ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

01.06.2020

ARKAN’IN KEDİSİ

Sevgili Öğrenciler, size çok eğleneceğiniz bir öykü daha armağan ediyorum. Siz de arkadaşlarınıza armağan olarak gönderin. Hepinize başarılar dilerken sevgilerimi yolluyorum.
                                                                                                                                                                                                                           Yazar: İncilâ Çalışkan





İnci Hanım balkondaki çiçeklerini suladı. Gazetesini okuyan eşine baktı.
“Zeytin tuzlamak için Erdek'e gidip zeytin alalım. Arkan da zeytin toplayanları görsün, tanışsın. Belki bahçelerin resimlerini yapmak ister.”
Hüsnü Bey başını gazeteden kaldırmadan cevap verdi:
“Hanım çok önemli bir makale okuyorum. Beni lütfen gazetemden ayırma!”
Arkan, dedesiyle ninesinin konuşmalarını içerde kitabını okurken duydu.
Hemen balkona koştu.
“Dede ben zeytin bahçelerini çok merak ediyorum. Zeytinlerin nasıl tuzlandığını da hiç görmedim. Hava çok güzel. Ne olursun Erdek'e gidelim. Hemen hazırlanıyorum. Sen de giyin.”
İnci Hanım muzipçe Hüsnü Bey'e baktı:
“Doğru söze ne denir Hüsnü Bey? Çocuk haklı. Zeytinlikleri gösterelim torunumuza.”
“Tamam, hanım sizden kurtuluş yok! Ancak okuduğumu bitirmeden olmaz!
Beni on dakika bekleyin.”
Arkan giyindi, saçını taradı. Fotoğraf makinesi boynunda, resim defteri elinde dedesinin karşısına geçti. Dedesi okuduğu makaleyi bitirmeden başını kaldırmadı.


Sonra gülümseyerek torununa baktı. Gazetesini özenle katlayıp masanın üzerine bıraktı.
“Sizi bekletmeden hemen giyinmeye gidiyorum.”
Arkan dedesine seslendi:
“Dede arabanın anahtarını unutmaaa!”
Arkan, ninesi ve dedesi ile zeytin bahçelerini dolaşırken toplayıcıların harıl harıl çalıştıklarını gördü. Bazı işçiler, yaşlı ağaçlara dayadıkları uzun ahşap merdivenlerin üzerinde, ellerindeki sırıklarla yüksek dallardaki zeytinleri silkeliyordu.
Bazıları da ağaçların altında yaygıların uçlarından tutmuş, düşecek zeytinleri bekliyorlardı. İşçilerin bir kısmı, toprağa dökülen zeytinleri ayrı sepetlere koyuyordu.
Zeytinle dolan küfeler hemen yol kenarına taşınıyor, arabalarla depolara gönderiliyordu. Kadın ve kızlar genç zeytin ağaçlarının en körpe dallarına kadar tırmanarak zeytinleri sepetlere elleriyle sıyırıyorlardı.
Arkan zeytinliğin her tarafını gezdi. Çalışanların fotoğraflarını çekti. Sonra uygun bulduğu bir yerden resim defterine çalışanları çizmeye başladı. Gözü ve kulağı, çalışanlarda, dedesinde, ninesinde, zeytinliğin sahiplerindeydi. Nasıl sofralık zeytin seçilir, nasıl pazarlık edilir, ne kadar tuzla salamura yapılır, hepsini dinleyerek öğrendi. Bulundukları bahçe, dedesinin arkadaşının zeytinliği olduğu için alışveriş bitince, çaylar tatlı bir sohbet eşliğinde içildi. Alınan zeytinler dedesinin otomobiline yerleştirildi. Tam hareket edecekleri sırada, zeytincinin oğlu balıktan geldiğini söyledi, onlara taze balık verdi. Zeytincinin ailesi ve işçilerle vedalaşıp ayrıldılar.
“Dede kaç kilo zeytin aldınız?”
“Yirmi kilo zeytin aldık Arkan!”
“Nine ne çok almışsınız? Bu kadar zeytini nerede saklayacaksınız?”
Ninesi gülümseyerek torununun başını okşadı:
“Bizim apartmanın deposu var ya Arkan, unuttun mu? Hani, senin bisikletin de orada duruyor.”
Dedesi gözünü yoldan ayırmadan arkada oturan torununa cevap verdi:


