ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

05.05.2020

KAFESTEKİ KEKLİK

Sevgili öğrenciler size çok seveceğiniz bir öykümü gönderiyorum. Hepinizin başarılı olması büyüklerinizi sevindirir. Sevgiyle gözlerinizden öperim.

Karayolu işçileri arabaya doluştular. Kürekler, kazmalar arasında bindikleri kamyonetin kasasında kendilerine oturacak yer bulup yerleştiler. Çetin Usta şoförün yanına
oturdu. Kamyonet hareket etti. Aracın kasasında sıkış tıkış oturan işçilerin türküleri eşliğinde,
baharla yeşeren kırlara doğru yol almaya başladılar…
Yağmurdan sonra bozulan kasaba yollarını günlerdir onarıyorlardı.
Onaracakları bozuk yola gelince bir kekliğin yerde yattığını gördüler. Hemen kamyonetten inip yanına koştular. Çetin Usta yaralı kekliği incitmeden avuçlarının arasına
aldı. Kekliğin bacağı kırılmıştı. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı.
“Biz bunun ayağını mendille sarar, bağlarız.”
“Olmaz! Onu burada bırakamayız. Yaralı haliyle kurda kuşa yem olur.”
“Arabamız var. Hemen veterinere götürelim.”
Alaycı biri de şöyle dedi:
“Veteriner olmaz! Doktora götürün. Hatta devlet hastanesinde röntgenini çektirin.
Belki kuş tarihine de adınızı yazarlar!”
Çetin Usta hepsini susturdu:
“Yeter, başımı şişirdiniz! Bakın şunun masum duruşuna. Güzelliğine bakın.”
İşçilerden biri avucunun içinde su getirdi. Yaralı keklik, gagasını batırıp suyu içti.
Çetin Usta hepsine şöyle dedi:
“Şimdi, siz hemen çalışmaya başlayın! Şoför beni kasabaya geri götürsün. Veterinere kekliğin bacağını gösterelim. Sonra kekliği bırakır geliriz.
Veteriner kekliğin bacağını dikkatlice sardı. Gereken iyileştirmeleri yaptı. Bir kafese yerleştirdi.
Sonra şöyle dedi:

“Çetin Usta, bu keklik senin çocuklara iki hafta konuk olsun! Evine götür, çocukları sevindir. İyileşince kırlara salarsın.”
Çetin Usta elinde kafes evinin kapısını çaldı. Kapıyı küçük oğlu açtı.
“Baba, kafesin içindeki ne kuşu?”
Çetin Usta oğlunun kıvırcık saçlarını eliyle karıştırıp başını okşadı:
“Keklik, oğlum.”
Çocuk kekliğin sargılı ayağını görünce çok üzüldü:
“Baba kekliğin ayağına ne oldu?”
“Kırılmış oğlum. Veterinere götürdüm. Gereken her türlü bakım yapıldı. Merak etme iyileşecek. ‘Evine götür senin küçük oğluna arkadaş olsun’ dedi.” Ayrıca “Ağabeyleri
okuldayken İlker’in canı sıkılmasın,” diyor.
İlker ellerini çırptı. Önce babasını öptü, sonra annesine seslendi:
“Anne! Bak, babam geldi. Bana kuş getirmiş. Bu keklik benim arkadaşım olduuu…”
Annesi ıslak ellerini havluya kurularken mutfaktan çıktı:
“Çetin hoş geldin! Aaaa bu kafeste ne var?”
Çetin Usta gülümseyerek cevapladı:
“Aysel bak, çocuklara arkadaş getirdim. Ağabeyleri okulda olduğu için en çok da İlker’e arkadaş olacak.”
İlker el çırparak kafesin çevresinde dönmeye başladı:
“Arkadaşım keklik… Arkadaşım keklik… Keklik, benim arkadaşım! Veteriner amca babama öyle demiş.”
Aysel Hanım kekliğin alçılı ayağını görünce çok üzüldü.
“Ah, kekliğin ayağına ne olmuş?”
Çetin Usta:
“Ayağı kırılmış. Biz onu kayalığın orada bulduk. Veteriner yapılması gerekenleri yaptı. İki hafta sizin çocuklara arkadaş olsun. Ayağı iyileşince ilk bulduğun yerde, kırlara
salarsınız, dedi.”

İlker, keklik kafesinin çevresinde müzikli dansını sürdürürken annesiyle babasının konuştuklarına kulak kabartıyordu. Birden durdu.
“Hayır! O, benim arkadaşım! Ben onu kırlara salmam!
Babası itiraz etti:
“Oğlum iyileşinceye kadar doyunca ona bakarsın. Konuşursun. Cevap veremez ama seni çok iyi dinler. İyileşince onu kafeste tutamayız.”
İlker ağlarken durmadan söyleniyordu:
“Madem kırlara salınacakmış neden evimize getirdin baba? Beni neden sevindirdin?
Şimdi de beni üzüyorsun! Daha önce kuş istedim almadınız.”
Çetin Usta saatine baktı.
“Oooo! Benim hemen işimin başına dönmem gerek! Güzel oğlum ne olursun ağlama!
Annen sana kekliklerin nerede yaşadığını anlatır. Haydi, hoşça kalın.”
İkisini de öptü, evden hızla çıktı. Annesi İlker’e sarıldı. Bir eline de kafesi aldı.
“Gel güzel oğlum, oturma odasına geçelim. Ben sana kitaplardan keklik resimleri bulur, onların yaşamlarını, doğada nerelerde bulunduklarını anlatırım.”
Kafesi masanın üzerine koydu. Annesi keklikleri anlatırken Oğuz ile Tansel okuldan eve geldi. Kafesteki yaralı keklik, kardeşler arasında paylaşılamadı. Böyle güzel bir kuşa sahip oldukları için çok sevindiler ancak bu kuş yüzünden aralarında kavga çıktı. Üçü de “Keklik benim arkadaşım.” demekten vazgeçmiyordu.
Günler ilerledikçe çocuklarla yaralı keklik arasında dostluk bağları güçlendi. Çocuklar okuldan gelince İlker’i keklik kafesinin başında, elma parçalarını kafese yerleştirirken, su
kabını doldururken görürlerdi.
Annesi pencereleri kapatır, kafesin kapısını açar, kekliğin odanın içinde dolaşmasına izin verirdi. Bu, çocukların çılgınca eğlendikleri en güzel oyun oldu. Neşeli sesleri sokaktan
duyulunca, başka çocuklar da kekliği görmek istediler. Öyle yalvardılar ki Oğuz ile Tansel annelerinin çarşıya gittiği bir gün, arkadaşlarını eve çağırdı.
Kekliği arkadaşlarına göstermek, arkadaşlarını şaşırtmak, hoşlarına gitti. Heyecan, sevinç, coşku duyguları arasında oda penceresini kapatmayı unuttular.

Keklik, ayrı ayrı hepsinin başına kondu. Çocuklar sevinçle kekliği alkışladılar. Sevinç alkışlarından ürken keklik açık pencereden uçup gitti. Arkadaşları, sorumlu tutuluruz düşüncesiyle korkup koşarak evi terk etti.
İlker, ağlamaya başladı. Oğuz ile Tansel bahçeye koştu. Üçü de ağlıyordu. Sokak kapısı açıldı. Çetin Usta kaşlarını çatarak kapıdan girdi.
“Ne oldu? Neden ağlıyorsunuz çocuklar? Anneniz yok mu? Arkadaşlarınız koşarak neden bizim evden çıktı?”
Bu sorulardan sonra kardeşlerin ağlama sesleri daha da yükseldi. Ağlarken zorlukla cevap verebildiler:
“Kekliğimiz uçup gittiii…”
“Neden camı açık bıraktınız?”
Üçü de çok üzgündü.
“Camı kapatmayı unutmuşuz! Arkadaşlarımız kekliğimizi görmek istemişti.”
Çetin Usta gülümseyerek, arkasında gizlediği elini öne doğru uzattı. Kocaman elinin uzun parmakları arasında kaçan daha doğrusu kaçamayan kekliği gösterip:
“Bunun için mi ağlıyorsunuz? O da sizi çok sevmiş. Çok fazla uzağa gidememiş.
Karşıki ağacın altında buldum.”
Çocuklar gözlerine inanamadılar. Sevinçten havaya zıpladılar. Babalarına sarıldılar:
“Baba sen çok yaşa. Arkadaşımız kekliği ikinci kez kurtardın.”
Çetin Usta, ayrı ayrı hepsinin başını okşadı, onları öptü:
“Bundan sonra, tam iyileşinceye kadar kafesinde kalsın. İyileştiği konusunda veterinerin onayını alınca da sizi bu kekliklerin yaşadığı kayalıklara götürürüm. Oradan
salarız doğaya. Bakın daha tam olarak uçamıyor…”
Çocuklar sevinç içinde kekliği kafese yerleştirdiler. Doğaya bırakıncaya kadar da kafesten çıkarmamaya söz verdiler.


Bu yazı 224 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans