ANASAYFA GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR KURULUŞ KÜNYE İLETİŞİM

04.03.2021

SEVDİĞİNE YÜREĞİNİ GÖTÜR

                                                                                                                                                             Çıkalım dağlara da

                                                                                                                                                             Dağlar olsun evimiz

                                                                                                                                                             Her dallardan bir yaprak

                                                                                                                                                             Olsun kiremidimiz

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                

Yengem iyi kadındır. Ağladığımı görünce beni yanına aldı. O, benden üç yaş büyük. Ben on dörde yeni girdim. 

“Gel, dedi. İki küçük kadın olalım. Birbirimize dayanalım. Dik duralım, ele güne karşı.” 

Anam babam ölünce, ağabeyimle ben yetim kalmışız. Akraba yanlarında büyüdük ikimiz de… Minder üstünde koyun koyuna uyuduk. Biraz teyzemde… Biraz amcamlarda… Biraz dayımlarda…

Sonunda büyüdük. Biz fark etmeden çevremiz anlayıverdi büyüdüğümüzü… 

Teyzem kızı, bir gece vakti ağabeyime kaçtı. Bohçasını aldı, ağabeyimin elini sımsıkı tuttu, köyden kente gittiler. Uzun zaman yarı aç yarı tok yaşadılar. Sonunda ağabeyim Almanya'ya kaçak işçi gitti. Yengemi de işlerini düzeltince götürecek…

Amcam beni dövünce gittim yengemi buldum. Beraber ağladık kadersizliğimize… 

“Gel, dedi. Bu kulübe sazdan samandandır. Üflesen yıkılacak. Ölen ninemindi. Şimdi benim oldu… Karışanımız yok! Görüşen hiç yok… Çalışırız seninle el kapılarında… Geçinip gideriz. Bir lokmayı bölüşürüz… Yeter ki karışan olmasın!”


Ev temizliğine gittik. Badana bilmezdim yengem öğretti. Cam sildik. Halı, kilim yıkadık. Kömür, odun taşıdık… 

 Bir akşam yengem kucağı dolu geldi. Neler almıştı neler… Elma bile almıştı… Canım çekmişti el kapılarında görüp.

“Agan, dedi. Almanya'dan para yollamış. Bankaya uğradım işten çıkınca. Yağ aldım, pirinç aldım, et bile aldım. Gel, bu akşam pilav yapalım.”


Yengem bana o akşam etli pilav yapmayı da öğretti. Sonra ikimiz düğün yemekleri pişirdik mahallede evlenenlere. Ne çeyizler serdiler… Duvarlara ne çok entari astılar… Hele topuklu terliklere, pabuçlara baktıkça benim içim ısındı. Ayaklarım hep üşürdü.

“Yenge, dedim. Bu gelinin ayakları hiç üşümez!”

Yengem gözüme bir baktı. Sandım ki şimşek çaktı.

“Bakma sen onlara! Bir gün seversen, gönlünle gidersin, sevdiğine yüreğini götürürsün. Başka bir şey istemez!”

Ertesi gün yengem ikimize de topuksuz pabuç almış, getirdi.

“Bizim süslü gezmemiz iyi olmaz gülüm! Laf ederler arkamızdan. Başımızda erkeğimiz yok! Yarın da beraber gidelim Sümerbank'dan entarilik alalım,” dedi.

Ertesi gün iş bitince, eve dönerken basma, pazen aldık. Ben üstünde renkli kır çiçekleri olsun isterdim. Karalı, kahverengili oldu entariliğimiz. Yengem;

“Agan izinli gelince kır çiçekli basmalardan, pazenlerden entari giyeriz. O da bizi böyle görüp iyi olduğumuza sevinir,” dedi

Yamalı entarilerimizi sakladık. Daha kötü günler gelirse giyeriz, dedik… 

Yengem bir gün defter, kalem almış, getirdi. Beni akrabalarım okula göndermediler. Üç ay teyzemde, beş ay amcamda, altı ay dayımda, boyuna dolaşıp durdum. Kimin yeni bebesi olursa onu bana baktırırlardı. Tarlaya, davara beni yollarlardı. Okula yollamak kimsenin aklına gelmedi. “Kız kısmı okuyup da ne olacak, otursun evde,” derlerdi. Yengem öyle değil. Onlar gibi düşünmez. Her gece bana okuma yazma öğretti.

“Nimet, dedi. Bak, okuyup yazma bilirsen seni kimse ezemez! Agana mektup yazarsın… Gün gelir sevdiğine de yazarsın… Genç kızın kalbi boş olmaz! Ana olunca bebelerine de faydan olur…”

Ağabeyime mektup yazdım sonunda. Postacı Almanya'dan damgalı pullu mektuplar getirmeye başladı. Bizi kimsesiz sananlar şaşırdı. Sokakta komşular bizi konuşur oldu. Sahipsiz değildik… Sahibimiz Almanya'da…  Komşuların bize bakışları değişti…

Evimiz, avlu içinde iki odalı bir evdir. Damını biz aktardık kış gelmeden. Dam aktarmayı da yengemden öğrendim. Avluya çamaşır asarken yengem:


“Nimet karşıki inşaata sakın bakma gülüm, derdi. Adımız çıkar. Sen güzelsin. Göz koyan olur.”

Avluda iş yaparken yerden başımı bile kaldırmazdım. Akşam olunca ışığı yakmadan perdeleri sımsıkı kapatırdık. İç çamaşırlarımızı avluya sermezdik. Gören olur, iki kadınız, diye. Avluya çarşaf, havlu sererdik, hava güzelse…

Ağabeyimden para gelince radyo aldı yengem. Akşam olunca kapımızı kilitler, radyomuzu dinlerdik. Gündelik alınca yengem elma, portakal getirirdi. Yağ alınca lokma da kızartırdık. Yengem:

“Yazın, agan izinli gelirken bize televizyon getirecek. Sabredelim gülüm, derdi. Yaza ne kaldı Nimet, şunun şurasında altı ay! O da geçer…” 

Ben yengemin kaygılanmasını hiç istemezdim. Kimse bana yengem gibi bakmadı, beni onun gibi hiç kimse korumadı daha önce.

“Yenge, işlerden zaten çok yoruluyoruz. Akşamdan uyuyakalıyoruz. Sen gönlünü serin tut benden yana. Hiç arzulamam televizyonu,” derdim.

Beni isteyenler de oldu. Komşular bize geldiler, beni akrabalarından bir oğlana istemeye. Evimizin dibine köşesine bir bir baktılar. Bizde eşya ne arasın! Yengemin ölen ninesinden kalan eski püskü şeyler… Sanki beni değil evi gelin alacaklar. Onlar gidince çok güldük yengemle… Yengem akıllı kadın:

“Sen onlara bakma Nimet! Onlar senin ne hamarat, ne temiz, ne namuslu olduğunu gördüler. Haberin olsun, senden gündeliğe gidip para kazanmanı isterler. Böyle pazarlıklı evlilik olmaz! Bir gün seversen gönlünle git sevdiğine… Bak bize aganla! Karnımız açtı, ayağımız çıplak ama birbirimizi sevdik. Başımızı dik tuttuk…”  

Bir akşamüstü yengemle sofra kurarken sokaktan acı dolu sesler geldi. “Yardım edin” diye bağırışlar duyduk. İkimiz de hırkalarımızı giydik, eşarplarımızı sımsıkı bağladık, kapıya koştuk. Karşıki inşaatta çalışanlardan biri düşmüştü. Hastaneye götürmediler. Bizim avluya taşıdılar. Yere kilim serdik. Üstüne işçiyi yatırdılar. Kuyudan su çektik. Elini yüzünü yıkadılar. Yüksekten düşmemiş. Tehlikeli bir durum yoktu. Birinci kat balkonu çökünce, yere kumların üzerine yuvarlanmış. Yarası beresi birkaç sıyrıktı. Çay demleyip, herkese dağıttık. Yaralı işçi biraz kendine gelince arkadaşları koluna girip götürdüler… 

O günden sonra her avluya çıkışımda o, bana baktı, ben de ona… Hep onu düşündüm. Birbirimizi çok sevdik. Sevdiğime mektup da yazdım. Yengem önceleri hiç ses etmedi. Bizi gözledi. Kadir'i nasıl sevdiğimi yengeme anlattım. Beni sevgiyle dinleyen yengem bir gün: “Eğer birbirinizi çok seviyorsanız al bohçanı ona kaç! Buralarda durmayın. İstanbul'a gidin. Akrabaların sizi bulamasınlar! Siz de orada daha iyi işler bulur, çalışırsınız. Böylece size kimse karışamaz!”

Kadir'e mektup yazdım. Evlenmeye karar verdik. Bohçamı hazırladım. İçine yamalı entarimi de koydum. İş bulunca çalışırım, diye düşündüm. Kadir'le el ele tutuşup İstanbul'a gittik. İstanbul'da Kadir'in akrabalarına sığındık. Belki benim dayılarım, amcalarım peşimize düşüp gelirse, diye. Yoksa hiçbir şeyden korkumuz yoktu. Kadir benden büyük, on dokuz yaşındaydı. Beni hiç kimse aramadı! Kadir'in akrabaları da gönlümle kaçtığımı duyunca rahat bir nefes aldılar. Bize bir oda verdiler, altımıza döşek serdiler.

Öyle nikâh, düğün filan yapmadık. Biz birbirimize gönülden bağlıyız. Onun için kâğıda, deftere imzaya gerek duymadık. İlerde bebemiz olursa, o zaman nikâh da yaparız, kâğıda, deftere imza da atarız. İmza atmayı da biliyorum, yengem bana her şeyi öğretti… Çocuğumuza nüfus kâğıdı da alırız. Okula da yollarız… Oğlan olursa askere de…

Ben öyle paragöz değilim. Kadirim inşaatlarda, pazarcılıkta, nerede iş bulduysa çalıştı. İki odalı gecekondu bile yaptık. Penceresi basma perdeli, sardunya çiçekli evimiz oldu. Avluya erik ağacı diktik…

Kadirim Libya'ya, Almanya'ya işçi gitmesin, istemem!  Ne getirirse bana yeter. Ona bir şey olursa ben çalışır bakarım ikimize de… Yeter ki o hep yanımda olsun. Biz ayrılmayalım… 

Güzel miyim, bilmiyorum! Yengem  “Çok güzelsin Nimet. Avluya, kapıya, pencereye çıkma.” derdi. Saçlarımı sımsıkı örer, arkamda birbirine bağlardı. 

Kadirim “Çok güzelsin Nimet, saçlarını örme! Bırak başında dalgalansın!” diyor…

Kadir bana, çiçekli basma entariler giy, salın diyor… Entari dikmeyi de yengem öğretti. “Kocana çiçekli entariler giyersin Nimet. Şimdi giymeyelim gülüm, laf olur” derdi… 

Kadirimi çiçekli entarimle kapılarda karşılarken, içimden kuşlar uçar, yüzümden gülüşler dökülür… Birbirimizi görünce, sevincimiz evi ısıtır… Erik ağacımız çiçeklenir…


Bu yazı 119 defa okundu.


Yorumlar


Ad Soyad E-Mail
GÜNDEMSİYASETMANŞET HABEREKONOMİSPORRÖPORTAJLAR YAZARLAR ARŞİV

KONUMUMUZ

Altıeylül / Balıkesir
MND Ajans
©2020 | Tüm Hakları Saklıdır
MND Ajans