ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

08.06.2020

KÖSTEBEĞİN KOLYESİ

Arkan ninesine sordu:
“Nine bize köstebeğin kolyesini ne zaman anlatacaksın?”
Ninesi fırından kek tepsisini çıkarırken başını Arkan'a çevirdi:
“Çok mu merak ediyorsun köstebeğin kolyesini?”
Arkan ela gözlerini kocaman açtı:
“Çok merak ediyorum. Arkadaşım Leyla da çok merak etti. Ben geçen gün ona anlatınca, köstebekleri ansiklopediden araştırıp okuduk.”
Ninesi kek tepsisini masaya koyarken Arkan'a güldü:
“Leyla da merak ediyorsa koş çağır onu. Ninem bize kek pişirdi demeyi unutma!”
Arkan sevinçle kapıdan fırladı. Beş dakika sonra nefes nefese Leyla ile birlikte gelip mutfak masasına oturmuşlardı bile.
İnci Hanım, önce çocukları terlemiş yanaklarından öptü, sonra bardaklara limonata doldurdu. Pasta tabaklarına kek dilimlerini koymaya başladı. Arkan ile Leyla, İnci Hanım'ın her hareketini gözleyerek ne zaman meraklı öyküyü anlatmaya başlayacak diye bekliyorlardı. İştahla keklerini yerken Arkan sabırsızlanarak sordu:
“Nineciğim, köstebek kolyeyi nerede bulmuş?”
“Limonatalarınızdan daha bir yudum bile içmediniz! Bu sıcak havada en iyi içecek limonatadır. İçin ve dinleyin. Burdur'da, Şevket adındaki köylü, bir gün tarlasında çalışırken köstebeklerin her zamanki gibi toprakta cirit attıklarını görmüş.


Bunlardan biri, eşelediği delikten boynunda kolyeye benzer bir şeyle çıkmış.
Köstebek hızla başka bir deliğe yöneldiği sırada boynundaki kolye düşmüş.”
Leyla merakla sordu:
“Köstebeğin kolyesi mi düşmüş?”
“Evet çocuklar. Yerin altında nereyi eşelediyse boynuna kolye takılmış.
Düğüne mi gidiyordu, ne dersiniz?”
İnci Hanım onların meraklarını körüklemeyi çok eğlenceli buluyordu. Arkan hemen atıldı:
“Nine köstebekler ne anlar düğünden. Onların anladığı toprağı eşelemek, yeri delik deşik etmek! Sen bize kolyenin ne olduğunu söyle. Meraktan öleceğiz şimdi.
Ninesi kahkahalar atarak tabaklarına birer dilim daha kek koydu ve devam etti.
“Şevket kolyeyi eline alınca bunun deniz hayvanı kabuklarından yapılmış olduğunu görmüş. Kıymetli olduğunu anlamış. Köstebeğin çıktığı deliği kazarak daha
çok genişletmiş. Açılan çukurdan önce bir kadın heykelciği, sonra kırılmış testi parçacıkları bulmuş.”
Arkan heyecanlandı:
“Çabuk anlat nine başka neler bulmuş? Bulduklarını sonra ne yapmış?”
“Şevket bulduklarını köyün öğretmenine göstermiş.”
Leylâ heyecanlandı:
“Sonra ne olmuş?”
“Öğretmen toprak altından çıkan nesneleri görünce çok heyecanlanmış, buluntuların kıymetli olduğunu anlamış. Şevket'e ‘Çivril ilçesinin Beycesultan
Höyüğü'nde kazı yapan İngiliz arkeoloğa götürüp gösterelim' demiş.”
Çocuklar birlikte sordular:
“Höyük ne?”


“Höyük, çok eski dönemlerde insanların eşyaları ile gömülüp üzerinin topraklarla örtüldüğü tepecik ya da eski yerleşim birimlerini zamanla toprakların örtmesiyle meydana gelmiş tepeciklerdir. Günümüze yakın zamanlarda bunlar kazı bilimcileri tarafından kazılıp ilkçağ insanlarının yaşamları hakkında bilgiler elde ediliyor. Arkeoloji çok önemli bir bilim dalıdır. İnsanlığın zaman içinde nasıl ve hangi buluşlarla yaşamı geliştirdiğini bize öğretir.”
Çocuklar merakla sordular:
“İngiliz kazı bilimci ne demiş hemen söyler misin?
“Buluntuları gösterdikleri arkeoloji bilgini Seton Liyoyd gözlerine inanamamış!
Bu nesnelerin, Cilalı Taş devri eserleri olduğunu söylemiş. İnsanlar, önce Yontma Taş devrinin avcılık ve toplayıcılık dönemindeki mağaralardan çıktılar. Göl, nehir
kıyılarına yerleşip tarımda üretime geçtiler. Hayvanları evcilleştirdiler. Cilalı Taş dönemini yaşamaya başladılar. Böylece bizim köstebeğin kolyesi, tarihin en eski
dönemini aydınlatıyordu. Yani yazı henüz bulunmamıştı. O dönemi anlatan yazılı belgeler olmayınca insanlık tarihi, bu tür buluntularla aydınlığa kavuşuyordu.”
Çocuklar ellerini birbirlerine çırpıp sevindiler.
“Yaşasın köstebek. Heykelini müzeye dikelim!”
İnci Hanım yanakları heyecandan kızarmış, gözleri sevinçten parlamış bir hâlde anlatmayı sürdürdü:
“İşin en önemli yanı, o ana kadar Anadolu'da böyle bir yerleşim yerinin varlığı bilinmiyormuş! Bizim köstebek Burdur'un Hacılar Höyüğü'nü ilk bulan meraklı
olmamış mı? Bence bilime hizmet eden bir köstebek heykeli dikilmelidir müze kapısına! Başka hayvanlara da örnek olabilir!”

“Sonra ne oldu nine?”
Arkan'ın ninesi elindeki sürahiden ikisinin de bardaklarına limonata doldurdu.
“Bilim adamı, yanında çalışan başka bir bilim adamı olan James Mellart'ın, Burdur Hacılar Höyük'ünde arkeolojik kazılar yapması için bilimsel araştırma izni
çıkarttı. Mellart, çalışmaları ilerleyince bulgularını ‘Türkiye Hacılar'da ilk kez bir Cilalı Taş Devri yerleşim birimi saptandı,' diye makale yazarak çalışmalarını dünya
basınına duyurdu. Bu bilgi arkeoloji dünyasında çok yankı yaptı, Arkeolji çevrelerinin ilgisini uyandırdı.”
Leyla ellerini çırptı:
“Yaşasın! Kolyeli köstebek, yurdumuzun ve dünyamızın tarihine neler kattın sen!”
Arkan hemen söze karıştı:
“Kolyeli köstebeğin bu bilimsel başarılardan haberi yok Leylâ! Yavrularına, yem ararken tarlaları delik deşik ediyordu sadece!”
Arkan'la Leyla keklerini yerken kahkahalar attılar kolyeli köstebeğe.
“Nine bizim köstebek başka yerleri de kazmış mı?”
“Köstebeği bir daha gören olmamış ama Burdurlu Şevket'in tarlasında köstebekler cirit atıyordur hâlâ. Bilim adamı Mellart, pek çok yerde yüzey araştırmaları dedikleri kazılar yapmış. Yani arkeoloji bilimi adına topraklarımızı köstebek gibi kazmaya devam etmiş!”
“Yeni yerler bulmuş mu nineciğim?”
“Mellart, Burdur Hacılar'da dört yıl sürdürdü kazı çalışmalarını. Sonra Konya Çatalhöyük'te kazılara başladı. Çatalhöyük'te bulduğu ana tanrıça heykeli Hacılar'da
bulduklarından daha eski yılların eseriydi. Yani iki bin yıl daha eski insanların yaşamlarına ışık tutuyordu. İşte bu bulgu en önemlisi oldu.”
“Bizi heyecanlandırdın nineciğim. Çabuk anlat sonra neler oldu?”
“Mellart Hacılar ve Çatalhöyük ana tanrıça heykelleri ile dünya arkeoloji bilimine ‘ana tanrıça kültü' yani ‘ana tanrıca inanışı' kavramını armağan etti.
Araştırmaları arkeolojinin başköşesine yerleşti.”
“Neden bu kadar önemli bu heykeller nine?”


“İnsanlığın, kadınları tanrıça olarak yücelttiği tarih öncesi zaman dilimini anlatan heykellerdi bunlar. İnsanlık, tarımda birlikte üretmek ve üretileni eşit
paylaşmak üzerine bir düzen kurmuştu. Böylece insan soyunun çoğalmasını sağlayan kadın da bereket tanrıçası, ‘ana tanrıça sanı' ile yüceltildi. Yaşam onun
çevresinde gelişti. Kadın kıymetliydi. Değerliydi. Önemliydi.”
Leyla mavi gözlerini kocaman açarak sordu:
“Yani biz, ilk çağda tanrıça mıydık İnci teyzeciğim?”
İnci Hanım gülerek Leyla'ya baktı:
“Sen, her zaman bizim gözümüzde çok kıymetlisin Leyla.”
Leyla hemen İnci teyzesini öptü. İnci Hanım da onun tabağına yeni bir kek dilimi koydu.
Arkan bu durumu çok kıskandı:
“Benim sorularım hep cevapsız kalıyor. Kek dilimleri de Leyla'nın tabağına konuyor usulca!”
İnci Hanım yine ünlü kahkahalarını attı:
“Aman, aman güzel torunumu da öperim ben. İşte sana da bir dilim kek. Şimdi oldu mu?”
İnci Hanım torununun gönlünü de aldıktan sonra anlatmayı sürdürdü:
“İkiniz de bu kıymetli heykeli Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde gördünüz. Pişmiş topraktan yapılmış heykelde ana tanrıça, bir tahtta oturur. Her iki
yanında gücü temsil eden birer leopar vardır. Şimdiye kadar arkeolojik kazılarla dünyada tarih öncesine ait iki tanrıça heykeli bulunmuş. Biri Viyana Sanat Tarihi
Müzesi'nde Vilendorf Venüsü, diğeri Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki Çatalhöyük- Ana Tanrıça Heykeli. Bunlar bize tarih öncesi devirlerin insan yaşamı, inanışları, düşünceleri hakkında bilgiler veriyor.”
“Ankara'daki müze ne kadar güzeldi nine bizi yine götürür müsün tatil gelince?”


“Götürmez miyim?”
“Nine Mellart'ın başka bulguları da oldu mu Çatalhöyük'te?”
“Olmaz mı? Günümüzden dokuz ile on bin yıl önce yaşamış insanların yaşamına ait bilgiler verdi bize. Evlerinin duvarlarına avladıkları hayvanların renkli
resimlerini yapmışlar. Taştan, topraktan kapkacak yaratmışlar. Madenlerden günlük ihtiyaçlarına göre kesici, delici aletler elde etmişler. Tarımda neler yaptıklarını da
çizdikleri resimlerden öğrendik. Ayrıca inançlarına ilişkin bilgiler de elde edildi.”
“Nineciğim, Arkeolog Mellart kazı bölgelerinden elde ettiği tarihi eserleri nereye verdi? Kazılardan edindiği bilgileri nasıl paylaştı?”
“Arkeolojik kazılarda elde edilen eserler, müze kayıtlarına geçirilir ve teslim edilir. Basılan yazılı yayınlarla bilim dünyasına duyurulur. Mellart kazılardan edindiği
bilgileri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nde, Anadolu ve Yakındoğu Arkeoloji'si konusunda dersler vererek öğrencileri ile paylaştı. Böylece
gençleri arkeolojik araştırmalara meraklandırıp, buluşlara özendirdi. Mellart Anadolu aşığı bir bilim adamıydı, insanlığın tarih öncesi dönemlerini Anadolu'da nasıl
yaşadıklarını, onun bu tutkusu ile biz ve tüm dünya öğrendik. Bilim adamına borcumuz çok.”
Arkan gülerek ekledi:
“Kolyeli köstebeğe de borcumuz çok! O olmasaydı şimdi müzede hayranlıkla seyrettiklerimiz daha toprağın altındaydı. Ne olur unutmayalım!”
Hepsi kahkahalarla güldüler. Leyla heyecanla sordu:
“İnci teyze, ben ilk insanların yaşamlarını çok merak ediyorum. Nasıl beslenirlerdi, nasıl ev yaparlardı, hastalıklardan nasıl korunurlardı, çocuklarını nasıl büyütürlerdi…”
Arkan onun sesini taklit ederek devam etti:
“Yaz okulu var mıydı, tatil ödevi yaparlar mıydı, çocukların çalışma odaları düşünülmüş müydü, denizde mi, havuzda mı yüzerlerdi… Tüm bu soruları kolyeli köstebeğe soralım. Leyla gel tam bisiklete binme saati. Sokakta kimse yok.
Arkadaşlarımız öğle uykusuna yatmıştııır…”

Çocuklar geldikleri gibi koşarak bisikletlerinin yanına gittiler. Biner binmez hızla köşeyi dönüp parka doğru yol aldılar.

Bu yazı 226 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans