ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

08.02.2021

BU “NE SEVGİ-SİZLİK” AH!
BU NE IZDIRAP!

Sözü dolandırmaya hiç gerek yok!
Ancak çokça aleniliğe de gerek yok!
Maksat, (var olan halkçı yapılara) dair arızalarla ilgili kaygıların giderilmesi için dile getirilmesinden ibarettir.
Muhatabı ve adresi bellidir; herkestir ve hiç kimsedir!
Niyet “üzüm yemek”tir!

Bölgemizin, ilimizin, ilçemizin ve yakın çevremizin dahilinde (halkçı) olup, toplumu ikna etme, yönlendirme amacında ve iddiasında olan siyasi profillerin, bu yolda yükselerek pozisyon alma peşinde yanıp tutuşanların, sorumluluk da taşıyanların, öncelikle kendi içlerinde ve birbirileriyle olan ilişkilerindeki gerilimlerinin en yaygını ve en başta geleni nedir diye düşünüldüğünde,
akla neler gelir?

Böyle bir soruya verilecek yanıt, çok basit; çünkü hemen hazırdır!
En başta gelen “iç dayanışma”dır.
Karşılıklı “sevgisizlik, güvensizlik, tahammülsüzlük” de denilebilir.
İşin en kötüsü de bu durumların, dışarıdan da çok rahatlıkla görülüp,
fark edilebilmesidir.

Oysa normal yaşamda da bile “dayanışma” ile birlikte sayılan (sevgisizlik-güvensizlik-tahammül) bu dört temel noktanın eşler, arkadaşlar, komşular, ortaklar arasında bile yarattığı sorunların, hedefe ortaklaşa yürüyebilmede en büyük ve en ciddi engel olduğu, bilinen bir gerçeklik değil midir?
Sevgisizlik içinde kiminle, hangi ortak yolculuğa çıkılır da hedefe varılabilir?
“Güvensizlik” varsa kimlerle ve nasıl yan yana birlikte mücadele yürütülebilinir?
Hele “tahammülsüzlük” ortadayken, hangi ortaklaşa bir amaca ulaşılabilinir?
Bunun herhangi bir örneği var mıdır?

Hele bir de gönüllülük esasına dayalı ilerici-halkçı- toplumcu siyasi yapılarda, aynı ortak toplumsal hedefler uğruna, birlikte mücadele içinde bulunanların, çok sıradan ve yapay gerekçelerle, birbirilerine nasıl diş biledikleri, birbirilerini nasıl yok saydıkları, “herkesin bildiği sır” değil midir?
“Kavgalı eve kız vermezler.” sözüyle, toplumdaki geleneksel yerleşik yargı varken, sürekli iç sürtüşmeleriyle de toplumun soğuk bakan kesimlerini, neler yapıp etseler de bile ikna edip, yanlarına çekebilmedeki engel nasıl, nasıl fark edilemez?

Günlük yaşamda, en yakın çevrede, sıradan insani sosyal ilişkilerde bile, birbirilerine karşı, göstere göstere, nasıl diş gıcırdatarak kurulduklarını, bir de dışarıdan izleyenlerin gözüyle bakıp da nasıl fark edemezler, nasıl göremezler?
Ah, bir fark edebilseler ve ah bir idrak edebilseler!

Zorunlu birlik-bütünlük ortamlarında dahi gözler kuşkulu, suratlar kasılmış, gülüşler zoraki ve de samimiyetsiz; bakışlar ifadesiz, ifadeler mutsuz!
Birinin adı, birazcık öne mi çıktı?
Her adımda bir itibarsızlaştırma!
Her adımın arkasında bir hesap, her sözün ardında bir hinlik!...
Bu hengame içinde olanların hiç ezeli-ebedi rakibi asla ve de kat'a, öncelikle baştaki siyasi iktidar olabilir mi?
Buna, ne zaman kalır, ne enerji?
Ne moral kalır; ne şu, ne bu!...

Birlikte yürünebilecekse aynı hedefe; peki kim, neden, niçin ve nasıl böyle iflah olmaz bir iç rekabet duygusu ile sarıp sarmalanabilir, dolup taşabilir?
Yanındakine böylesine diş bileyebilir?
O ona yakın, şu şuna uzak falan filan; bir yandan giden, bir yandan kalan!
Dibi delik kab gibi; üstten doldurup, alttan akması gibi!

Halkçı ve toplumcu düşüncenin iç yasasının en başta geleni, içerde “dayanışma” değil midir?
Demokratik değerler ve ilkeler geçerli olmadan yürünebilir mi aynı amaca?
Cemaat-tarikat-rant sarmalından; otoriter, baskıcı bir kuşatmadan, yedi gün yirmi dört saat süren demagoji ve yalanlardan nasıl kurtulunabilinir ki içeride “dayanışma” var olmadan?

Sorumluluk üstlenen sevgili faniler, sorumluluklarının gereğini yerine getirmelidirler.
Emeğiyle, yüreğiyle, yeteneği ve de enerjisiyle, şu veya bu nedenle kırgın, dargın, bıkkın ve algın nice insan, atıl durumda.
Her birinin laik-demokratik Cumhuriyet için yanıp tutuştuğu ortadayken, neden dursun dışarıda ve atıl durumda?
Kongre rekabetlerinin öfkesiyle,
kiniyle; kişisel beklentilerin hesapkarlığı ve bencillikleriyle, kıskançlık, hırs ve çekememezliklerle davranmanın
artık yeri olmamalı vicdanlarda.

Ortak hedefleri öne çıkarmadan, ha baba de baba kaynar kayış kakışıp, kuşku, nefret, güvensizlik içinde itişip de nasıl varılır birlikte aynı hedefe?
Yetti artık, yetsin artık!
Bu ne “sevgisizlik” ah!
Bu ne ızdırap!...
Değişmezse eğer kafalar,
hep birlikte, düşülür harap!...

Bu yazı 131 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans