ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

14.05.2020

TÜRK DİLİ

Atatürk’ün kendi elyazması vasiyetiyle maddi mirasını (kalıtını), Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na bırakmıştır. Bu iki kurum özerkti ve demokratik süreçlerle yönetimleri belirlenirdi. Maddi mirasın takip işini de yine kendisinin kurduğu CHP’ye vermiştir. Vasiyet mülk gibi şahsa aittir. Yok sayılırsa hukuki bir durum oluşur.
1983 yılında 12 Eylül 1980’in darbeci generalleri vasiyeti yok ederek, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı devlet dairesi şeklinde
yeni bir kurum oluşturdular. Darbeci generaller 35-40 yıl sonra usulen yargılandılar ama yaptıkları tahribat kalıcı oldu.
Yakın zamanda da bu kurula bir başkan atandı. Basının yazdığına göre Atatürk aleyhinde konuşmalar yapan bir şahısmış. Eğer doğru ise, burada iyi niyet aranmaz.

Dil ve tarih birliği, bir halkı millet (ulus) yapan en temel unsurdur.
Dünyada imparatorluklar dönemi bitti. Ulusal devletler var oldu.
Demokrasiyi geliştirmek hedef oldu. Ulus devlet olmak için dil birliği, tarih birliği, vatan birliği, kültür birliği ve amaç (ülkü) birliği olması gerekir. İşte bu nedenle Cumhuriyetimizin kurucusu, dil ve tarih konularına önem vermiştir.
Türk halkı kendi öz diline anadili der. Selçuklular döneminden beri yurt edindiğimiz bu topraklarda halkımız kendi anadilini kullanıyordu.
Osmanlı zamanında saray ve yakın çevresi ile bazı aydınlar Osmanlıca dedikleri bir dili konuşur-yazar olmuşlardı. Bu Türkçe, Arapça, Farsça sözcüklerin karışımı halkın anlamadığı bir dildi.
****
Örneğin; YUNUS EMRE (1240-1320) daha Osmanlı yeni kurulurken;

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni
*
Yunus’dur benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni. Demiştir.

1500’lü yıllarda yaşamış PİR SULTAN ABDAL,
Şu karşı yaylada göç katar katar,
Bir güzel sevdası gözümde tüter,
Bu ayrılık bize ölümden beter,
Geçti dost kervanı eyleme beni.
*
Pir Sultan Abdal’ım kalkın aşalım,
Aşıp yüce dağı engin düşelim,
Çok nimetin yedik helalleşelim,
Geçti dost kervanı eyleme beni. Demiştir.

KARACAOĞLAN 1600’lü yıllarda yaşamıştır.

Yürü bire yalan dünya
Sana konan göçer bir gün
İnsan bir ekine misal
Seni eken biçer bir gün
Yerimi serin bucağa
Suyumu koyun ocağa
Kafamı alın kucağa
Garip anam ağlar bir gün
Karac’oğlan der nasına
Çok işler gelir başıma
Mezarımın baş taşına
Baykuş konar öter bir gün.
Ne duru, ne temiz, anlaşılır bir dil değil mi? Üstelik 500-600 yıl geçmiş
aradan. Neden anlaşılır bir dil bu, çünkü anadilimizde yazılmışlar.
****
Bir de Osmanlı zamanındaki şairlerin diline bakalım.

FUZULİ ( 1480-1556 )
GAZEL
Aşiyan-ı mürg-i dil-i zülfü perişanındadır.
Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadır.
*
Ey Fuzuli şem’ veş mutlak açılmaz yanmadan
Tablar kim sünbül rişte-i canındadır.

GAZEL
Dost bi-perva felek bi-rahm ü devran bi-sükun
Derd çoh hem derdyoh düşmen kavi tali’ zebun
*
Saye-i ümmid za’il afitab-ı şevk germ
Rütbe-i idbar ali paye-i tedbir dun

BAKİ (1526-1600 )
GAZEL
Bi leb-i gonca yüzü gülzar dersen işte sen.
Har-ı gamda andelib-i zar dersen işte ben
Lebleri mül, saçları sünbül. Yanağı berk-i gül
Bir semenber serv-i hoşreftar dersen işte sen
Payine yüzler sürer her servi dil-i suyun revan
Su gibi bir aşık-ı didar dersen işte ben.

İSMAİL DEDE EFENDİ ( 1778-1846 ) Bir şarkısının sözleri
Bülbül gibi pür oldu cihan nağm elerimden

Hiç püy-i sefa görmedim ol verd-i terimden
Nerm eylemez seng-i dil-i yar-i eğerçi
Hakister olur çerh-i kemine şererimden
*
Yüz yıl öncesinin şairi MÜSTECABİZADE İsmet Bey (1868-1917)
ŞARKI
Leyl-i hicranda tefekkürle garibane seni
Sorarım ah ile her necm-i fürüzane seni
Neye baksam yine mahrem bulurum cana seni
Düşerim yad ile naliş-i pinhana seni
Gün batar gök kararır encüm olur çehre-nüma
Ağlarım bir kaya üstünde garib-ü tenha
Çeşm-i hasretzade yollarda kalır da
Gelecektir diye bekler dil-i divane seni.

Görüldüğü gibi bu bölümdeki şiirlerin dilini anlamak mümkün değil.
Sözlük bakmak gerekiyor. İşte bu dile Osmanlıca deniliyor. Anlamakta zorlanıyoruz. Neden? Çünkü bu dil bizim anadilimiz değil de ondan.
****
Türkçemiz boğulup yok olmak üzere iken, M.Kemal yurdumuzu düşmandan kurtardı. Cumhuriyeti ilan etti. Devrimleri yaparken Türk Dil Kurumu’nu ve Türk Tarih Kurumu’nu kurdu. Dil birliğini, tarih birliğini
sağlamadan millet (ulus) olunamazdı.
Cumhuriyetin ilk yıllarından beri hilafetçi, saltanatçı, dinci çevreler hep yenilikleri, devrimleri itibarsızlaştırma yollarını kullandılar. Kendilerine milliyetçi-muhafazakar diyenler dilimizdeki sadeleşme, Türkçeleşme

çalışmalarına karşı tavır aldılar. N.Fazıl Kısakürek, Ahmet Kabaklı gibi isimler kendi anadilimize sahip çıkanlara hep saldırdılar, hep iftira ettiler.
Tam arınma sağlanamasa da anadilimiz, Türkçemiz bugün her vatandaşımızın okuyup anlayabileceği, yazabileceği bir dil haline geldi.
Atatürk yurdumuzu da anadilimizi de ve hatta tüm Türk dünyasını da yok olmaktan kurtardı.Her vatandaşımızın O’na teşekkür etmesi beklenir.
****
Bakınız Atatürk Türkçemiz ile ilgili neler söylemiş.
‘’ Türk demek Türkçe demektir. Ne mutlu Türk’üm diyene.’’
‘’ Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı dillerin işgalinden kurtarmalıdır.’’
‘’ Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı, böylece yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.’’
İşte bu görev başta öğretmenlerin, yazarların, gazetecilerin, sanatçıların herkesin görevidir. Anadilimiz Anadolu’muz kadar kutsaldır.
Başka dilleri kutsayıp, kendi dilini aşağılamak hainliktir.
Dilini, bayrağını, vatanın bütünlüğünü korumak herkesin görevidir.


Bu yazı 203 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans