ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

11.02.2021

“ZIKKIMIN KÖKÜ” ROMANINDAKİ İLETİLERİN İRDELENMESİ

Yazar Muzaffer İzgü “Zıkkımın Kökü” romanıyla özyaşam öyküsünü anlatır. Cumhuriyetin onuncu yılında doğan yazarın öyküsü tarihsel ve toplumsal yanıyla yurt gerçeklerinin “Kurtuluş Savaşı” sonrası bir görünümüdür.

O yıllarda yazar ve ailesinin yaşamak, ayakta kalabilmek için verdikleri uğraş genel yapının bir örneğidir. Yaşama tutunmak, azla yetinmek, güçlüklere dayanmak için varolan tek dayanak aileyi ayakta tutan “SEVGİ HARCI'DIR”.

Aile işsizlik, evsizlik, eğitimsizlik, yoksulluk olgularına gülmeceyle katlanır. Yazar bu olayları yaşarken ve anlatırken ironiyle bakar. Bu bakış sıcak, içten doğal bir anlatımla okuyucuyu kavrar.

“Ama hiç balonum olmadı ki o yaşa dek. Onun için nerede bir baloncu görsem, ardı sıra yürüdüm. Baloncu gider, ben giderdim. Gözlerim hep balonlarda olduğu için bazen de tökezler, düşerdim. Dizimin kanamasına, parmağımın sızlamasına aldırmaz, uzaklaşan baloncunun ardı sıra koşardım. Balonlardan en irisine en güzeline, “Benim.” derdim. Hiç gözümü ondan ayırmaz, boyuna onu gözetlerdim. Bir çocuk balon alacağı zaman, benim balonumu gösterecek “Bunu istiyorum amca.” diyecek diye ödüm kopardı. Ama çocuk başka bir balonu gösterince, sevinir “Oh” derdim; baloncu gider, ben giderdim.”

O pazar baloncuyu Ulus Parkı'nın orada görünce, kuş gibi uçtum anamın yanına.

“Ana… Ana, para ver, balon alacağım.”

Anam,

“Yok, dedi.” (Yazarın Zıkkımın Kökü eserinden 32.sayfa)

Muzaffer baloncunun peşinden gider, ısrarcıdır, inatçıdır. Sevdiği balonların peşini bırakmaz. Düşlerini süsleyen renkli balonların peşindedir. Romanın başından sonuna dek aldığımız iletilerden biri “ısrarcı” olmaktır. Bıkmadan, usanmadan hedefe varmak için gerekli olan güç “ısrarcılık”tır.

Baloncunun balonları ağacın tepesine uçunca baloncu Muzaffer'e balonlarını ağaçtan indirirse birini ona vereceğini söyler. Muzaffer ağaçtan balonları birer birer indirir. En yüksekteki dalda bir balon kalır. Dal yüksek ve incedir. Çocuk ona çıkamaz. Baloncu balonları alır ve giderken “Dalda kalan balon senin” der. Çocuğun onca uğraşması boşa gitmiştir. Burada bir ileti daha verilmiştir: “kandırma, hakkın verilmeyişi”.

Çocuklar toplumun en naif üyeleridir. Gücünden, saflığından yararlanılır, kandırılır. Baloncu balonu vermez ama çocuk düş kurmayı ve direnmeyi bırakmaz. Yaşama karşı hep direnir. Direnirken elindeki güç “evdeki sevgi” ve güçlüklere karşı “gülmece” ile bakmaktır.

“Gülüşmeler… Hakları var çocukların. Yarısı nalın, yarısı ayakkabı, sessiz sınıfı seslendiren, neşelendiren kunduralarım…

Bir gün yanlışlıkla öğretmenimin elindeki sınıf defterini ben kapıp götürdüm müdür odasına. Her zaman bu mutluluğa, kırmızı ayakkabılı sarı saçlı Nimetler, Ayseller, Jaleler erişecek değillerdi ya, biz de çocuktuk, biz de İnönü İlkokulu'nun öğrencileriydik, biz de Leman Öğretmen'in a'sını, b'sini öğrenmiştik… Okulun tüm döşemeleri tahta, hele müdür odasının döşemeleri yepyeni tahta. Hademeler de üstelik sile süpüre iyice parlatmışlar mı tahtaları. Daha odaya adımını atar atmaz, kendimi ta müdür masasının dibinde oturan denetmenin kucağında buldum. Adamcağız bu gürültüyle birlikte, kucağına düşen şeyin tavan olduğunu sanmış olacak ki, elimdeki kahveyle birlikte havaya zıpladı. İlk önce müdür kendine geldi, bağırdı:

“Ne oluyor?”

“Defter başöğretmenim, dedim.” (Zıkkımın Kökü, sayfa 28 )

Muzaffer'in babası altı nalın, üstü kaplumbağa derisi gibi, bol çivili, arkası açık bir okul ayakkabısı yaratmıştır. Yürürken çok ses çıkaran bu ayakkabı çocukları güldürür. Çocukluğun kırılgan ruhuyla Muzaffer bunun da üstesinden gülmeceyle gelir.

Eğitimde “ayrımcılık ve dışlamayı” da ironiyle dile getiren yazar sınıf defterini “Hep iyi durumdaki ailelerin çocukları mı götürecek?” diye konuya alayla yaklaşır.

“Tekmeyle soktu beni komiserin odasına.

“Mafetti beni gomiser bey, kocca sergiyi yürüttü götürdü gomiser bey, ocağıma incir ağacı dikti gomiser bey.”

Komiser manavı susturdu. Bir süre bana baktı, sonra kavuna baktı. Ama manav susmuyordu. Ben o boyumla, o kilomla her gün serginin yarısını yürütüyormuşum” (aynı eser 36.sayfa)

Muzaffer'in bir kavun çaldı diye başına gelenler acı gülmecedir. Manavın acımasızlığı, olayı abartarak komisere anlatışı, komiserin acımasızca dayak atması, toplumun “Çocuğa karşı sevgisizliği” iletisini en iyi anlatan bölümdür.

Viktor Hugo'nun “Sefiller“ adlı eserinde bir ekmek çalan Janvaljan'dır. Ablasının hasta oluşu yüzünden yeğenlerine bakmak zorundadır. Toplumun acımasızlığı, merhametsizliği, katı tutumu yıllarca hapiste kalmasına yol açmıştır. Her kaçma girişimi cezasının iki kat artmasına neden olur. Bir ekmek çaldı diye sonunda kürek mahkûmu yaratır toplum.

Muzaffer komiserin dayağından sonra cami avlusundaki çeşmede elini, yüzünü yıkar ve kucağındaki kavunu ağlaya ağlaya, tırnaklarıyla söke söke yer.

Başka bir gün Muzaffer sokaklarda şeker satar. “Şeker, tarçınlı şekeeer, güllü şekeeer!” Pencerelerden birinde iri bir adam sussun diye tüm ailesine, çocuğa sövgüler yağdırır. Sonra aşağı iner, kesekağıdındaki şekerleri yere fırlatır. Şekerler toza, toprağa bulanır. Muzaffer adamın kalçasına dişlerini geçirir. Onların bağırışına sokaktaki insanlar koşar. Bu defa herkes çocuktan yana, adama karşıdır. Şekerlerin parasını zorla adamdan alırlar. Muzaffer şekerleri de toplar, yıkar, ağabeyiyle beraber yerler…

Bu olayda verilen ileti “dayanışma ve mazluma acımadır”. Sokağın insanları çocuğa kötü davranan adamı kınamış, onu cezalandırmış, çocuğa yardım etmişlerdir.

Sokaklarda şeker satarken Sefa ağabeyi Muzaffer'i korur. Muzaffer de daha sonra hastalanan Sefa için şekerden kazandıklarını doktor parası olarak annesine verir. Çalışarak kazandığı paralar okul açılınca pantolon alabilmek için biriktirilmiştir. Yine yazarın bu olayda verdiği ileti “özveri/başkasını düşünmek”. Sefa'nın iyileşmesi Muzaffer'in en büyük sevinci olur. 

Küçülen kurşun kalemlerin ucuna kamıştan sap yapar babası. Sınıftaki Ayseller, Laleler gülerler her sayfası başka renk olan defterlerine. Annesi çimento torbalarının kâğıtlarını birbirine dikerek defter yapmıştır. Yokluklar annesinin, babasının gülünç buluşmalarıyla aşılmaya çalışılır.

Aysel'in çok süslü kalemi kaybolunca sınıf Muzaffer'i suçlar. Öğretmeni kamış takılı kalemini görünce “Muzaffer iyi çocuktur. Senin kalemini o alamaz.” der, Muzaffer'in başını okşar. Aysel ertesi gün kalemini evde bulduğunu söyler, Muzaffer'e hediye etmek ister. İki de ceviz getirmiştir. Muzaffer kabul etmez!

Bu olayda verilen ileti “kırılgan çocuk yüreğinin gururu” olur. Muzaffer çimento kâğıdından annesinin diktiği defteri ve küçülen kalemine takılan babasının buluşu kamıştan sevgiyle, övgüyle söz eder. Aile dayanışmayla tüm yokluklara gülünç de olsa bir çözüm bulur. Çizmesi delinince yine takunyadan taban çakılması gibi… 

Muzaffer'in ailesi için yaşam zordur. Pazardan alınan iki yüz mısır kazanda kaynatılır ve satılır. Çelimsiz annesi sırtıyla mısır çuvalını zar zor pazardan eve taşırken şöyle der:

“Mısırları ucuza aldık oğlum, ucuza!”

Her konuda iyi bir yan bulmak da ustadır annesi. Yaşama gülerek bakar.

Bir gün ameliyat olmak için annesi hastaneye yatırılır. Babası ziyarete giderken oğullarını da götürür. Kapıcı “çocuklara yasak,” diye onların girmesine izin vermez. Biraz sonra aynı kapıcı iyi giyimli ailenin yanındaki çocuğun içeri girmesine sesini çıkarmaz! Muzaffer ve Sefa arka bahçedeki ağaçtan tırmanarak hastanenin içine girmeyi başarırlar.

Annelerine özlemle sarılır, kokusunu içlerine çekerler. Hastaneden çıkarken kapıcıya “zort” çeker Muzaffer. “haksızlığa karşı çıkmıştır.”

Yağmur o kadar çok yağar ki, Seyhan nehri taşar. Muzafferler'in evini sel alır. Çöken eve, sele giden eşyalara bakıp “İlk kez ağladık tümümüz, birbirimizin ellerini tuta tuta,“ der yazar.

Babası iki gün uğraşır kalan direklerle, çivilerle evi diriltmek için iki gün de sıvası için uğraşırlar. Yazarın değişiyle “cici yuvalarına” kavuşurlar. Bir öğleden sonra ne kurdele, ne de kurban kesilir eve girerken. Sadece annesi kapıda yarım saat dua eder. Belki ev başlarına yıkılmasın diye!

Akşam olunca babası evin ortasına tencere büyüklüğünde çukur açar, içine kömür yakar annesi. Üzerine arkalıksız bir sandalye konur, yorgan örtülür. Hepsi bacaklarını yorganın içine sokarlar. Babası : “Hava Hanım, yap da bir çay, tadını çıkaralım şu mutluluğun” der. Aileye her zorluğa karşı direnmede, dayanmada güç veren kaynak “sevgi bağlarıdır.”

Çoluk çocuk hep birlikte bu ısınan yorganın altında yatarlar. “İki kardeş babamızı gıdıklar, o gülerken sanki biz gıdıklanıyormuş gibi kahkahalar atar, yorulunca başımıza yorganı çeker, birarada yatmanın mutluluğuyla hemen uyurduk.“ Ne sel, ne yıkılan ev, ne de dondurucu soğuk ailenin sevgi bağlarını gevşetmez! Ailedeki sevgi tüm acıları, zorlukları, yoksulluğu ısıtır, eritir, yok eder. 

Muzaffer'in annesi çocuklarından söz ederken “Akıllıdır benim oğullarım. Benim çift güvercinlerim.” der.

Muzaffer'in babası “Okuyup adam olacak benim oğullarım.” der. Bunlarla verilen ileti “güven duygusudur.” Çocuklar, güzel günlerin geleceğine güven duyarlar.

“O yaz, bir ay çocukluğun tadını çıkardım. Irmağa gittim yüzdüm, balık tuttum, kuş avladım.. Ekmek peynirimi bir kesekâğıdının içine koyuyor, Kanal köprünün oraya, baraja gidiyordum. Çıkıyordum bir tepenin üstüne, uzanıyordum bir iğde ağacına, bir yandan ekmek peynirimi yiyor, bir yandan da Seyhan'ın ak köpüklü sularını izliyordum.

Kendi kendime “yoktur bundan büyük mutluluk.” Diyordum. Sonra düşünüyordum. “Bir bisikletim olsa!” 

Düşünü kuruyordum. Arka seleye bağlı küçük bir sandık, sandığın içinde peynir ekmek ve bir şişe su. Sonra, Jules Verne'nin kitapları. Pedallara bassam, Mersin'e dek gitsem ve denizi görsem, yollar bitmese…

İstediğim şeylerin düşünü kurmak bile zevk veriyordu bana. Sonunda kararımı verdim: Çalışacağım!” Yazarın Zıkkımın Kökü kitabından alınan satırlar.

“Düş kurmak” Muzaffer'in geleceğe umutla bakmasına, yaşama sevinçle tutunmasına yarıyordu. “okumak” ve “gezi” çocuk dünyasının düş gücünü kanatlandıran yazma tutkusunun madenini besleyen güçlü etkenler oldu. “çalışmak” ne iş olursa olsun çalışıp para kazanmak. Para kazanırken amacı yaşamı, insanı öğrenmektir. Kişiliği su verilmiş çelik gibi keskinleştiren, belleği güçlendiren, bakışı derinleştiren, kalemi hızlandıran, düşleri kanatlandıran öğrenme…

Muzaffer'in çalıştığı işlerde kazandığı deneyler ve öğrendikleri ileri yıllarda onlarca eserinin insan sevgisiyle yüreğinden dökülmesine yol açmıştır. “çalışmak” yaşama karşı direnmede en güçlü ileti olmuştur. Yaşamanın, çok üretmenin tek amacı “çalışmak” olmuştur…

“Çalışmak” haksızlıklara karşı gelmenin, ayakta kalmanın, onurla yaşamanın en güçlü dayanağıdır.

Annesi başkalarının verdiği eskileri keser, biçer, küçültür, yamar eşine ve çocuklarına giysiler yapar. Yaşamı kolaylaştırır. Hoşgörüsü, sevgisi sonsuzdur. Tutumludur. En olmadık günde üç/beş kuruş çıkarabilir. Kocasının ve oğullarının sevgi, saygı duyduğu bir kadındır. Çevresi de onu sever.

Babası düşler kuran, zor günlerde bunları anlatarak yürekleri ısıtan, umutları sıcak tutmayı başaran insandır. Karamsarlığa hiç düşülmez. Yaşamın her zorluğuna komik de olsa bir çözüm bulunur. Bulunduğu tüm işlerde azımsamadan çalışır. Doğru sözlüdür. Yerinde en keskin sözünü söyler, sözünü esirgemez.

Muzaffer'in ailesi yaz/kış hep para kazanılacak iş ararlar. İşler yorucu, zor da olsa sonucu düşünülerek katlanılır. Romanda anlatılan kadınlar ezilen, erken evlendirilen, sevilmeyen kadınlardır. Hizmet ederler, işleri kolaylaştırırlar ama dövülür, kötü davranış görürler. Sadece Muzaffer'in annesi sevilen, sözüne değer verilen kadındır ama o da yoksulluk içinde, zor koşullarda çalışmaktadır.

Sonuç olarak; “Zıkkımın Kökü” romanı verdiği iletileriyle okurlara yaşama sevinci, direnme gücü, çalışma isteği aşılıyor. Direnmek, dayanmak, haksızlığa karşı çıkmak onurlu yaşamanın koşullarıdır. Ailedeki sevgi, güven duygusu, özveri, bağlılık yaşamın yoksulluğuna, acılarına katlanmayı kolaylaştırıyor. Hoşgörü, zorluklara gülümseyerek dayanma yaşama sevincini besliyor, büyütüyor.


Bu yazı 131 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans