Sındırgı 6,1 ile sallanınca metruk binalar dışında tek binanın yıkılmasına üzüldük elbet ama daha fena bir sonuçla karşılaşmadığımız için de sevindik di mi?..
Beterin beteri var çünkü.
Hatta Rusya'da olan depremde bir kişinin bile hayatını kaybetmemesine rağmen bizde 6,1 ile ölüm oluyorsa…
Liyakat, denetim, sorumluluk deyince de bazı aklıevveller laf yapıyor, 6,1 ile hayata veda etmek normalmiş gibi…
Kolon kesildiği iddiaları var ki kuvvetli ihtimal kesilmiş, eski görüntülerden belli zaten…
O zaman kolon kesene ceza gerek de sonuç itibariyle bir can gitti mi yine?
Maalesef.
Her güne çok acı yaşayan ülkemizde şimdi de 17 Ağustos zamanları geldi…
Türkiye'nin o tarifsiz ve dayanılmaz acıya uyandığı günlerde bile “oh olsun” diyenler olmadı mı? Bu insanlıktan çıkmışlarla aynı havayı solumak; ormanları yakanlarla aynı coğrafyada bulunmak ne kadersizlik!
17 Ağustos için BBB de anma programı düzenlemiş. Kent Konseyi koordinatörlüğündeki program kapsamında 15 Ağustos'ta Avlu KKM'nde Prof. Dr. Naci Görür konferans verecek.
26 yıl olmuş 17 Ağustos geçeli.
Ne anlatacak Naci Hoca?..
Dilinde tüy bitti 26 yıldır.
Farklı bir şey söylüyor mu öz olarak?..
Evet depremleri anlatıyor, bilgilendiriyor, çok faydalı hususlara dikkat çekiyor, toplumsal bilincin artırılması için çaba harcıyor, bilim diliyle konuşuyor, kitlelere ulaşmaya çalışıyor…
Sorumluluğunun omuzlarına getirdiği yük ile yapabileceğini yapmaya çalışıyor…
Avlu'daki konferansta da yine anlatacak… Yine soruları alacak… Ama dön dolaş sonuç itibariyle tüm söylediklerini iki cümle ile noktalayacak.
Birincisi; diyecek ki Naci Hoca:
“Depremin ne zaman, nerede, hangi şiddette olacağını bilemeyiz, her an, her yerde, yıkıcı şekilde bir deprem olabilir çünkü Türkiye deprem ülkesi.”
İkincisi; diyecek ki Naci Hoca:
“Depreme dirençli kentler oluşturmamız gerek”
Ötesi yok.
Bunları diyecek.
26 yıldır bunları söylüyor.
Şimdi 1999'un İstanbul fotoğraflarını önünüze koyun, bir de 2025 İstanbul fotoğraflarını….
Depreme dirençli kent olmayı bir kenarda unutun, 1999'dan bu yana hatırlayan yok zaten, İstanbul'un nasıl betona boğulduğunu yorumlayın…
Elbette kimse dayanıksız veya eski binada oturmak istemez ama vatandaşın malum ekonomik sıkıntısı içinde önce günü kurtarabilmenin stres yükü altında ezilmişken yeni bir ev alması o kadar imkansız hale geldi ve yeni ev alsa da yapan binayı sağlam yapmadıysa kağıt gibi yıkılmıyor mu yeni evler de? 40 yıllık binanın ayakta olduğunu ama iki yıllık binanın un ufak olduğunu görmedik mi Hatay'da, Malatya'da?..
Naci Hoca geliyor. Gelsin, hoşgelsin… Balıkesir fay hattı üzerinde diyecek, dirençli kent olmamız gerek diyecek… Yenice Gönen fayına dikkat etmek gerek diyecek…
Biz de ona diyelim ki, “kamu binalarını da konutları da ta fay hattının üstünde yapıyoruz, şehir öyle sıkışık hale geldi ki ne planlama var ne doğru dürüst bir şehircilik kafası”
Diyelim…
Sorumluluk sahibi, liyakat ve bilimi ön plana alan, her olasılığı düşünerek bugünü değil yarınları hesap eden yöneticiler olmalı ki geleceğe güvenle bakabilsin Türkiye.
26 yıldır konuşuyor Naci Hoca….
Ezberledik.
Vatandaş ezberledi.
Ama örnek verelim, Bakanlık bile, depremle ilgili toplantılara kamuoyu baskısıyla veya kerhen davet ediyor hocayı…
O da yeni yeni, öncesi yok…
Naci Hoca ve diğer hocaları dinlemeyip onların yol haritalarını uygulamadıkça geleceğe güvenle bakabilmek hayal maalesef bu topraklarda!