ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR VATANDAŞ DİYOR Kİ KURULUŞ İLETİŞİM

14.01.2021

ARKADAŞIM PELİKAN

Sevgili öğrenciler,
Size, Bandırma Kuşcenneti'nde geçen bir öyküyü armağan olarak gönderiyorum.
Merakla okuyacağınızı biliyorum. Başarılarınız çok olsun, yüzünüz hep gülsün.

ARKADAŞIM PELİKAN
İncilâ ÇALIŞKAN

Hava buza kesmişti. Poyraz körfezde doksan kilometre hızla esiyordu. Kar bir
haftadır aralıksız yağdı. Körfez çevresindeki dağlar bembeyaz görünüyordu. Fırtınada
deniz araçlarının hiçbiri çalışamaz oldu. İstanbul'dan gazeteler gelemedi. Televizyon
antenleri devrildi. Elektrik direkleri zorla onarılabildi, ertesi gün yeniden devrildiler.
Kuş gölü dondu. Bandırma Kuş Cenneti Lojman penceresinden donmuş göle
bakan Şef Kâmil Seyhan:
“Ben bu milli parkın kuşlarını nasıl koruyacağım? Soğuk ve fırtına böyle devam
ederse dayanamazlar, hepsi ölürler. Hemen beslemeye gitmeliyim” diye düşündü.
Radyodan dinlediği hava raporu içindeki sıkıntıyı daha çok artırmıştı.
Çizmelerini giyerken kaygılı ve dalgındı. Kuşlar için hazırladığı ince bulgur, ekmek
kırıkları, mısır, buğday torbasını sırtına vurdu. Karısı üzgün ve kaygılı bir yüzle
kocasını gözledi. Kocasının boynuna, başına kalın bir atkıyı sımsıkı bağladı. Sevgi
dolu bir sesle şöyle dedi:
“Kâmil, gitme demeye dilim varmıyor. Bir haftadır soğuğa aldırmadan kuşlara
yem ve su taşıyorsun. Sen hastalanırsan ne yaparız? Yol kapalı. Kente seni nasıl
götürürüz?”
Kâmil Seyhan başlığının düğmesini sıkıştırıp atkısını birkaç defa boynuna
yeniden doladı, kocaman bir de düğüm attı.
“Haklısın karıcığım! Sen beni hiç merak etme. Ben onlara YAŞAM ÖPÜCÜĞÜ
götürüp dağıtıyorum. Biliyorsun her şey dondu. Göl, ağaçlar, otlar, toprak dondu.
Sobanın üstünde kovayla kar eritelim. Kuşlar susuz kalmasın!”
Kapının açılmasıyla körfezden esen sert poyraz evi dondurdu. Sırtında yem
torbasıyla Kamil Seyhan merdivenlerden indi. Elindeki kalın sırığa dayana dayana
kuşların barınaklarına doğru ilerledi.
Yerlerde donmak üzere olan küçük kuşlara rastladı. Hepsini kazağının içine
koynuna yerleştirdi. Sazların arasına yemleri bıraktı. Toprak kaplara getirdiği suyu
doldurdu. Dün bıraktığı sular donmuştu. Ova, dağlar karla kaplıydı. Yollar seçilmiyor,
köyler görünmüyordu. Ağaçlardan kılıç gibi buzlar sarkıyordu.

2

Atkısıyla ağzını, burnunu sımsıkı kapattı. Eldivenin içinde elleri soğuktan
sızlıyordu. Ayağının altında çatırdayan buzlara basarak lojmana döndü.
Sobanın çevresinde ısınmaya çalışan çocuklarıyla karısı hem sevinç hem
korkuyla yüzüne baktılar. Bıyıklarından, kaşlarından buzlar sarkıyordu. Kamil Seyhan
onları daha çok korkutmamak için kazağını çıkarıverdi. Koynundaki kuşlar önce yere
döküldüler, sonra sıcak odanın içinde uçmaya başladılar. Küçük kızı ellerini çırptı:
“Yaşıyorlar… Yaşıyorlar… Baba bunları sen kurtardın!”
Elindeki su kaplarını, yemleri yere bırakan oğlu merakla sordu:
“Baba pelikanlar yaşıyor mu?”
Kamil Seyhan yüzündeki buzları havluya silerken göz ucuyla yemlenen küçük
kuşlara keyifle baktı:
“Yaşıyorlar oğlum! Siz dua edin de rüzgâr dinsin. Hava ısınsın. Yoksa
emeklerim boşa gidecek!”
Gece rüzgârın hızı yavaşladı. Yeniden kar yağışı başladı. Kar, havada uçuşan
kelebekler gibi lapa lapa yağıyordu. Sıcak odanın penceresinden seyretmek güzel
miydi, bilemediler. Milli Parktaki hayvanları düşündükçe içlerini kaygılar kapladı.
Yatmaya hazırlandıkları sırada kapıya “ tık tık tık” diye vurulduğunu duydular. Bu
havada kim gelebilirdi! Avcılar bile çıkmaya cesaret edemezlerdi. Merakla kapıyı
açtılar. Hepsinin gözlerindeki korku, önce hayrete sonra sevince dönüştü.
Bu karda kışta kim gelebilirdi? Gelen sessiz bir arkadaştı. Kapının önünde bir
güzel pelikan onlara bakıyordu. Şaşırdılar, sevindiler, kaygıyla, merakla birbirlerine
baktılar. Çocuklar çığlıklar attılar. Kendini ilk toplayan Kâmil Seyhan oldu:
“Gözünüz aydın! Okul kar tatilinde. Canımız sıkılıyor, demiştiniz. İşte size
sessiz arkadaş geldi. Ben kuşlara götürdüğüm yem ve sularla YAŞAM ÖPÜCÜĞÜ
vermiştim hepsine.”
Karlar eriyinceye kadar pelikan bir hafta evin neşesi, coşkusu oldu. Kışın
soğuğunu unutturdu pelikan. Her sabah onun kendi dilinde söyledikleriyle uyandılar.
Pelikanın gözlerine bakınca evin içine güneş doğmuş gibi oluyordu. Her gece
kanatlarının altına başını saklayıp uyumasını seyretmek çok eğlenceliydi. Bu fırsatı
değerlendirip bol bol fotoğraf çektiler. Resim defterlerine pelikanın resmini yaptılar.
Karlar eridi. Bahar geldi. Kuş Cenneti gerçekten bir cennet oldu. Ağaçlar
yemyeşildi. Kır çiçekleri, çimenlerin üstünü sarı, kırmızı, mavi, eflatun, beyaz lekelerle
bezedi. Göçmen kuşların kanat şakırtısı her gün çevre köylerden duyulur oldu.

3

Göçmen kuşlar yavruladılar. Kuş Cenneti'nde yuva ve yavru sayısında büyük artışlar
gözlendi.
Kâmil Seyhan çocuklarıyla sandalına bindi. Gölde balığa çıktı. Pelikan hep
peşlerindeydi. Kuş Cenneti'nin çimenli yollarında çocuklarla gezdi, dolaştı. Küçük kız
koştu pelikana sarıldı. Pelikan kaçmadı. Tersine bu ilgiden çok mutlu olduğu
görülüyordu. “Evcilleştirdik” diye çocuklar herkese anlatmaya başlamışlardı. Kuş
Cenneti'ni görmeye gelen öğrenci guruplarına da sokuluyor, onlarla çevrede
dolaşıyordu. Bu yüzden öğrenciler adını “Kuş Cenneti Şefi Pelikan” koymuşlardı.
Çevre Okullar arasında yaygın bir üne kavuşmakta gecikmedi. Günler ilerledikçe
pelikanı merak edenler gelmeye başlamıştı.
Kâmil Seyhan'ın kızı pelikana her sarılışında şöyle derdi:
“Gözlerindeki ışıkta bizi görüyorum. Arkadaşımız pelikan sen minnet duygunu
bize ne güzel gösteriyorsun öyle! Okulda hep seni anlatıyorum. Arkadaşlarım bana
inanmıyor. Adım hayalciye çıktı! Senin yüzünden sevgili pelikanım! Şu yılsonundaki
sergi ve temsil hazırlıklarımız bitsin, öğretmenimiz arkadaşlarımı pelikanı görmeye
getirecek…
Kuş Cennetindeki kuşlar o sert kıştan Kuş Cenneti Kâmil Seyhan'ın “Yaşam
Öpücüğü” sayesinde kurtuldular. Kuş sesleri doğada eksilmedi. Kuşlar insanların
yaşamına sevinçler katmaya devam ettiler…


Bu yazı 27 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans