GÜRAN TATLIOĞLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) B

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) B

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Offenbacher’in bu görüşüne katılıyor olsa bile Max Weber başlangıçta durumun farklı olduğunu, İngiliz, Hollandalı ve Amerikan puritanlarının yaşama heyecanı ve sevincinden “Joy of living”den uzak olduğunu belirtir. Bunun nedeni olarak da çok servet edinmenin servete güven sonucu olarak, insanları tembelleştireceğini, dini vecibelerini yerine getirmeyi unutarak onları şehvete yönelteceğini gösterir. Puritanlar yalnız bu açıdan servet birikimine karşıdırlar. Fakat, zengin olurken ve sonra insanlar dini sorumluluklarını da yerine getiriyorsa, zenginlik istenen bir şeydir. “Tanrının arzusunun açık, kesin bildirisine göre boş vakit geçirmek ve eğlenmekle değil, çok çalışmakla Tanrının yüceliğini arttırabilirsiniz.” (Weber; 1958, 157). Tembellik ve boşa zaman geçirme en büyük günahlardan biridir. Hayat kısadır. Onu iyi değerlendirmek gerekir. Sosyal nedenlerle, boşuna konuşmayla, lüks ile sağlığa yeterli altı ile sekiz saat uykudan fazlasıyla zaman harcanmamalıdır.

\r

Puritan düşüncenin etkin düşünürlerinden bir İngiliz Presbyterian olan Oliver Cromwell’in kurduğu parlamenter sistemin emrinde çalışmış rahip Richard Baxter’in (1615-1691) yazdığı “Christian Directory” ve “Saints Everlasting Rest” adlı kitaplar Puritan ahlâkına önemli açıklıklar getirir.

\r

Yukarıda belirtilen görüşlere ek olarak, o “çalışmayarak kaybedilen her saat Tanrıya ibadetten azalmış bir saattir.” der. Dinlenme için Tanrı Pazar gününü ayırmıştır. İster fiziki, ister akli olsun sürekli ve çok çalışma Baxter’in tekrar tekrar belirttiği “mümin kişilerin” özelliğidir. Hatta evlilikte bile seks yalnız “meyve ver ve çoğal” şeklindeki Tanrı emrini yerine getirmek için yapılmalıdır. Boş yere zaman harcanmamalıdır.

\r

St. Paul’ın çalışmayan yemeyecektir. (He who will not work shall not eat) deyişi yalnız bu dünya için değil gelecek dünya için de geçerlidir. Baxter’e göre çalışmaları gerekmese bile zenginler Tanrının emrine göre fakirler gibi çalışmalı, ona uymalıdır. Aksi halde onlar bile çalışmalarının meyvesini öbür dünyada yiyemezler.

\r

1225’de Roma ve Napoli arasındaki bir köyde doğan Katolikliğin Dominikan tarikatından sonradan azizliğe yükseltilmiş olan Thomas Aquinas Tanrının insanları yeryüzünde fevkalade yüksek düşünme özellikleriyle var ettiğini ve diğer canlılarla beraber yaşamasını arzu ettiğini belirtir. Tanrı, insanın düşünmesini istemedi mi? O bizim bu dünyadan (The Earthly City) gözlerimiz kapalı mı diğer dünyaya (The City God) gitmemizi istedi (Doren; 1991, 121) diye sorgular.

\r

Guillaume, St. Thomas Aquinas’ın yazılarında İslam düşüncesinin izlerinin olduğunu belirtir, Hıristiyanlığın Ortaçağında ve Ortaçağ’dan çıkışında orijinal islam doktrinlerinin etkisine işaret eder. (Arnold & Guillaume; 1949, 280-281)

\r

İş bölümü ve toplumda belli mesleklerin varlığı Thomas Aquinas’a göre kutsal bir düzenin sonucudur. Puritanlar bu düşünceye daha pratik bir yorum getirmiştir. Baxter görüşlerini Adam Smith’in doğrudan açıklaması ile anlatır; “Bir konuda uzmanlaşma, iş bölümü,üretimin miktar ve kalitesini arttırıcı nitelikte, kişinin ehliyetini geliştireceğinden toplum için faydalıdır.”

\r

Bu görüşde motivasyon yararlılık ilkesine dayanır. Ve zamanın laik tutumuna çok yakın bir görüş ifade eder. (Weber; 1958, 161).

\r

Tanrının çağrısına nail olamayan bir kişi dünyaya dönmüş kutsal isteğin talep ettiği sistematik ve metotlu bir karakterden uzak olacaktır. Quaker’lere göre bir insanın hayatı kutsal erdemlerle doludur. Tanrı çalışmayı rastgele çalışsın diye değil akıllıca çalışsın diye ister.

\r

                                                                 

\r \r

Puritanlıkta dünyadaki kutsal çağrı, metotlu bir karakteri öngörür. Hayatın bütün oluşlarında Tanrı’nın elini gören Puritanlılar eğer kar getirecek bir iş varsa; bu iş yapılmalıdır, çünkü bunun bir kutsal amacı vardır diye düşünürler. Böylece dindar bir Hıristiyan karşısına çıkmış olan bu fırsattan, Tanrı’nın çağrısı olduğu için yararlanmalıdır. “Eğer Tanrı size yasalara uymak koşuluyla daha çok kazanmak için bir yol göstermişse, bu yol kendinizin  ve başkalarının manevi değerlerine aykırı değilse, o yolu seçmelisiniz. Eğer bunu reddederek, daha az kazançlı bir iş seçerseniz, siz Tanrı’nın isteğine aykırı hareket etmiş olursunuz. Onun yöneticiliğinden çıkmış olursunuz. Tanrı’nın verdiğini, hediyesini (god’s gifts) kabul etmelisiniz ve onun gerektirdiğini yapmalı, onun için de zengin olmaya çalışmalısınız.” (Weber; 1958, 162)

\r

Sonuç olarak Puritan ahlâkına göre tembelliğe ve günahkar yaşamaya neden olmayacaksa servet edinmek doğrudur ve gereklidir. Fakir olmayı istemek, sağlıksız olmayı istemek gibidir.

\r

Quaker’ler de servetin rasyonel kullanımına değil, onun irrasyonel kullanımına karşıdır; çünkü, Tanrı zenginliği, kişinin ve içinde bulunduğu toplumun lüks ve gösterişli yaşamı için değil, fakat temiz, sağlam ve mütevazi bir yaşam biçimi için vermektedir. Quaker düşüncesinin ABD’deki en iyi temsilcilerinden Benjamin Franklin (1706-1790) kutsal tasarrufu (holy thrift) dindarlığın koşulu sayar. Ona göre tembellik; zamanı boşa geçirme ve gösterişli yaşam iki büyük günahtır. Orta sınıftan gelen, bir çok buluşan sahibi, Philadelphia’daki Pennsylvania Üniversitesinin kurucusu, filozof Benjamin Franklin uykuda çok zaman harcandığını düşündüğünden ofisinin duvarına “zaman paradır” (Time is money), levhasını asmıştı. (Josephson; 1962, 8). Ona göre servet ancak çok çalışmak, tutumlu olmak, mütevazi yaşamakla yaratılabilir. İş adamı ancak böyle yaşama biçimi içinde olursa saygınlık kazanır. Saygınlık kişinin itibarını ve kredisini arttırır. Kredi iyi kullanırsa daha çok kar ve sonuçta daha çok servet birikimine neden olur. Saygınlık bir iş adamı için verdiği sözünü zamanında yerine getirmekte, borcunu zamanında ödemekle ve işinde hakkaniyetle hareket etmekle oluşur (Weber; 1958, 52). Hayatı boyunca bu görüşlerin savunucusu olan Benjamin Franklin, feodal yapıdan burjuva ruhuna geçişle sonuçlanan ekonomik ve dinsel bağımsızlık sürecinin, ABD’de çok önemli bir temsilcisi olmuştur.

\r

HIRİSTİYANLIK VE GÜNÜMÜZÜN EKONOMİK SORUNLARI 

\r

Londra’da Hristiyan İş adamları birliğinin “The Christian Association of Business Executives” isteği üzerine 1984’de “The Creation of Wealth” isimli kitap yazan Lord Griffith” Hristiyan Kilisesinin serbest rekabeti açıklama konusunda daima zorlukla karşılaştığını belirtir. 

\r

Günümüzün serbest piyasa ekonomisi, yaşamak için karı ve tüketicinin özgürce seçimini teşvik ederken Hz. İsa’nın öğretilerine aykırı kıran kırana rekabetçi, hep kendine çalışan, bencil ve eşitsizliğin arttırdığı bir toplum yaratır. Modern rekabete karşı bu nedenle Hristiyan davranışı hep çekingen olmuştur. 1986’da Hristiyan İş Adamları Birliği güncel iş ahlâkını içeren konularda karşılaşılan sorunların tartışılması ve ilkeler saptanması için Londra’da İş Ahlâkı Enstitüsü’nü (Institute of Business Ethics) kurdu.

\r

                                                      

\r

Yirminci yüzyılın başında Canterbury Başpikoposu “Archibishop of Centerbury” yayınladığı “Principles of Social Progress” adlı kitabında “Rekabet ortadan kaldırılamaz ve kaldırılmamalıdır. Toplumda ilke olarak kooperatif bir çalışmayı hedef almalıyız. Rekabet de bunun bir ayrıntılı kısmıdır.” diye yazar. Bunları birbirinin karşıtı olarak düşünülemez. Yalnız kooperatifçiliğin girişkenliği yok ettiğine işaret eder. 1931’de Papa Pius XI’in yayınladığı Papalık bildirisinde Katolik kilisenin görüşü şöyle açıklanır: “serbest rekabet belli sınırlar içinde doğru olsa da ve savunulsa da bu ilkeler toplam bir ekonomiyi kontrol eden bir faktör olmamalıdır.” (Wyburt; 1998, 148).

\r

Bu görüş İngiliz Anglikan Kilisenin görüşüyle benzerlik gösterir. Aynı konuda Katolik Piskopos (Roman Catholic Bishop) John Jukes son yıllarda servet yaratımını destekleyici nitelikte yazdığı yazılarında insan ruhunun zenginlikten kaynaklanan tehlikelere karşı korunmasını da önerir. Yeni İncil’de (New Tastement) Hz. İsa’nın rekabeti önleyici ya da kötüleyici bir sözünün bulunmadığını belirtir. Bilindiği gibi Hristiyanlığın üzerinde durduğu servet birikimi değil servetin dağılımı fakirin, yoksulun korunmasıdır. Piskopos Jukes’in görüşlerini şöyle özetlenebilir; “Rekabet mükemmel bir sistem değildir. O, kötü bir şekilde kullanılabilir. Şeytanca yollara sapılabilir. Kıran kırana rakabet insan onurunu tehlikeye atabilir. Fakat o hayatın bir gerçeğidir ve mevcut en iyi sistemdir. “Serbest rekabet insanın hizmetinde olmalı, insan onun hizmetinde olmamalıdır. 

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) B
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜRAN TATLIOĞLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) B

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) B

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Birbirine zıt ve şüphe ile bakan din ve doğal ekonomik hırs böylece reformasyonla bir uzlaşmaya varmış oluyordu. Her biri kendi sınırları içinde kalmak koşuluyla artık bir barıştan söz edilebilirdi.

\r

VIII. Henry (1491-1547), babası VII. Henry’nin ölümünden sonra 1509’da İngiltere kralı oldu. Kendisi Katolikdi. 1521’de Katolik ile ilgili bir kitapçıktan dolayı Papa Leo X kendisine “Iman’ın savunucusu” unvanını vermişti. Tahtı bırakacağı bir erkek çocuğu daha önceki eşlerinden doğmayan kral VIII. Henry son eşi Catherine’dan ayrılıp Anne Boleyn’le evlenmek istedi. Papa, Henry’nin Catherin’le evliliğini iptal edecek bir dini bildiriyi yayınlamadı. Aracı Kardinal Wolsey Papa’yı iknada başarılı olamadığından gözden düştü ve yerine 1529’da Thomas More (1478-1535) Adalet Bakanlığına getirildi. Thomas Cromwell (1485-1540)’de kralın danışmanlığına atandı. Cromwell, Henry’e İngiltere’de kilisenin başına, Papa’nın yerine kralın geçmesini önerdi. 1533’de İngiliz mahkemesine getirilen bu öneri kral lehine kabul edildi ve Papalığın krala üstünlüğü iptal edildi. Papa buna karşı Henry’i aforoz etti. 1535’de Henry Papa’ya parlamentonun kabul ettiği üstünlük yasasının özeti ile yanıt verdi; “”İngiliz Kilisesinin yeryüzündeki tek başı bütün yetkileri ile İngiliz kralı ve onun varisidir….” (Lindberg;1996, 317). Böylece İngiliz Kilisesi Papalık’tan ayrılmış ve Church of England-Anglican Kilisesi doğmuş oldu. Bu ayrımın temelinde görüldüğü gibi dini bir neden yoktu.

\r

Bununla beraber İngiltere’de 1520 ve 1530’larda Tyndale (1494-1536), Robert Barnes (1495-1540) ve Cranmer ve Cambridge Üniversitesi bilim adamları tarafından Luther’in görüşleri hızla yayılıyor ve taraftar bulunuyordu. O tarihlerde İngiltere’deki Katolik Kilise organizasyonu çeşitli skandallarla çok yıpranmıştı, Avrupa kıtasında şiddetle esen Protestanlık rüzgarına karşı duracak güçte değildi. Yeni çağın rüzgarlarını İngiltere’de ilk estiren John Wyclif (1330-1384) oldu.

\r

İngiltere’de geleceğin protestan hareketinin öncüleri, hala faaliyette olan Cambridge’deki White Horse Inn isimli pubta yaptıkları toplantıda Lutherizmi desteklediklerini bildirdiler. Bu toplantıya katılanlar Cambridge Üniversitesinde klasikleri öğreten ünlü bilim adamları Robert Barnes, John Lambert ve Frith, geleceğin başpiskoposları Crammer, Health, Parker ve May, geleceğin psikoposları Latimer, Sampson, Shaxton, Bale, Foxe ve Day idi. Cambridge’de başlayan bu hareket sonra Oxford’a sıçradı. Oxford’da William Tyndale 1522’de İncil’in İngilizce’ye tercümesini önerdi. Londra psikoposu Cuthbert Tunsall, bu öneriyi red ediyor aksine “Matbayı ve basını yok etmeliyiz.” diyordu. Norwich Piskoposu Nix’de bu düşünceye katılıyor ve “Durduramazsak bu hareket bizi sonlandıracak” tahmininde bulunuyor; karşı cepheden John Foxe ise “Tanrı matbaayla vaaz kapılarını açtı” diyordu. (Lindberg; 1996, 314) Cambridge ve Oxford’da başlayan bu oluşum Reformasyon hareketinin bir üniversite hareketi olduğu görünüşü destekleyen bir kanıt olarak da düşünülebilir. Tyndale, Hamburg’a Wüttenberg’e oradan da Antwerp’e gitti. 1535’de bir ihbar üzerine yakalandı, tutuklandı, boğuldu ve kazıkda yakıldı. Fakat Tyndale’in İngilizce’ye çevirdiği İncil tercümesi hala İngiltere’de etkinliğini korumaktadır. Yeni çeviri ve yorumlamalarda daima ona baş vurulmaktadır. İbranice, Yunanca, Latince, İtalyanca, İspanyolca, İngilizce, Fransızca ve Almanca bilen Tyndale yalnız İncili İngilizce’ye çevirmekle kalmadı, Luther’in bütün yazılarını da İngilizce’ye kazandırdı. Luther’in yazıları İngiltere’de yasaklandığı için bu yazılar parçalar halinde kiliselere gelen cemaate, vaazlarda fark ettirmeden aktarılıyordu. 

\r

                                                

\r \r

VIII. Henry’nin yeni karısı Anne Boleyn ve zamanın Canterbury başpisikoposu Thomas Crammer’in Protestanlığın İngiltere’de gelişmesinde büyük çabaları oldu. Katolik piskoposların çoğu protestan piskoposlarla değiştirildi.

\r

Henry’nin 27 Ocak 1547’de ölümünden sonra Jane Seymour’dan oğlu Edward VI. (1538-1553) dokuz yaşında Kral oldu. 1553’de ölümüne kadar o ve onun danışmanları sayesinde Reformasyon  hareketi İngiltere’de iyice yerleşti. 1553’de tahta Henry’nin kızı Katolik Mary Tudor’un geçmesinden ve protestan hareketini yok etmesinden korkulduğundan Henry’nin yeğeni Lady Jane Grey (1537-1554) kraliçeliğe getirildi fakat onun saltanarı ancak dokuz gün sürdü. Jane Grey ve taraftarları Hooper, Coverdale, Latimer, Crammer ve Ridley kavgayı kaybetti ve bedelini idam edilmekle ödediler.

\r

Onun ardından gelen Mary Tudor (1553-1558) İspanya Kralı Philip’le evli olmasından dolayı Katolik’lik ülkede tekrar üstünlük kazandı. Fakat Kasım 1558’de Mary’nin, ondan on iki saat sonra da Kardinal’i Pole’un ölümüyle bu akım durdu ve 1558’den 1603’e kadar 45 yıl sürecek Elizabeth I (Tudor) devri başladı. Elizabeth orta bir yol takip ederek hem radikal Katolik hem de radikal Protestanları kontrol altında tutmaya çalıştı ve Anglikan Kilisesi doktirini üzerine ağırlık verdi. Elizabeth, Nisan 1559’da parlemantodan geçirilen Kralın üstünlüğü yasasına dayanarak yetki verilmiş herkesin; resmi memur, hakim ve ruhban sınıfı üyelerinin kendisine sadakat yemini etmesini istedi. Katolikler kısmen memnun etmek için Dua Kitabında (Book of Players) bazı imaj ve haç işaretleri bulunmasına izin verdi. 1563’de kabul edilen Birlik Yasası ise dualarda birliği ve bunun çok sıkı bir şekilde uygulanması ve kontrolünün zorunluluğunu getirdi. Bu iki yasa kiliseyi Roma’nın Katolik şatafatından arındırmak isteyen radikal Protestanların haklarına tecavüz gibi göründü. Anglikan Kilisesi içindeki işte bu gurup sonradan Puritan adıyla anıldı (Lindberg;1996, 328). Bunların içinden de Episcopal, Methodist, Congregationist, Presbyterian, Quaker adıyla aralarında bir çok ayrılmalar oldu ve bu gruplar kendi bağımsız kiliselerini kurdu. 

\r

Feodal yapıdan kapitalizme dönüşen üretim şeklinin özellikleri arasında normal pazar ekonomisinin kara dayalı akılcı organizasyonu, iş hayatının aile yaşamından ayrılması, aile için değil kar için üretim, akılcı bir muhasebe sistemi ve bütün bunların yaratılmasında neden olacak hür emek gelir. Bunlardan sonra da tedavül edebilir hisse senedi, hamiline yazılı çek ve bono, devlet borçlarının karşılığında verilen yatırım aracı olarak devlet bonoları, nihayet hisse senedi borsası gibi kapitalizmin kurum ve araçları yer alır. Teknik üretimin yanı sıra da bunu destekleyecek hukuk ve yönetim sistemi kapitalist düzenin temelini oluşturur.

\r

O güne kadar ortaçağ Avrupası’nda etkin olan Vatikan’ın Katolik doktrini, kendi dinine mensup bir kişiyi şu özellikleri taşır hale sokmuştu;

\r

Katolik sessizdir. Daha çok mal edinmeye daha az isteklidir. O, zenginlik ve şeref getirse bile heyecanlı ve riskli bir hayat yerine, az gelirli fakat emniyet içinde yaşanacak bir hayatı tercih eder. Bilindiği gibi atasözü “ya iyi yiyin ya da iyi uyuyun” der. Protestanlar iyi yemeyi, Katolikler ise katıksız bir uykuyu tercih etmektedir. (Weber; 1958, 41). (DEVAMI YARIN)

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) B
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜRAN TATLIOĞLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) B

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) B

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

JEAN CALVIN

\r

1 Kasım 1533’de Sorbonne Üniversitesi Rektörü Tıp Profesörü Nicholas Cop, üniversitesinin yeni akademik yılını açış konuşmasında dinleyici profesörlere, bütün karşı tehditlere rağmen Tanrı’ya itaat etmelerini önerdi. Fransız Hümanistlerden, Erasmus’dan (1469-1536) ve Luther’den örnekler verdi. Cop’un Luther propagandası yaptığı iddiasıyla bazı din bilginleri karşı harekete geçti. Fransa Kralı bütün Luther’cilerin tutuklanması emrini verdi. Cop Basel’e, Calvin de Cenevre’ye kaçtı. 27 yaşında Cenevre’ye gelen Calvin ilk vaazını 1538 yılı baharında verdikten sonra burada yavaş yavaş halk tarafından kabul edilir hale geldi. O’nun 1541 ile 1564 arasında yarattığı protestan modeli artık dünyanın bütün kiliselerini etkisi altına almıştı. Cenevre de puritan Hıristiyanlığın övünülecek, örnek alınacak merkezi olmuştu.

\r

Protestanlığı, özellikle Calvanist hareketinin Yahudi düşüncesi gibi kapitalizmin gelişmesinde büyük etkisi olduğu bir gerçektir. Fakat bir çok farklı ve başka faktörün de bu gelişmeyi etkilediği unutulmamalıdır.

\r

Katolik Fransa’da Calvanist hareket büyük zorluklarla karşılaştı, fakat Reformed Church adı altında gizli de olsa hızla yayılmaya devam etti. İspanyolların işgalinde olan Hollanda’da Luther’in yazıları daha 1518 de büyük taraftar toplamaya başlamıştı. Hareket orada da büyük ilgi gördü. Reform hareketine katılmış ilk rahiplerden Gilles Verdickt, protestanlığı savunmasından dolayı idamından önce toplanmış halka şöyle diyordu. “Baylar, bu fakir Hıristiyanları öldürmekle, yakmakla onları yok edeceğinizi mi sanıyorsunuz?… Kendinizi büyük ölçüde aldatıyorsunuz. Vücudumun kirleri Hristiyanlığın artmasını sağlayacaktır.” (Lindberg; 1996, 298).

\r

1540’larda Hollanda’da Reform hareketlerine karşı Katoliklerin etkinliğiyle bir karşı Reformasyon hareketi başladı ve Katolik din bilginleri Lauvain’de 1544’de Reformasyona karşı kısa bir bildiri yayınladılar. Ardından da 1546’da merkezi hükümet Engizisyon’u güçlendirdiğini bildirdi. 1550’de ise Martin Luther, Johonnes Oecohampandius, Ulrich Zwingli, Martin Bucer, Jean Calvin ve kutsal kilisenin zararlı bulduğu bütün dinsizlerin her türlü baskı, kopya, el yazması kitaplarının alımı, satımı, saklanması ve kitaplıklarda bulundurulması ve bu konularda toplantı yapılması tamamen yasaklandı. Aksi davranan erkeklerin başlarının kılıçla kesilmesi, suçlu kadınlarınsa pişman olursa kazığa çakılarak yakılması, pişmanlık duymazlarsa diri diri gömülmesi emri verildi. 1540-1570 yılları arasında bu şekilde en az 1500 kişinin öldürüldüğü belirtilmektedir. (Lindberg; 1996, 303)

\r

Bütün bu sıkı ve zorlayıcı tedbirlere rağmen hareket durmadı; aksine özellikle ticaretin etkin olduğu Amsterdam ve Antwerp’de hızla yayıldı, Londra’ya ve Kuzey Amerika’ya ulaştı. Kuzeyde Liman Adası Elmden “Kuzey’in Cenevre’si ve Hollanda Calvanizm’in  ana kilisesi” oldu.

\r

Daha önce de belirtildiği gibi Luther ekonomik hayata bir köylü-çiftçi gözüyle mistik bir şekilde, şüpheyle bakmıştı. Luther’den farklı olarak Calvanistler bu hayatı bir gerçek olarak kabul ediyor, kapitalist ticaret ve endüstri girişimlerini şüphe ile karşılamıyordu. Calvanist hareket de ilk Hıristiyanlıkta ve modern Sosyalizmde olduğu gibi bir köylü-çiftçi hareketi değil bir şehir hareketi olarak ortaya çıktı ve onlarda olduğu gibi şehirden şehre, ülkeden ülkeye seyahat eden ya da göçmen  olan tüccarlar ve işçiler tarafından taşındı.

\r

                                                                            

\r \r

Calvanistler özellikle zamanın en ileri ve girişken sınıfı olan tüccar ve sanayici sınıfının sorunlarına yanıt vermeye çalıştı. İş hayatında gerekli olan sermaye, kredi, bankacılık, faiz, büyük ölçekli ticaret ve finansman kurumları ve benzer konular onların çözüm bulmaya çalıştığı sorunlardı. Böylece onlar “yaşayacak kadar çalış” klasik düşüncesini kırdı ve onun ötesine geçti. Ekonomik hayatın ahlâklı olması konusunda dinin öğretilerinden vazgeçmediler fakat din öğretilerini iş hayatının gerçekleriyle bağdaştırmaya çalıştılar. Artık, ekonomik faaliyet insan ruhuna aykırı değildi. Fakirlik bir erdem, bir üstünlük değildi. Sermaye sahibine her zaman kuşku ile bakmamalı idi. İlk kez Calvanistler ekonomik faaliyetin iyi yanlarını dini bir düşünce sistemi haline soktu. Onlar zenginliğin düşmanı değil fakat onun gösteriş için, lüks için kullanılmasına karşı idi. Bu da kişinin sabırlı olması ve çok çalışarak kendini Tanrıya adamasıyla, disiplin altına girmesiyle mümkündü. Onlara göre iyi bir Hıristiyan, ekonomik faaliyetini bir din gibi ciddi bir şekilde sürdürmeli idi.

\r

Resmi olarak belirlenen üst sınırı aşmamak koşulu ile faiz yasaldır. Borç alıp vermede iki taraf da, fayda sağlamalıdır. Borç alandan yüksek bir teminat istenmemelidir. Hiç kimse ekonomik çıkarı nedeniyle komşusuna zarar vermemelidir. “Eğer borç veren borç alanı istismar ediyor ve borç alan aldığı borçtan ve emeğinden fayda sağlayamıyorsa ve borç veren bu nedenle zengin oluyorsa bu davranış yanlıştır” (Tawney; 1961, 94-95). Bu düşünceler orijinal değildi fakat Calvanistler bu görüşleri daha sistematik bir hale getirdiler. Tawney’e göre Calvin’in XVI. Yüzyılda burjuvazi için yaptığı, Marx’ın XIX. Yüzyılda proleterya için yaptığına eşittir. (Tawney; 1961, 99) Calvin’in öğretileri kişinin kendi sorumluluğunu, disiplinini ve böylece bu faaliyetlerini dinsel bir ibadet şeklinde algılanmasını içerir. Bunlar Hıristiyan karakterinin temelini oluşturur.

\r

Calvanist hareket bir takım teolojik değişikliklere uğrayarak kendini (Reformed Church), Reform Kilisesi adı altında Hollanda başta olmak üzere Fransa, İskoçya, İngiltere ve Almanya’da da gösterdi. Doğu Avrupa’da özellikle Macaristan, Polonya ve Lithuanya’ya yayıldı. Hatta İtalya’ya kadar ulaştı. Avrupada 1554’de Calvanist Reform Kiliselerinde ibadet edenlerin sayısı yarım milyon iken bu rakam 1660’da 10 milyona ulaştı. Calvanist düşüncesinin İngiltere ve Kuzey Amerika’dan sonra en güçlü olduğu yer bugün bile Macaristan’dır. Bunda Osmanlıların 1526’da Mohaç Savaşını kazanmalarının büyük rolü olduğuna işaret edilmektedir. (Benedict; 2002)

\r

PURİTANLIK

\r

İngiltere’de Puritanlık adı altında toplanan çeşitli tarikatlarca yapılan Calvanistlik yorumu Weber’e göre Kapitalizmin ebeveynidir. (Tawney; 1961, 176). Calvin gibi Puritan düşünce de faizi var sayıyor, çok muhtaç olandan faiz alınmamasını bile öngörüyordu. Faiz almak yerine borç verenin, borç alanın işinde kar ortağı olmasını savunuyordu. Bir şeyi ucuza alıp çok pahalıya satmak yapılagelen bir şeydir. Fakat bu iyi bir eylem değildir diyordu.

\r

Satın alanı korumak için kamuca saptanmış tavan fiyata uyulmalıdır. Onun üstünde bir fiyatla mal satılmamalı ama altında satılabilmelidir. Satın alan ihtiyaç içinde ise onun bu durumu istismar edilmemelidir. Aynı zamanda satış sırasında satıcı malını gereğinden fazla övmemelidir.

\r

Puritanlığın ana karakteri kişinin bağımsızlığı idi ve sonunda bu politik bir güç haline dönüştü. Artık amaç “İsa’nın yeryüzünde krallığını kurmak” değil, kişinin toplumsal ve kişilik görevlerini yerine getirmesi idi. Disiplin bu düşüncenin teorisi ve özgürlük de sonucu oldu (Tawney; 1961, 194-195). Puritanın hayatı bir kutsaldı ve her şey çok çalışarak Tanrıya hizmet etmek etrafından kurulmuş bir sisteme dönüştü.    (DEVAMI YARIN)                      

İŞ AHLAKI VE DİNLER (2) B
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Yenihaber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin