caddelerine dikildi. Bu dikim sırasında, gençler dedesine canla başla yardım ederken ağaçlar hakkında pek çok şey öğrendiler. İncecik yaprakları, sarıçiçekleri, kızaran meyveleriyle karabiber kokusu her yanı sardı. Sivrisineklerin korkulu savaşçısı oldu.
Betonlaşan çevrede bir tek dedesinin bağı kaldı. Komşular kır yemeklerini yemek için baharda dedesinin bağına gelirlerdi. Selim’in karısı dördüncü bebeğinin doğumundan sonra bağa çay ocağı kurdu. Masa, sandalyeler kiraladı. Sarmalar, çörekler yaptı. Çocukların bazıları garson oldu. Bazıları da bulaşıkları yıkadı. Bağın bir gün geçim kaynağı olacağını söyleseler Selim inanamazdı! Bu büyülü dünyayı yoktan yaratan, eşi ile dedesi oldu.
Kardeşleri ve çocukları güleç yüzleri, temiz giyimleri ile gelenleri, konuklarını ağırlar gibi ağırlıyorlardı.
Selim eğitim fakültesinin gece bekçiliğini sürdürürken sınavı kazandı. Çok istediği resim bölümünün öğrencisi oldu. Gece bekçilik yaptığı okulda gündüz öğrenci olmak zordu.
Selim, elinde fırçaları uyuyup kalınca arkadaşları, hocaları daha sessiz çalışır oldu. Selim’e duyulan sevgi, takdir duyguları çok yüksekti.

Okulu bitirdiği zaman yıllarca kurduğu düş gerçekleşti. Resim öğretmeni oldu. Şimdi gençlere o öğretecekti resimdeki incelikleri, renklerin dilini, sanatın sırlarını… Doğayı sevmek, ağaçların dilinden, kuşların kanatlarından anlamak, ayla-yıldızlarla konuşmayı bilmek Selim’in yüreğinin, başarısının sırlarıydı… Renklerin büyülü dünyası ilk sergisine kadar Selim’e yavaş yavaş açıldı. Kardeşleri ve çocukları sergiye gönderilen çelenkleri sevgiyle salona yerleştirdi. Dedesi torununun sırtını sıvazlıyordu. Duvarları süsleyen tabloların kendi bağından yapılmış olduğunu düşünüyordu. Torunuyla gurur duyuyordu.
Selim’in karısı, duvardaki tablolara, çocuklarına, kocasına, kardeşlerine, yaşlı babasına bakarken sevinç duyuyordu. İçinden “Bunların hepsi benim sevgimle, sabrımla oldu biraz da,” diyordu.


Bu yazı 150 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans