ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

02.11.2020

TEYZEMİN TAVŞANI ŞERMİN

   Temmuz sıcak geçiyor. Konuklarımız gelince evimiz doldu. Anneannem kafesteki kuşlarıyla geldi, benim odama yerleşti.
“Sen küçüksün Çetin. Mutfaktaki divanda yatarsın. Okul tatil, ders de çalışmıyorsun. Masanı ben kullanacağım.”
   Bilgisayarımın üstü, yanı, önü çeşitli ilaç kutularıyla doldu. Masamın boş kalan yerlerine oyalar, danteller, tığ, şiş ne bulduysa koydu. Valizler, çantalar, kutular odamda adım atacak yer bırakmadı.
“Çetin, ne dağınık çocuksun sen? Bu dolap neden böyle? Al şu eşofmanlarını.
    Annen bir daha yıkasın. Çoraplarını topla!”
“Ben mi dağıttım bu dolabı? Daha dün yerleştirmişti annem, siz geleceksiniz diye. Neyim varsa yere atmışsın anneanne! Eşofmanlarım dün yıkandı hiç giymedim.”
   Anneannem odamın tek hâkimi gibi kurulup emretti:
“Çok konuşma! Seni özleyip gelmiştim. Beni bıktırma. Al şu meyve tabağını.
   Çöpleri at. Tabağı yıka. Yerine koy.”
“Olur anneanneciğim! Odamın işgal kuvvetleri kumandanı Lütfiye Hanım.”
   Annem böyle elimde tabak mırıldandığımı görünce:
“Çok ayıp Çetin! Seni seven anneannen için neler söylüyorsun öyle! Duyarsa gücenir. Dün kol saati armağan edince böyle düşünmüyordun!”
   Kapının zili çalınınca annemin elinden kurtuldum. Koştum kapıyı açtım.
Kucağında beyaz tavşanıyla teyzem karşımdaydı. Eniştemin elinde kuş kafesi, bir de zor taşıdığı kocaman valiz. Oğulları Ümit mayosu üzerinde, paletleri elinde bağıra çağıra içeriye fırtına gibi girdi:
“Çetin hadi, hemen denize girelim. Ben hazırım.”
   Babası takıldı:
“Çetin, bizim yarış atı oğlumuz mayosunu bile otomobilin içinde giydi. Sen yandın. Bunun elinden kurtulamazsın bu hafta!”
   Ben gerçekten yandım. Benim saz kursu bu hafta kaldı. Gidemem! Ümit geçen yaz beste yaparken tellerini koparmıştı. Yelken kursunu söylememeliyim. Yelkeni
devirebilir eğer benimle gelirse.
   Ablamın odasından da sesler geliyor. Teyzem ablamla uğraşmaya başladı:
“Selma senin odanı bize ver. Sen salonda yatarsın. Dolabını topla. Bizim valizler arabada. Gel beraber taşıyalım. Yerleşmeme yardım et.”
   Ablam kıpkırmızı:
“Siz salonda televizyon izlersiniz. Ben uyuyamam. Benim resim kursuna geç kalmamı istemezsiniz değil mi?”
   Teyzem soru yağmurlarına başladı:
“Kurs sabahın köründe mi?”
“Teyze öğleden sonra ikideydi. Bilmiyorum gidebilecek miyim? Ben geç uyuyunca sabah uyanamıyorum. Hem odamda yağlı boya çalışıyorum.”
Teyzem çözümleri de hızlı üretir:
“Çalışırsın, çalışırsın canım! Biz gündüz denize gideriz. Odayı sana bırakırız.
   Sen resim çalışmalarını sürdür, bizi hiç düşünme. Hem enişten de sana yardım eder.
Biliyorsun Ankara'da resim kursuna gidiyor.”
   Ablam saçlarının uçlarını hırsla ısırdı. Yanakları, boğazına kadar kızardı.
Yanıma geldi, kulağıma eğildi:
“Eyvah şimdi ben de yandım. Eniştem tüm tablolarımı koyu renklere boyar.
   Geçen yaz kaç tanesini bozmuştu. Papatyaları bile siyaha boyamış. Sorunca, gece öyle görünür,” dedi.
Ben usulca ablama yaklaştım:
“Abla, eniştemin gözleri yedi derece miyop. Gözlük camlarına baksana kavanoz dibi gibi görünüyor. O, hiçbir şey görmüyor.”
Ablam şaşırdı:
“Otomobili nasıl kullanıyor öyleyse?”
“Teyzem kullanıyor!”
“Yok, eniştemin içi siyah Çetin!”
   Bu sefer ben şaşırdım:
“ Tavşanı da siyah mı görüyor?”
“Yok. Resmini yaparsa siyah olur!”
   Bu sırada siyam kedimizin canhıraş miyavlamasını duyduk. Hepimiz o tarafa koşunca ne gördük dersiniz?
   Babamın çok sevdiği terliğini tavşan kemiriyor. Siyam kedimiz babamın terliğini kurtarmaya çalışıyor. Terliğin tüm dikişleri kopmuş. Topuk kedimizin ağzında,
terliğin burnu tavşanın dişleri arasında değil mi?
   Annem kahkahalarını koyverdi.
“Bunlar az önce koklaşıyordu. Şimdi ne oldu da bozuştunuz? Babamızın eski terliği için kavga etmeye değer mi? Siz yine koklaşın, keyfinize bakın!”
   Ben kendimi tutamadım:
“Aslan maviş babamın terliğine sahip çıkıyooor...”
   Teyzemin saçları diken diken olmuştu:
“Şermin kızım, ben seni tuvalete kapatmıştım. Maydanozlarını yeseydin.
   Tuvaletin kapısını kim açık bıraktı?”
   Ümit ellerini havluya kurulayarak tuvaletten çıktı. Teyzem suçluyu bulmuştu.
   Hırsla oğlunun üzerine yürüdü.
“Anne ben açık bıraktım. Hava çok sıcak elimi, yüzümü yıkadım. Tavşan da havasız kalmasın!”
   Bu sırada banyo kapısı açıldı, babam gülerek çıktı.
“Terliğim nerede? Tarihi ve de çok kıymetli terliğim nerede?”
   Bunları söylerken yan gözle teyzeme bakıp kıs kıs gülüyordu. Teyzem kıpkırmızı:
“Enişte ne marka istersen alırım. Şermin gel kızım sen. Sepetine koyalım bunu.”
   Teyzem dağılmış maydanozları topladı. Yerleri acele acele sildi, temizledi.
“Ben buna asma yaprağı bulmaya gidiyorum, deyip evden çıktı.”
   Anneannemin çığlığı ile yerimizde zıpladık:
“Kuşlarım yok! Kafes boş. Odamın penceresini kim açtı?”
   Korkudan titremeye başladım:
“Ben rüzgâr gelsin diye pencereyi açtım. Anneanne kuşlara dokunmadım.”
   Annem mavişi kucağına aldı. Boynunu bükerek bağışlanma diledi:
“Maviş kapıları açar. Kafesleri açar. Dolaplara girer kazakların üzerinde uyur. Kusura bakma anne. Kedi işte.”
   Babam koşarak içeriye girdi:
“Üzülmeyin kuşları buldum. Karşıdaki ağacın üzerinde ikisi de. Kafesi verin bana şimdi çıkar ağaçtan onları alırım.“
   Teyzem asma yaprakları ve bir çift şık terlikle kapıdan girdi.
“Şermin kızım bak sana asma yaprakları buldum. Enişteme de terlik aldım.”
   Ben ablamın kulağına eğildim:
“Şermin'in gözleri terlikleri görünce yeşile döndü,” dedim.
   Ablam kıkır kıkır güldü. Kulağıma şunları söyledi:
“Bizim yelken kursu ne olacak? Başlamasına bir saat kaldı.”
“Buldum, dedim. Seninle asma yaprağı toplamaya gidelim. Şermin için.”
   Teyzem gülerek yanımıza geldi:
“Siz neler konuşup gülüşüyorsunuz öyle?
   Ablam teyzeme sarıldı:
“Benim arkadaşımın evinde asma var. Kardeşimle gidip Şermin'e yaprak getirelim.”
   Bir hafta sonra teyzemleri uğurlarken komşumuz kedili Melahat Hanım Teyze'yi gördük. Annemle dertleşiyordu:
“Bu mahalle bir garip kardeşim!”
   Annem korkuyla sordu:
“Yine ne oldu Melahat Hanım? Kedilerinize zarar mı verdiler?”
“Hayır. Bu defa asmanın dallarını yolmuşlar. Rahmetli babamla annemin ektiği asmadır. Yani anılarımız var.”
   Annem boynunu büktü:
“Kimin işine yarar asma dalları?”
   Melahat Hanım başını sallaya sallaya evine girdi. Annem gözlerini ablamla bana dikti:
“Şimdi anlaşıldı arkadaşının bahçesindeki asma yaprakları. Siz ikiniz yelken kursunu asmalarla yaptınız galiba!”

Bu yazı 156 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans