Poyraz,
karayeşil bir dağ,
uçuk mavi bir deniz…
Öylesine tutkun, öylesine vurgun ki birbirlerine…
Sarıp sarmalıyor kuzeyin poyrazı değin yeşilini,
kokusunu alıp götürüyor kentin sokaklarına,
kapı kapı, ta aşağılara, denizin açık mavisinin kucağına…Deniz, minicik dalgaları
ile ürperiyor poyrazın serinliğinde.
Ben mi?
Saçlarım darmadağınık…
Rıhtımda yalnızlık sessizliği.
Martılar aç çığlıklarıyla.
X X X
Bazen hayatı sorgulamayan insanı kıskanıyorum.
“Boş ver” ne büyük kelime.
O insan ya bilgisizliği içinde kaybolmuştur, ya dert kuyusunda çırpınmaktadır,
boğulmuştur, ya da bilgiye doymuş bir bilge kişidir.
“Boş ver”
X X X
Hayata bak.
Ne kadar bencil.
Herkes kendi kavgasını veriyor.
Küçük veya büyük.
Bir kavga.
Kimse kimsenin kavgasına ortak olmak istemiyor.
Dayanışma mı?
O da ne?
Oysa bilge-zavallı insan-bilinci ve yüreği ile hep bir kavganın içindedir, kendi
kavgası ve başkasının kavgasıyla.
X X X
ŞU İŞE BAK.
BİR DUBLE RAKIDA BİLGE OLUYORUM.
İKİ DUBLEDE UÇUYORUM.
PERVAAAANEEEEE!
X X X
Sıradan küçük insanlar, hayatı yaşarlar.
Yenilgi ve zafer, sevinç ve üzüntü onlarındır.
En iyi onlar bilir hayatın ne olduğunu.
Acının dibi, sevincin doruğu onlarındır.
Her şeyi onlar yaratır.
Bilinir ki, hayat, düşünce ve eylemin sevişmesinin ürünüdür.
X X X
Sen Robin Hood musun?
Dön arkana bir bak.
Yoksa Don Kişot musun?
Şu atı ve uşağı olan korkusuz, deli şövalye?
Saldıracak yel değirmeni mi arıyorsun?
Ağzından alevler fışkıran ejderhalarla çevrili etrafın.
Yoksa Bedrettin misin, boynunu ipe uzatan?
Sen kimsin?
PERVAAAANEEEE!