“Arkan aldıklarımız çok değil! Önce tuzlayalım, olunca dostlarımıza armağan ederiz bir bölümünü. Bak, zeytincinin oğlu tuttuğu balıklardan bize nasıl armağan
verdi, gördün mü? Buna ‘gönül alma' denir dostlukta.”
“Dede hamsiler torbada zıplıyor. Arabanın içine, yere koydum. Zıplarken torbayı delecekler şimdi.”
Dedesiyle ninesi kahkahalarla güldüler:
“Öyleyse onları eve gidince hemen tepsiyle fırına atalım da sıcakta daha çok oynasınlar.”
İnci Hanım'la Hüsnü Bey, “Hamsi koydum ta-ta-tavaya / Başladı oy-na-ma-ya” türküsünü söylerken eve geldiler. Arkan elinde balık torbasıyla arabadan inince duvar
kenarındaki yavru kedi, ayaklarına dolanmaya başladı. Bir türlü Arkan'dan ayrılmıyordu.
“Dede bu bizim eve girmek istiyor. Ben de onu çok sevdim. Bak, kucağıma nasıl yakıştı?”
Ninesi yine ünlü kahkahalarını atarken cevap verdi:
“Evet, Arkan çok güzel bir ikili oldunuz. Kedinin burnu balık torbasının içine girmiş. Neden senin kucağına tırmandığını şimdi anladın mı?”
“Ben de beni çok sevdi sanmıştım. Ah, seni çıkarcı seni!”
İnci Hanım tatlı sözlerle kedi yavrusunu kucağına almak istedi. Arkan vermemek için direndi.
“Önce ben gördüm nine. Haksızlık ediyorsun. O benim kedim. Dede boşuna gelme! Sana da vermem kedimi. Bak burnunda beni var. Adını ‘Benli' koydum. Sen
zeytinlerini içeriye taşı. Şimdi gök gürledi. Yağmur geliyor. Zeytinleri düşünmelisin!”
“ Hanım kediyi benden kıskanıyor. Şu torununa bir şey söylemeni istiyorum.”
İnci Hanım onlara gülerken kapıcı Hasan'ı çağırdı. Zeytin çuvalını depoya taşıttı. Arkan'ın elinden balık torbasını alınca kedi onun kucağına atladı. Dede torun
tartışırken ninesi balıkları, kediyi alıp asansöre binmişti bile. Dedesiyle torun tartışarak eve girince ilk sordukları kedi oldu:


“Nine kedimi ne yaptın? Hani göremiyorum? Sokağa mı bıraktın yoksa?”
Ninesi temizlediği balıkları fırına koyarken cevapladı:
“Balkona koydum. Şimdilik sütle besliyorum. Balıklar pişince ayıklar veririz.”
“Ben kedimi hemen odama alacağım. O benim kedim.”
“Hayır Arkan. Yarın veterinere götürmeden, aşıları yapılmadan, yıkamadan bu eve giremez senin kedin!”
“Nine kucağımıza aldık. Hepimizin üstü kirlendi. Bu evde sadece Benli mi fazla?”
“Hayır Arkan. Kimse fazla değil! Siz hemen üzerinizdekileri çıkarın. Elinizi,
yüzünüzü yıkayın. Yarın kediye kafes alır, veterinere götürür, aşılarını yaptırırız. Nasıl bakacağımızı öğreniriz. Hepimizin ve Benli'nin sağlığını düşünüyorum, iyiliğini
istiyorum.”
“Nineciğim ben bunları düşünemedim. Benli o kadar güzel ki ondan bize bir hastalık geleceğini aklıma bile getirmedim.”
“Seni öpersem bağışlarım. Hemen temizlenip gel!”
Arkan koşarak banyoya gitti. Temizlenip mutfağa döndüğü zaman ninesi pişen balıklardan tabakla Arkan'nın eline verdi:
“ Balıkları kılçıklarından ayıkladım. Kedimiz, senin elinden yesin evimizdeki ilk yemeğini.”
Arkan balkona çıktı.
“Benliiii.. .Benliii… Gel balıklarını ye.”
Ertesi gün veterinere götürüldü benli. Aşıları yapıldı. Veteriner kediler hakkında hem bilgi verdi hem de kitap. Arkan Benli'yi kafesinde taşırken mahalledeki çocuklara gururla gösterdi. Oyuncu Benli kolunu küçük delikten uzatıp okula giden çocukları güldürdü. Ninesi, Şehir Kütüphanesi'nin önünden geçerken Arkan'a şöyle dedi:


“Arkan ben Kütüphane müdürü ile görüşürken sen kafesle bahçede otur.
Sanat dergilerimi kutuya koydum. Onları kütüphaneye armağan etmek istiyorum.
Görevliyi gönderip aldırmalarını söyleyeceğim. Çok kalmam hemen geliyorum.”
Arkan, dedesiyle her zaman oturdukları ağacın gölgesine otururken duvar kenarındaki zeytin ağacının dalını fırtınanın eğmiş olduğunu gördü. Yanına gidip inceledi. Henüz ana gövdeden kopmamıştı. Üzerinde öyle çok zeytin vardı ki. Hepsi kararmaya başlamıştı. “Yazık olacak zeytinlere” diye düşündü.
İnci Hanım içerdeki görüşmeyi bitirmişti. Arkan'ın yanına gelip oturdu. Arkan zeytin ağacına çok üzüldüğünü anlattı:
“Nine, iki gün önceki fırtınada zeytinin dalı kırılmış, gövdeden tam ayrılmamış.
Henüz kopmamış. Üzerindeki zeytinler çok fazla, yaprakları seçilmiyor. Yazık olacak güzelim dala. Bu kadar gevrek miymiş zeytin ağacı, hiç bilmiyordum. Bir şey yapılabilir mi?”
İnci Hanım zeytin ağacını inceledi. Ne yapılabilir diye düşündü. Sonra onarmaya kara verdi.
“Eve gidelim Arkan. Sanıyorum ben bunu kurtarabilirim. Evden bazı şeyler alıp gelmeliyiz. Kediyi yine balkona bırakalım. Biraz balık ayıklayıp yemeğini verelim. Eve dönüşümüzde yıkarız kedimizi. Şimdi zeytin ağacını kurtaralım.”
Evden bez parçaları, makas ve ip aldılar. Kütüphanenin görevlisini çağırıp yardım etmesini istediler.
“Mustafa sen şimdi bu dalı yavaşça kaldır. Ana gövdedeki yerine yerleştirip sıkıca tut. Ben bezlerle saracağım. Sonra bağlayacağım. Daha sonra, duvarın üstündeki bahçe demirlerine iki ayrı yerden bağlayıp destek vereceğiz. Anladın mı?”
Mustafa başını salladı:
“Anladım İnci Hanım.”
İnci Hanım ağacı kurtarmak için elinden geleni yaptı. Bitirince kurtardıkları dala sevinçle baktılar.


“Mustafa bak, bu ağacı şimdi sana emanet ediyorum. Yine fırtına olacaktır.
Zaten yaralı ağaç tekrar zarar görmesin! Gözün gibi korumanı istiyorum.”
Mustafa yaptıkları işten çok memnun cevapladı:
“Siz hiç merak etmeyin. Ben hepsine gözüm gibi bakıyorum. Kurtardığımız dalın üzerinde bizim eve yetecek kadar zeytin var. Ben ona kıyabilir miyim? İyi ki onardınız İnci Hanım. Sağ olun!”
Arkanla ninesi coşku içinde eve geldiler. İlk işleri Benli'yi yıkamak için hazırlık yapmak oldu. Dedesi telaşla balkona geldi.
“Benden habersiz mi yıkayacaksınız? Olur mu? Benli'nin ilk banyosunda suyunu ben dökmek istiyorum başına!”
İnci Hanım titizlendi:
“Hemen üzerinize günlük giysiler giyin. Çırpınırken su sıçratır. Kirleniriz hepimiz. Ben kediyi alıp banyoya götürüyorum. Havlusunu hazırladım. Küvetin içinde yıkarız.”
Kedicik ıslandıkça üçünün de kollarına tırmandı. Tırmıklanmadık el kol bırakmadı. Cıyaklama seslerini komşular duydu. Sonunda şampuanlarla mis gibi kokan Benli kar beyaz havlulara sarıldı. Arkan'ın kucağına verildi. Tüylerini silkeledikçe hepsinin üstünü ıslattı. Havlulardan, Arkan'nın kucağından kurtulur kurtulmaz evin dört köşesini öğrenmek için cirit atmaya başladı. Arkan'nın dedesi gülmekten kırılıyordu:
“Hanım, Benli evimizi keşfediyor. Nerede güzel uyunur? Nerede böcekler avlanır? Nerede gözlem yapılır? Nelerin üstünden daha çok atlanır diye gelecek
günlerin yaramazlıkları için planlama yapıyor.”
Birden hiç beklenmedik bir şey oldu. Yolunu şaşırmış küçük bir serçe, evin içinde uçmaya başladı. Pencereden giren bu serçenin peşinden tüm odaları dolanmaya başlamasın mı Benli?
İnci Hanım Benli'yi kucakladı:

“Pencerelerin hepsini açın. Ben kediyi sıkı tutuyorum. Siz serçeyi balkona kovalayın. Balkondan daha kolay uçup gider.” Biraz sonra kedi elinden fırladı.
Evde bir telaş başladı. Hiç kimse kediyle serçenin hızına yetişemedi. Tam yoruldukları anda ninesi kediyi yeniden yakaladı. Küçük serçe geldiği gibi hızla uçup gitti.
“Hemen pencereleri, balkonu kapatın. Kediyi yeni yıkadık. Rüzgâr gelmesin.”
Dede yeniden gülmeye başladı.
“Hanım, o şimdiye kadar sokakta yaşadı. Yağmurda ıslandı, rüzgârda kurudu.
Korkma bir şey olmaz!”
İnci Hanım'ın elinden kurtulan kedi masaya zıpladı. Masanın üzerindeki kavanoza patisini daldırdı. Tırnaklarının arasında bir küçük balık vardı.
Üçü birden koşup süs balığını kurtardılar. Dede balık kavanozunu dolabın içine sakladı. Arkan Benli'yi kucakladı. Çenesinden tutup öpmek isterken bağırdı:
“Aaaa! Kedimin beni yok olmuuuuş.”
Hepsi hayretle kedinin yüzünü incelediler. Dedesi gülerek şöyle dedi:
“Biz bunu çöplerin yanında bulmadık mı? Burnunun yanında bir şey kurumuş kalmış. Biz onu ben sandık. Yıkanınca çıktı. Olsun. Bizim için onun adı Benli.”
Kahkahalarla Benli'yi kucaktan kucağa gezdirip sevdiler. Şakacı kedi kapıların arkasına gizlenip gizlenip, umulmadık zamanda çevik sıçramalarla aile halkına
şakalar yaptı. Balkona konan kuşları pençesiyle tutmak istedi. Dolapların içine usulca girip kendisini arattı. Böylece bensiz Benli ile günler, her gün birbirinden neşeli
geçmeye başladı…

Bu yazı 221 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans