ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

01.03.2021

KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE;
BUGÜN HALKÇI HALKÇININ İSE…

Atasözünde ifade edildiği gibi "Komşu komşunun külüne muhtaçtır."
Yan yana yaşanılıyorsa, başkaca bir yolu yoktur; komşu komşuya mecburdur.

En dar ve sıkışık zamanlarda, iğneden ipliğe, şekerden tuza, eksik olanın tamamlanmasında, bulunmayanın karşılanmasında, sıkıntı ve zorlukların aşılmasında birlikte ve dayanışma ile omuz omuza durmanın, güç birliği, iş birliği yapmanın gereği hatta zorunluluğu anlatılmaktadır.
Dava, buradan dersler çıkarıp, bunu toplumsal yaşama taşımaktır.

Toplumsal yaşamla siyaset, iç içe ve de ayrılmaz özelliktedir.
Toplumsal yaşam, siyaseti etkilerken; siyaset de toplumsal yaşamı belirlemektedir.
Beşikten mezara, ekonomiden sağlığa, eğitime ve kültüre kadar, toplumsal yaşamı şekillendirmekte; bugüne ve geleceğe yön vermektedir.

Ülkede yaklaşık 20 yıldır aynı otoriter sağ-popülist siyaset iktidardayken; “halkçı siyaset” ise uzunca bir süredir muhalefettedir.

Bu durumda da, şu soru önemlidir:
Ülkede bunca olup bitenler karşısında, “halkçı siyaset” neden hep muhalefettedir?
Sorunun, elbette kendi dışından kaynaklı çok çeşitli ve çok yönlü birçok nedeni var ve bunlar da bilinmektedir.
Ancak en önemli nedenlerinden birisi, kendi iç yapısında olması gereken “iç birliğine, iş birliğine ve dayanışmaya” ilişkindir.

Sağ siyaset bütün dünyada gücünü en başta hep sermayeden ve sömürüden alır ve bu çok açıktır.
Bundan başka da din, inanç istismarı ve etnik istismardan alır.
Geniş kitleleri bu yolla devamlı kontrol edip teslim alır.

“Halkçı-toplumcu” yani halktan yana siyaset ise gücünü en başta toplumsal dayanışmacılıktan yani toplumla dayanışmadan alır.
Hele bir de kendi iç dayanışması vardır ki; bu olmazsa havasını alır!
İşte bu da “halkçı-toplumcu” siyasetin olmazsa olmazıdır.

Ülkenin içinde bulunduğu durum, halkçı-toplumcu siyasete ne kadar ihtiyaç duymaktaysa; halkçı-toplumcu siyasetin de kendi içindeki dayanışmasına da o derece ihtiyacı var.
Bunu sağlayamazsa ve başaramazsa, kendini hep dışarıda tutar.

Bugün ülkemizde 1923 Atatürk Cumhuriyeti'nin, demokrasinin;
insan hakları ve özgürlüklerin; ulusal birliğin; iç barışın, huzurun ve insanca yaşama gereklerinin kazanılması, kurulması kaçınılmazdır.
Bu açıdan bakıldığında ülkemiz, tarihinin en kritik noktasındadır.

İşte bu durum karşısında en büyük görev, halkçı-toplumcu siyasetin omuzlarındadır.
Bugünden yarına, bu görevin başarılması da halkçı siyasetin toplam gücünü harekete geçirebilmesine ve bunun için de kendi “iç dayanışmasını” yaratmasına bağlıdır.
Bu dayanışmanın önündeki en büyük engel ise, toplumcu idealden uzak kalınmasıdır.
Ayrıca gerçeklikten uzak, bütünü görememe, dar grupçu bakma, bütünü parçaya feda ederek şahsi, basit ve küçük çıkar dürtüleri içinde kurnazlıklarla aynı yapı içindekilere yönelik acımasızca ithamkar, dışlayıcı ve ayrımcı tutumla, iflah etmez rekabete tutulmaktır.

Böyle olunca da ortalık halkçı-toplumcu siyaset yerine, düşman kardeşlere ve “siyaset esnaflığına” kalmaktadır.
Halktan, halkın gerçekliğinden uzak “halksız halkçılıkla” sadece amansız bir rekabetin sürdürüldüğü bir arena halini almaktadır.
Sonuçta bir taraf, tasfiye edilerek, dışarı atılmaktadır.
Alışkanlık olan “burası bizden sorulur havası” yaratılmaktadır.
Yapı, halkçı-toplumcu olmaktan uzaklaşıp, çoraklaşmaktadır.
Ortak toplumsal çıkarlar yerini, daha çok kişisel önceliklere ve
kıskançlıklara, çekememezliklere bırakmaktadır.
Yapı da halkçı amaçları gerçekleştirmekten uzaklaşıp, çoraklaşmakta; birçokları da soğutulmaktadır.
Geriye de sadece ya millet vekilliği ya da belediye başkanlığı için iflah olmaz bir rekabetle kıran kırana vuruşmalar kalmaktadır.
Toplumun en taze umutları yine başka bahara kalmaktadır.
Bu hengamede bağımsızlık ve emek düşüncesinin ahlakı, vicdanı yerine çapsızlıklar prim yapmakta, ideale rağbet olamamaktadır.
Arslan, kediye boğdurulmaktadır!
Buna kimsenin hakkı olamamalıdır.

Halkçı-toplumcu siyasetin kanı da damarı da “dayanışma”dır.
Komşu komşunun külüne bile nasıl muhtaçsa;
halkçı halkçının da “dayanışmasına” muhtaçtır.
Halksız ve dayanışmasız “halkçılığın” yokluğunda, yok oluş vardır.
Hala sen-ben kavgası, şahsi ikbal sevdası ve hala şahsi çıkarlar kaygısı vardır.
Yetki neredeyse, sorumluluk da ordadır.
Düşünceye dayalı olmayan çekişme ve çekiştirme, son bulmalıdır.
Herkes aklını başına almalıdır.

Bu yazı 159 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans