ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

24.12.2020

İŞ AHLAKI VE DİNLER (1)

BİR ÜLKENİN GELECEĞİ VE İLERLEMESİ SAĞLAM, GÜZEL BİNALARA VE MİLLİ GELİRİNE DEĞİL, O ÜLKE İNSANLARININ AHLÂKI DEĞERLERİNE BAĞLIDIR.  
                                                                                 MARTIN LUTHER


İŞ AHLÂKI VE DİNLERİN ÖĞRETİLERİ

(Bu yazı serisi 2005 yılında Yeditepe Üniversitesi tarafından yayınlanmış İŞ AHLAKI VE YÖNETİM isimli kitabımdan ve 2002-2015 arasinda Yeditepe Universitesi MBA ve lisans programlarinda verdiğim ayni konudaki derslerden özetlenerek hazırlanmıştır.)

İş ahlâkının kaynağı olan ve öğretileri ile iş hayatını en çok etkileyen öge dindir. Max Weber,  Puritan ahlâkı ile kapitalizmin gelişmesi arasında çok sıkı bir ilişki olduğunu kanıtlarken, Werner Sombart kapitalist ruhun temelini meydana getiren Puritan ahlâkın özünde Yahudi dininin olduğunu belirtir. Ona göre Yahudi din sistemi, Tanrı ile onun seçilmiş ırkı arasında bütün görev ve sorumlulukları içeren bir anlaşmadır. Kişinin iyi ve kötü davranışları onun T hesabına işlenir. Altın ve gümüş ayağın sağlam basmasını sağlar. Zenginlik ve güç kalbi coşturur. Dindar kişi parayı vücudundan çok sever. Hristiyanlık ise reformasyondan önce dünya nimetlerini önemsemez, yoksulluğu över. Çünkü zengin bir kişinin Tanrı'nın Krallığı'na girmesi bir devenin iğne deliğinden geçmesinden daha zordur. Modern kapitalizmin doğma ve gelişmesinde en büyük Yahudi katkısı rasyonelliği iş hayatına sokmak olmuştur. Luther, Tanrı insanları kabul ettiği için insanlar iyi şeyler yapmaya yönelirler düşüncesini getirmiştir. Calvanist akım da tüccar ve sanayici sınıfının sorunlarına yanıt vermeye çalışmıştır. Fakirlik bir erdem ve üstünlük olmaktan çıkmış, Tanrı insanın düşünmesini istemiştir. Puritan ahlâk,Tanrı insanları rastgele değil, akıllıca çalışsınlar diye yaratmıştır doktirinini geliştirmiştir. Tembellik ve boşuna zaman geçirme, gösterişli yaşam iki büyük günahtır. Fakir olmayı istemek, sağlıksız olmayı istemek gibidir. İslâmda Kuran bir hesap kitabıdır. Hesap matematik, o da rasyonellik demektir. Müslüman devlet kendi müminleri mutlu olduğu ölçüde refah içindedir. Namuslu tüccar ayağını dünya işlerinden çekmiş dindardan daha üstündür.

1) YAHUDİ DİNİ VE İŞ AHLAKI

İnsanların bağlı oldukları dinin, içinde yaşadıkları ekonomik hayatı çok önemli şekilde etkilediği ötedenberi gözlemlenmiştir. Freiburg, Heidelberg ve Münih üniversitelerinde profesörlük yapmış olan Max Weber'in (1864-1920) 1904 ve 1905 yıllarında “The Protestant Ethic and the Spirit of Capitalism” adı altında yayınladığı, sonradan kitaplaşmış iki makalesi bu yönden yazılmış bilimsel, öncü bir araştırmadır. Max Weber kapitalizm'in gelişmesini mümkün kılan psikolojik koşulları kendine özel bir metotla incelemiş ve Protestanlıkla Kapitalizm arasında sıkı ilişkiye işaret etmiştir.

Max Weber'in çağdaşı olan Werner Sombart (1863-1941) “The Jews and Modern Capitalism” isimli eseriyle Yahudilerin Avrupa'da kapitalizmin ilk evrelerinin etkilerine ve kolonilerin açılmasında Yahudi finansmanının önemine dikkati çekmiştir.

                                                                  

Max Weber, Puritan ahlâkı ile Kapitalizmin gelişmesi arasında çok sıkı bir ilişki olduğunu kanıtlarken, Sombart kapitalist ruhun temelini meydana getiren Puritan ahlâkın özünde Yahudi dininin olduğu görüşündedir. Bir çok kişinin Sombart'ın görüşlerini keskin bir dille eleştirmesine karşın Sombart'ın ve Weber'in kitapları Üniversitelerde İktisat ve İktisat Tarihi derslerinin vazgeçilmez, zorunlu, okunması gerekli kitapları arasında olmaya devam etmiştir.

YAHUDİLİK VE İŞ HAYATI

Musa Peygamber'e gelen on emirden (Bible, Exodus, Chapter 20) üçü, ibadet ve tatil (Sabbath) gününde çalışılmayacağını, çalışmanın yasak olduğunu ve komşumuzun mal ve mülkünde gözümüzün kalmaması gerektiğini öğütleyerek maddi hayatla ilişkileri düzenler.

Bu emirler şöyledir;

Benden başka Tanrı kabul etmeyeceksiniz.

Putlara tapmayacaksınız.

Tanrınızın adını yanlış yolda kullanmayacaksınız.

Tatil (sabbath) günü çalışmayacaksınız.

Ana ve babanıza saygı duyacak, onları şereflendireceksiniz.

Öldürmeyeceksiniz.

Zina yapmayacaksınız.

Çalmayacaksınız.

Yalancı şahitlik yapmayacaksınız.

Komşunuzun mal ve mülküne, karısına hizmetçilerine göz koymayacaksınız.

Eski İncil'in (Old Testament) ilk beş kitabı; Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye'yi içeren, on emrin de içinde bulunduğu Tevrat (Torah), Tevrat'ın değişik Yahudi bilgilerince yorumunu kapsayan Babil ve Kudüs Talmudları, XII. Yüzyılda Rabbi Mose Ben Maimonides'in (Musa bin Meymun) (1135-1204) bir araya getirdiği Maimonides Kodu, Haham Jacob Ben Asher'in düzenlediği Kod; Turin ve XVI. Yüzyılda Joseph Caro'nun meydana getirdiği, Joseph Caro Kodu (The Shulchan Aruch) Yahudi dininin temel kaynaklarıdır.

Bunların içinde İspanyol Yahudilerinden Maimonides'in dinle felsefeyi ve imanla aklı uzlaştırmaya yönelik çalışmalarının özel bir yeri vardır. “O, Sapıtmış Olanlara Kılavuz” isimli kitabında dinin amacının Tanrıyı tanımak ve Tanrı aşkıyla beslenmek olduğunu belirtir. Ölmezlik inancı aklın açıklayamayacağı bir mucizedir. Tanrı bilgeliğine erişmek bilimlerin amacıdır. Maimonides Müslümanlardaki Mutezile anlayışı gibi yaratanla yaratık arasında hiçbir benzetmeyi ve karşılaştırmayı kabul etmez. (Sena; 1978, 208)

                                                               

Yahudi din bilginlerinin İslam düşünürlerinin büyük etkisi altında kaldığı bilinmektedir. (Arnold and Guillaume; 1949, 267). Hatta “Kelam” konusunda VIII. Yüzyıl ve X. Yüzyıl arasında yazılan kitapların içeriği bunların bir İslam düşünürü mü yoksa bir Yahudi bilgini tarafından mı yazıldığını ayırmayı zorlaştırır. Mose Mamonides üzerinde etkisi olan İslam düşüncesinin başında Mutezile felsefesi gelir. Abbasi halifesi El-Memun'un zamanında 813 den 833 arasında Mutezilenin güç kazanmasıyla İslam felsefesiyle din arasında ilk ilişki kurulur. Halife, Mutezile felsefesinden yana olduğu için aklın tarafını tutanlar ilk kez doğrudan Kur'an'ın ve hadisin görünüşteki anlamına inananlara üstün gelmiş; böylece, özgür düşünceyi savunmuşlardır. Memun Bağdat'da “Beyt-ül Hikme” medresesini kurarak bütün Yunan biliminin ve felsefesinin orada çeviri ve araştırılmasını emretmiştir. Bu kurum aynı zamanda bir kütüphane ve bir rasathaneyi de içine almıştır. (Adıvar; 1980, 76)

Aklı öne çıkaran Mutezile felsefesinin yanında İbn-i Sina (Avicenna), El-Kindi, Hunayn İbn İshaq, İbn-i Rüşt (Averroes) (1126-1198), Gazali (1058-1109) ve Türk kökenli Farabi (986-1037) nin görüşlerinin Yahudi düşüncesine önemli etkileri olmuştur. İbn-i Rüşt'ün öğretilerinin birçoğunun Selahattin Eyyubi'nin sarayında hekimlik yağmış Maimoides'in eserlerine girdiği saptanmıştır. Etkin Hristiyan düşünürlerinden, Saint Thomas Aquinas'ın da bazen, temeli İbn-i Rüşt'ün öğretileri olan Maimonides'in görüşlerini parantez içinde naklettiği belirtilmektedir. (Arnold and Gailliaume; 1949, 268-280)

Yahudi din yasaları ve kuralları yalnız Tanrı ile insanın değil, bir insanla diğerinin arasındaki ilişkileri de düzenler ve bunlar Yahudi dininin vazgeçilmez bir parçasıdır, onlar Tanrı'dan geldikleri için de kutsaldır (Sombart; 1962, 191-197). Sombart “Yahudiler çocuklarını çok küçük yaştan itibaren sıkı bir terbiye ile büyütürler, çocuklar din kurallarını kendi isimlerinden daha iyi bilir” der. Bu dini bağlılığın ve korkunun nedenlerinden biri olarak da Tanrı'nın, emirlerini uymayanların büyük cezalarla tehdit etmesini ve korkutmasını gösterir.

Büyük kral Süleyman tarafından Yahudilerin Tanrısı Yahve için Yeruşelim'de (Kudüs'de) yapılan, büyük tapınak (Temple) MÖ. 587'de Babillerce yıkıldı. MÖ.164'te tamir edildi. Fakat 66 yılında Roma'lı Titus tarafından tekrar yıkıldı. Bundan sonra da Yahudiler'in 2000 yıl sürecek göçü başladı.

Yahudi devletinin tahrip edilip dağıtılmasında sonra onlar Pharisse'lerin liderliği altında Sombart'ın deyimi ile portatif bir devlet (portable state) olarak gittikleri yerlerde dini yasa ve kurallara sımsıkı sarıldılar. Yerleştikleri ülkelerde din onların birbirine sıkıca bağlayan bir bağ oldu. Tevrat da onları koruyan bir kalkandı. Sombart'a göre, Yahudi din sistemi, Tanrı (Jehovah) ile onun seçilmiş ırkı arasında bütün görev ve sorumlulukları içeren bir anlaşmadır - (Contract)'dir-. Tanrı söz verir ve yerine getiri. Dindar bir kişi de ona karşılığını vermelidir. Dindar bir kişi Tevrat'ın öğrettiğini yerine getirir. Tanrı da ona ödülünü verir.

Anlaşma, görevini yerine getirenin ödüllendirilmesini, görevini ihmal edenin de cezalandırılmasını içerir. Ödül ve cezaların bir kısmı da öbür dünyada verilir. Kişinin her davranışı iyi ya da kötü, başka bir deyimle, kazancı ya da kaybı olarak değerlendirilir. Pek de karmaşık olmayan bir muhasebe sistemi ile her kişi T hesabını temsil eder (Sombart; 1962, 203)

                                                  

Bir otoriteye göre (Ruth Rabba 33a) Peygamber Eliyah (Elijah) bu hesapları tutar, diğer bir otoriyeye göre (Esther Rabba 86a) hesap tutma görevi meleklere verilmiştir. Bir insanın hayat defterinin iyi mi yoksa kötü mü kapandığı ölümünden sonra belli olur. Sonuç kendisine okunduktan sonra, Shetar isimli bir belgeye eklenir ve belge kendisine teslim edilir. Bu dünyadaki iyilik ve kötülük hesabının tutulması kolaydır, fakat öbür dünyada kalan ödüllendirme ve cezalandırmanın hesabının saptanması zordur. Bu sistem sermaye ve onun meyvesini ayırt etmeye yarar. Sermaye gelecek öbür dünya, meyvesi de bu dünya için rezerve edilmiştir.

Kapitalizmin bir diğer ana ilkesi olan kar kavramı da bu kutsal muhasebe sisteminde görülür. Günah ve sevap insandan bağımsız olarak düşünülmektedir. Her günah kendi başına ve tek olarak dikkate alınır. Günahkarın kişiliği ya da ahlâkının niteliği hesaba katılmaz; nasıl para insandan bağımsızsa günah ve sevap da öyledir. Bu nedenle iyi dindar bir kişi sürekli olarak hem bu, hem de öbür dünyadaki ödüllerini arttırmak için çalışır, uğraşır. Herhangi bir zaman noktasında hesap durumunu bilmediğinden, kişi ödüllerini arttırabilmek için, hayatın son anına kadar, iyi şeyler yapmak zorundadır. Yahudiler, ancak MÖ. 587'deki Babil sürgününden sonra asıl işleri durumuna gelmiş olan ticarete başladılar. Yahudi yaşama şekli, dinleri gereği çiftçilikle bağdaşmıyordu. Şabbat günü bahçesini sulamadan ya da hayvanlarına yem vermeden olamazdı. Oysa Şabbat ibadet ve dinlenme günüydü. Mundar sayılan bir şeye elini değdirince mundar olmak ve kimseye dokunmamak gibi katı dini zorunluluklar onları başka mesleklere yöneltmişti. Özellikle bu durum  Babil sürgünü sırasında dine katı bir şekilde bağlanmaktan da kaynaklanmıştı. (Örs; 2000, 221)

Bir başka nokta da, Yahudi ahlâk görüşünün paraya sonuç olarak değil araç olarak bakmasıdır. Zenginlik Tanrı'nın arzusunu bu dünyada yerine getirmek için bir araçtır. Rabbi Isaac “bir insan servetini üçe bölmelidir; gayrimenkul, tedavül edebilen mallar ve nakit” diye öğütler. Bütün Yahudi din öğretilerinde zenginlik Tanrı'nın bir lütfudur. Zenginliğin kötü amaçla kullanılmasına ve onun tehlikelerine karşı insanlar sürekli olarak uyarılır (Sombart; 1962, 208-211). 

Servet edinmeye Tanrı tarafından ve Yahudi din adamları tarafından  daima yüksek bir değer verilmiştir.

“Every man also to whom God hath given riches and wealth, and money answereth all things.”

Ziyafet gülmek, eğlenmek içindir ve şarap hayattan memnun olmak içindir; ve para bütün bunlar için en iyi yanıttır.

“The poor man is honoured for his skill, and the rich man is honoured for his riches”

Yoksul bir kişi zanaatı ve hüneriyle, zengin bir kişi de serveti ile değer kazanır, şereflendirilir.

“Gold and silver make the foot stand sure”

Altın ve gümüş ayağın sağlam basmasını sağlar.

“Richess and strength lift up the heart”

Zenginlik ve güç kalbi coşturur.

“Better is to die than to beg”

                                                                         

Dilenmek yerine ölmek daha iyidir.

“The righteous love their Money more then their bodies”

Dindar kişi parayı vücudundan daha çok sever, sevmelidir.

Bu türlü servet doktirini öbür dünya inanışına rağmen, Sombart'ın dediği gibi, bu dünyadaki materyal zenginliği teşvik eder, hayata daima olumlu gözle bakar. Reformansyondan önce Hristiyanlık, Yahudiliğin aksine dünya nimetlerini önemsemiyor, yoksulluğu övüyordu.

Hristiyanlığa göre; “Zengin bir kişinin Tanrı'nın Krallığı'na (Kingdom of God) girmesi  devenin iğne deliğinden geçmesinden daha zordur.” (Sombart; 1962, 213). Kendisine kapalı bir cennete girmeye uğraşan bir Hristiyanla, Tanrı adına altın ve gümüş toplamayı cennete girmenin aracı gibi gören bir Yahudi arasındaki dünya görüşü farklılığının ekonomik hayata etkilerinin de farklı olacağı kaçınılmazdır.

Tanrı ve kişi arasındaki kontrat iki taraflı bir belge gibidir. Musa Peygamber yoluyla Tanrı sürekli olarak dindarlara iki ödevinin hatırlatır; dindar olacaksınız ve Tanrı'nın yasasına (God's law) uyacaksınız. Tanrı insandan fedakarlık istemez; fakat kendisine itaat ister. Hristiyanlık kendine bağlı, çok dindar bir kişiyi rahip, keşiş (monk) yapar, Yahudilik ise akılcı (rationalist) bir iş adamı yapar.

Avrupa'da kapitalizmin önemli işaretlerinden bir olan borç alıp verme işlemleri karşısında bir Yahudi davranışı ile Hristiyan davranışı da, belirtilen nedenle, çok farklı bir özellik taşıyordu. Diğer yandan iki Yahudi arasında ticari ilişkide bütün Ortaçağ boyunca, Tevrat ve Kod'ların makul fiyat (fair price) teorisi uygulanırken, Yahudi ile Yahudi olmayan ilişkide fiyat arz ve talep ve pazarlıkla ortaya çıkıyordu. İki Yahudi arasındaki ticarette özel ilişki ve kurallar günümüzde de hala geçerlidir. Serbest ticaret ve endüstriyel hürriyet Yahudi yasalarına tam uyan bir özellik taşımakta idi. Ekonomik hayatı desteklemesi açısından bu düşünce çok büyük bir güçtü.

Bilindiği gibi Max Weber Hristiyan Puritan ahlâkının, kapitalizmin gelişmesinde, özellikle ABD'de çok önemli bir rolü olduğu görüşündedir. Werner Sombart analizinde Puritanism'in hemen hemen Yahudilikle aynı şey olduğu birbiriyle örtüştüğü görüşündedir. Hangisinin birbirini daha çok etkilendiğinin yanıtı kolaylıkla verilemez. Ama Reformasyon'un ilişki içinde olduğu; Tevrat'ı ve Yahudi yazıtlarını okumanın çok moda bir davranış biçimi olduğu bilinir. İngiltere'de Yahudiler XVII. Yüzyılda çok büyük bir saygıya muhatap oldular. Hatta Oliver Cromwell, eski ve yeni İncillerin (The old and the new Testaments) birleştirilmesini ve Tanrı'nın seçilmiş halkı Yahudilerle (The chosen people of God), Puritan İngiltere'nin bir çatı altında, birleşik bir dinde toplanmasını çok istedi. Ayrıntılı araştırmasıyla Sombart, Puritanlığın Yahudi kaynaklarından hayat bulduğu kesin görüşündedir. (Sombart; 1962, 213)

Yahudi karakteri ve kapitalizmin özellikleri bir çok benzerlik göstermektedir. Bunların içindeki en önemli ortak nokta akılcı (rasyonel) davranmakdır. Uyabilirlik (adaptability), bir yerden diğerine gidebilmek, yer değiştirebilmek (mobility) ve hareketlilik, çok enerjik olmak (extreme activity) diğer ortak yanlardır.

                                                                


1930 yılında ABD'de yayınlanan Forum dergisinin (LXXXIII. 6). Sayısının 376. Sayfasındaki yazıda Einstein'a “Yahudi dininde bilimsel incelemelerle din arasındaki bir zıtlaşma ruhu asla görülmemiştir. Bu nereden kaynaklanmaktadır?” diye sorulan bir soruyu o şöyle yanıtlamıştır. “Yahudi dininin bilime karşı muhalefeti olmadığını anlamak pek kolaydır. Çünkü; Yahudi dini, her şeyden önce, günlük hayatı yükseltmek yolundan ibarettir. Bu din, insanın yaşama hakkındaki kişisel görüşlerini ilgilendiren doktrinlerde dar hareket istemez. İşte bunun içindir ki, bizim dinsel görüşlerimizle bütün dünyanın bilimsel görüşleri arasında bir çelişme olmamıştır.” (Adıvar; 1980, 68)

XVIII. yüzyılda, Yahudi mali ve ticari faaliyetlerinin çok genişlemesi ve yoğunlaşması bir çok iktisat tarihçesini modern kapitalist sistemin gelişmesinde Yahudilerin ana rolü oynadığı kanısına vardırmıştır. Localardan uzaklaştırılması Yahudi tüccar ve sanayicilerde ortaçağın ana ilkelerine karşı yıkıcı büyük bir antipati doğurdu. Ortaçağın piyasa ilkeleri olan makul-sabit fiyat ve ücretler, değişmeyen ve belli pazar payı, mütevazi kar ve hayat seviyesi ve sınırlı üretimden Yahudiler uzaklaştırılmıştı. Sombart, işte bu nedenle onların bu ilkeleri yıkıcı, rekabeti arttırıcı, müşteri ilişkilerini ön plana çıkarıcı davranışının modern kapitalizmi başlatmasının ana neden olarak görür. Johns (Johnson; 1987, 284-285), Sombart'ın bu görüşünün sonradan, Naziler tarafından Yahudilerin ticari kozmopolitanlığı ile Alman ekonomik hayatının ayrılmasında bir kanıt olarak kullanılmasından dolayı değerini yitirdiğini belirtir. Fakat o, Sombart'ın tezinin bir gerçek  yanı olduğunu da kabul eder. Weber gibi Sombart da dini sistemlerin en güçlü ve otoriter olduğu zamanlarda ticaret ve sanayinin gelişmediğine işaret eder. Yahudi iş adamları Calvanist'ler gibi geleneksel dini çevreden ayrılıp yeni ortamlara girdiklerinde çok daha başarılı olmuşlardır.

Bu gerçek Weber ve Sombart'ın görüşlerinin yanlışlığını değil daha çok doğruluğunu kanıtlar.

Modern kapitalizmin doğma ve gelişmesinde en büyük Yahudi katkısı rasyonelliği iş hayatına sokmak olmuştur. Bu davranış biçimi kendini beş önemli alanda göstermiştir. (Johnson; 1987, 285)

  1. Yaratıcılık (İnnovation): Kapitalist kurumların en önemli aracı hisse senedi piyasası, tedavül edilebilir çek ve senet bunlardan bazılarıdır.
  2. Pazarlama, Satış: Yahudiler firmaların bu işlevine büyük ağırlık vermişler, müşteri talebine uygun mal üretmiş, ürettirmiş ve satmışlardır.
  3. Pazar: Daha büyük satış cirosu ve pazar payı elde etmek için az karla satmışlar, dar bir pazar anlayışından çıkıp daha geniş pazarlara hizmet vermişlerdir. Buna bankacılık ve krediyle satış yardımcı olmuştur. Pazar bölgesel ya da ulusal pazar olmaktan uluslararası pazara kadar genişlemiştir.
  4. Karlılık: Az miktarda pahalı mal satmak yerine kalitesi düşük olmakla beraber ihtiyacı karşılayan, alternatif mal ürettirerek ucuza mal satma felsefesini getirmişleridir. Daha o zamanlarda stok fazlası mal, standart dışı mal, sezon sonu mal kavramlarını geliştirmişler, gerektiğinde malın bileşimini değiştirmişler, eski formüldeki ham maddenin aynını daha ucuza temin etmiş ya da aynı işlevi görecek daha ucuz bir hammadde ile değiştirmişlerdir. 
  5. İletişim: Bütün bunları yaparken çok geniş alana yayılmış Yahudi nüfusundan yararlanmış, böylece bilgi alış verişinde rakiplerinden çok hızlı davranabilmişlerdir.

                                                                           

Onlar İngiltere'de Endüstri Devriminin olmasından başlangıçta pek büyük bir rol oynamadılar. Fakat sonraları büyük ölçekli kapital sağlanmasında piyasaların mimarı oldular. Johnson, “onlar XVIII yüzyıl ekonomik sistemine rasyonelliğin çok güçlü ruhunu getirdiler. Mevcut bir işi yapma şekli, biçimi hiçbir zaman tam verimli yöntem değildir. Daima bunun daha iyi, kolay, ucuz ve çabuk yapılma şekli vardır. İşte bu yöntem bulunup uygulanmalıdır. Yahudi düşüncesinin mistik bir yanı yoktur, ahlâksız bir yanı hiç yoktur. Temel sadece akıldır.” diyor. (Johnson; 1962, 287).

Sombart'ın deyimiyle portatif devlete sahip, ülkesiz bu ırk, bütün dünyayı kendi evi olarak kabul ettiğinde X. Yüzyılda Kahire'de iken Çin'le ticaret yapıyor. XVIII. Yüzyılda da Atlantik, Hint ve Pasifik okyanuslarının ötesiyle iş yapmakta hiçbir zorluk çekmiyordu. Modern kapitalizmin gerektirdiği finansman gereksinimini, Avrupa'da, çoğu kez Yahudi grupları, özellikle Alman-Yahudi kökenli ailelerce karşılandı. Oppenheimer, Rothschild, Heine, Mendelssohn aileleri sanayi ve ticaretin para ihtiyacını değil aynı zamanda devletlerin finansman ihtiyacını da karşılamıştır. Birçok kral ve prensin yakın danışmanları arasında özellikle para işleriyle ilgili olarak daima bir Yahudi bulunmuştur. Osmanlı Sultanları da Yahudi danışmanlığından ve finansmanından çok yararlanmıştır.

XVII. yüzyılın ikinci yarısında Yahudi finansmanı yüzyılı ve sonrasını etkileyecek çok önemli iki eyleme yardımcı olmuştur. Türklerin Avrupa içlerine karşı ilerlemesini durdurmak için Habusburg hanedanının gereksinimi olan parayı Samuael Oppenheimer (1630-1703) sağlamıştır. Oppenheimer, Avusturya Kralının Harp Tedarikçisi olarak 1673-1679 arasında Fransa'ya karşı, 1682 de ve sonrasımda Türklere karşı direnmelerinin parasal yanını örgütlemiştir. Avusturya ordusunun bütün ihtiyacını karşılamak üzere kralla yaptığı anlaşma gereği, askerlerin bütün üniforma ve yiyeceklerini sağlamış maaşlarını ödemiş, gerekli atları satın almış, beslemiş, yaraları için hastane, nehirlerde , askeri silah ve malzeme ve at nakli için ulaşım araçlarını yaptırmıştır. Bütün bunların finansmanını Oppenheimer sağlamış ve Avusturya devleti kendisine borçlanmıştır. (Johnson; 1962, 256-257).

Sonradan Yahudi finansman gücü ve devletlerin onlara olan borcunu ödeyememe durumuna düşmesi ve borcunu ödemek istememesi Avrupa'da Yahudi düşmanlığının en önemli nedeni olarak gösterilmiştir.

YAHUDİLİK VE GÜNÜMÜZÜN EKONOMİK SORUNLARI

İngiltere'deki Yahudi toplumunun günümüz düşünürlerinden Hamambaşı (Chief Rabbi) Jonathan Sacks “Faith the Future” (Wyburt; 1998, 150) adlı kitabında rekabeti ve serbest piyasa ekonomisini desteklediğini belirtir, fakat bu bir koşulla geçerlidir; rekabet ancak toplumun yararına ise desteklenir. Eğer toplumun yararına ise aynı zamanda tüketicinin de yararınadır. Rekabet yalnız rekabet olsun diye yapılmaz. Yıkıcı rekabet, birinin “bilgi” yetersizliğinden dolayı ondan avantaj sağlamak, iş görenlere ilgisiz kalarak onların sorunlarını çözmeden, onların çalıştırmak gibi politikalara karşı savaşmak gereklidir. Eğer aynı pazarda üçüncü şahıslar Haksız rekabet yapıyorsa bu gibi durumlarda da koruyucu politikalar uygulanabilmelidir.

Daniel Rosenberg Londra'da çalışan avukattır. Bir ticari anlaşma için müvekkili ile beraber karşı taraf avukatları ile uzun bir görüşmeden sonra nihayet karşı tarafın hazırladığı anlaşma metnini inceleme fırsatı bulur. Müvekkili ile beraber verilen belgeyi bir başka odada incelemeye başlarlar. Rosenberg karşı taraf avukatlarının bir hata yaptığını saptar.

                                                         

Bir rakkamın noktası yanlış yere konmuştur. Bu kendi müvekkilinin zararına değil tam aksine menfaatinedir ve hiç ses çıkarmadan anlaşma imzalanabilir. Rosenberg müvekkiline karşı sorumlu olduğunu bildiğinde, hataya onun dikkatini çekmesini, karşı tarafa durumu bildirmesini istemesi gerektiğini düşünür. Müvekkiline gerekeni anlatır. Müvekkili karşı tarafa hatanın bildirilmemesi görüşündedir. Rosenberg hatanın saklanması halinde bu davranışın firmanın itibarını sarsacağını uzun uzun anlatır ve müvekkilinin karşı tarafla temas etmesini sağlar.

Rosenberg, bu yaşanmış olayı Londra'daki Yahudi İş Ahlâkı Birliği'nin (Jewish ASsociation of Business Ethic-JAbe'nin) bir çok iş adamının ve Rabbi Adin Steinsaltz'ın katıldığı bir iş seminerinde anlatır. Haham (Rabbi) Adin Steinsaltz'dan bu olay hakkında dini görüşün sorulur. Rabbi Adin Steinsaltz; “karşı taraf avukatlarının hatalı davranışı önemli değil, Rosenberg'in müvekkili bu hatadan yararlanamaz. Rosenberg'in görevi müvekkilini bu konuda uyarmaktır. Müvekkilinin karşı tarafa bunu söyleyip söylememesi müvekkilinin kararıdır.” (Skapinker; 2000) diye yorum yapar.

Bu ve buna benzer iş hayatında karşılaşılan iş ahlâkıyla ilişkili olaylar JABE'in seminerinde tartışılmakta, Yahudi ahlâk ilkeleriyle, karşılaşılan ikilemlere cevap bulmaya çalışılmaktadır. JABE'e bir çok meşhur ve önemli Yahudi iş adamı üyedir. Organizasyon, bazı Yahudi iş adamlarının son yıllarda İngiltere'de büyük yolsuzluklara isimlerinin karışması ve iş adamlarına, uygulanması ihmal edilmiş, Yahudi iş ahlâkı ilkelerinin hatırlatılması ve uygulanmaya sokulması amacıyla kurulmuştur.

Düzenlenen bu seminer ve konferansların çok rağbet gördüğü belirtilmektedir. Bu toplantılardan iş hayatında karşılaşılan her türlü konu iş ahlâkı açısından tartışılmaktadır.

Örneğin bir şirkette yapılan bir büyük hatayı görenin bunu gerekli yere bildirmesi beklenir. Bunu yasalar gerektirmese bile dini kurallar zorlar. Kişi bunu yapmaması durumunda suça ortak olmuş olur. Hatayı ihbar eden bunu yaparken karardan etkilenecek kimseden bir hınç almak için bu kararı vermemelidir. Sadece zarar görecek kişiyi ya da şirketi korumak için “düdük” çalmalıdır. (whistle blowing) ihbarda bulunmalıdır. Reklamda yanlış bilgilendirme (misrepresentation), yönetici avlama (headhunting), bir şirketten diğerine ansızın iş değiştirme, bilanço, kar ve zarar hesaplarının şeffaflığı gibi çok değişik konularda JABE'e danışılmaktadır.

 Daha önce de belirtildiği gibi Yahudilikte ahlâklı davranmak koşuluyla iş hayatı dini açıdan büyük destek görmüştür. Yahudilikte iş hayatı normal hayatın bir parçasıdır. Kodlanmış 613 kuralın 100'ü para ve iş ile ilgilidir. JABE'in danışmanlarından Haham  (Rabbi) Zyi Liberman bütün konuların cevabında İsa Peygamberin çağdaşı Haham (Rabbi) Hillel'i örnek gösterir; Hillel kendisinden tek ayak üzerinde durarak Tevrat'ın tamamını anlatması istendiğinde şu yanıtı vermiştir;

“What is hateful to yourself, don't do to others. That is the whole Torah; the rest commentary. Go and study it.”

“Size yapılmasından nefret edeceğiniz bir hareketi siz başkasına yapmayınız. Tevrat'ın bütün özü budur. Kalan kısmı yalnız ayrıntıdır. Gidin ve çalışın.”

Bundan sonraki yazılarım Hıristiyanlıktaki ve Müslümanlıktaki İş Ahlakı anlayışını kapsamaktadır.

                                           


Bu yazı 192 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans