GÜRAN TATLIOĞLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. SUSURLUK’TAN  NEW YORK ve LONDRA’YA 6

SUSURLUK’TAN  NEW YORK ve LONDRA’YA 6

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Agamemnon  haber yollayarak İthaca kıralı Odysseus’u da kendisine katılmaya davet etti. O Penelope ile evliydi ve kundakta bir çocuğu vardı. Savaşa gitmeye istekli değildi. Kahinden  eğer giderse 20 yıldan önce Yunanistan’a dönemeyeceğine inanmıştı. Agamemnon’un temsilcisi Palamedes çok ısrar etti. Odysseus sonunda kabul etti ve o da bazı arkadaşlarını Achilles, Patroklos, Myrmidon, ve Salamis kıralı  Salemon ve onun oğlu Ajax da donanmaya katıldı. Ajax ve Achilles zamanın en güçlü , kuvvetli kişileriydi. Bir çok ünlü kişi de bu serüvende yer aldı.44 liderin komutasında 29 gruptan 1186 gemi ve 100.000 kişi Truva’ya doğru yola çıktı. Savaş  uzun yıllar sürmüştü. Yunanlılar ancak,İda dağından getirttikleri kerestelerle yaptıkları tahta atın içinde, şehrin surlarını geçebildiler. ‘’Evimize dönüşümüzün işareti olarak , bu at Tanrı Athene’’e teşekkürlerimizle adanmıştır’’ diyerek Yunanlılar atı Truvalılara göndermişti. Truvalılar savaşın bitmesine sevinerek o  gece çok eğlendiler. Geç saat uykuya yattılar.Onlar derin uykuda iken atın içindeki öncü Yunanlılar kent surlarının kapısını Yunan ordusuna açtı. Truvalıların bütün erkekleri ,bir kaç kişi dışında kılıçtan geçirildi. Şehir talan edildi. At seven, at yetiştiren, at yarışları yapan, atçılığı geliştiren ve adları atla beraber  anılan Truvalılar  bir sahte atla yokoldu. Kent  yokoldu. Tarihin en büyük aldatmasını yaşayan bu bölgede, o günlerden bu güne kadar atçılık devam etti ve ediyor. Susurluk da bunların arasındadır                                                     

Susurluk bölgesine yerleşen Çerkez beylerinden dedem ve babam 48 parça tarla satınaldı, ve topraklar  birleştirildı, çiftlik yapıldı.Tahminime göre’30’lu yıllar. Bu tarlaların eski yazı tapularını son zamanlarda kadar sakladım. Abbas Ağa çiftliği olarak bilinen son büyük parça 19.5.1941 de Abbas ağadan alınmış kapora ödemesi 400 lira babam tarafından, torununa yapılmıştır. Yerleşim olmadan önce bu bölge Karesi Beylerinden Ine Bey’e’ verilmiş ormanlık boş bir alanmış. 1634 yılında Karaman’dan gelen Hacı Hatip Oğulları buraya yerleşmiştir. Bataklık olduğundan bol miktarda manda yetiştiğinden  buraya Susığırlık denmiştir. Cumhuriyet tarihine ilkin Susığırlık  olarak adı geçmiştir

Musa dede ve bir ikiyardımcısı tek bildikleri  meslek olan tahın helvacılığını burada yapmaya başlarlar. Susamdan yağını çıkarmak için aldıkları iki değirmen taşını çevirecek atı satınalmaya paraları yoktur. At yerine kendileri koşulurlar. Helva burada bilinmemektedir

Piyasaya ilk kez sürülen tatlı gıda, tahın helvası talep bulur. İşleri yavaş yavaş gelişir. Bu ilk değirmen taşları 1980’lerde inşa edilen köşe binanın arsasında yıllarca durdu.

Dedem Mehmet Nuri Efendi on yaşında iken onlara katılır. Ve zaman içinde işi devralır. İşi genişletir. Çevre kasabalarında pazarlarda ve panayırlarda yer almaya başlarlar. Dedem bugünkü Beko mağazasının bulunduğu yerde helva imalatı işini kurmak için bir arsa satın alır. Sonra buraya bir ekmek fırını ve susam pişirme fırını kurulur. Daha sonra büyük bir toptan ve perakende satış yapan, bugünün süper marketını andıran bir bakkal dükkanı inşa edilir. Ayrıca Manyas’ta bir şube açılır. Amcam Bandırma’da manifatura ticarethanesi açmak üzere ayrılır, kendisine sermaye verilir ve bir mağaza satın alınır. Orada evlenir, oraya yerleşir. Babam çocukluktan itibaren işin içindedir ve sonra da başındadır. Dedem son arsa parçasını çerçicilik yapan  bir Yahudi’den satın aldığını, babam da bir Yahudi’den Fransızca dersler aldığını söylerdi. 

Dedem 1860 doğumlu Büyük Helvacı Mehmet Efendi, 1902 doğumlu babam da Helvacızade Hilmi Efendi diye anılırdı. Birinci Dünya harbi öncesinde Susurluk’ta Rum ve Yahudi  yerleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır. Çünkü kasabadaki iki un fabrikası Rumlara aittir. Ayrıca Borasit Madeni’nde altmışa yakın Ermeni ailenin yaşadığı maden kayıtlarından bilinmektedir.

Dedem iyi, güvenilir bir iş adamı olmanın yanısıra kitap okumayı da severdi. Hafız olduğunu son zamanlarda öğrenmiştim. Hafızlığından hiç bahsetmezdi. Aydın bir din adamı idi. Ondan kalan ve benim kitaplığımda bulunan  Osmanlıca kitaplar arasında bazı şiir kitaplarının olduğunu yakın zamanda öğrendim. Ben eski yazı bilmediğimden inceleyememiştim. Bilen birisine incelettim. Belki benim şiir ve yazma merakım ondan geliyordu. 

Akşamüstleri dükkandan eve gelir odasına çekilir kitap okurdu. Bunların arasında Kur’an ve yorumları da vardı. Namazına ve orucuna dikkat ederdi. Ramazan’da anneme tespit ettirdiği fakir ailelere dağıtılmak üzere önemli miktarda para verirdi. Ramazanda o zamanlar, gelenek olarak camide, o ay hafız olarak yetiştirilen genç hafızlara  ve hafız adaylarına evlerde yemek verilirdi. Bizim evde verilen yemek her zaman beklenirdi. Onlara dedem ayrıca zarf içinde para da verirdi. Biz çocuklar için özellikle yazın, teraviye gitmek çok istenen bir şeydi çünkü teraviden sonra biraz daha dışarıda kalmamıza izin verilirdi. Yazın Cuma günleri Cuma namazına gitmemiz beklenen, bizim de sürekli olarak yerine getirdiğimiz bir görevdi. Genellikle ben arkadaşlarım Güngör, ve Hadi ile camiye giderdim. Ya da camide buluşurduk,

Ramazan ve Kurban Bayramlarının belli özellikleri vardı. Babamla Çarşı Camii’nde bayram namazını kıldıktan sonra mezarlığı ziyaret ederdik. Camiye ufak bir halı ile giderdik çünkü cemaat cami dışına taşar, şadırvan etrafında sıralanırdı. Bazen müftünün vaazı çok uzardı. İtiraz edenler olurdu. Kurban bayramında mezarlıktan döndükten sonra evde kurbanlar kesilirdi. Bizim evde çoğu kez beş koyun kesilirdi. Etin çoğu dağıtılırdı. O çocukluk yıllarında bayramlarda yeni bir elbise ve ayakkabıya kavuşmak çok heyecanlı bir şeydi. Çocuklar bayramlarda akrabalarını bayramlaşmak için ziyaret eder el öperdi. ilkin bunu isteyerek yapardım. Sonraları özellikle el öpmek bana zor gelmeye başladı. Camiye küçük yaşta gidip gelmeye başladığımda beni şaşırtan şey okunan duaların , Kur’an ayetlerinin Arapça olmasıydı.  Bazı ayetleri ezberlemiştim. Bir gün 7/8 yaşında Camiden dönüşümde evde ‘’niçin Türkçe değil her şey’’ diye sormağa başladım. Tam yanıt alamadım. Dedem bir gün ‘’Bunu hiç unutma’’ diyerek ezberlememi istedi;‘’vekil rabbi zihni  ilmen ve fehmen’’ – Tanrım beni bilim ve akıldan ayırma’’

Susurluk bir tarım kasabası idi. Hala da öyledir. İpek de 30’lu 40’lı yıllarda revaçta olan bir üründü. Dut ağacı yetiştirmek önemliydi. Çıkarılan ipek kozaları Çarşı camisinin önündeki çınar ağacının altında açık arttırma yoluyla satılırdı.Alıcılar Bursa’dan gelirdi. Bir ara bizimkiler de bu işe girmişler. O günden kalan bazı ekipmanlar uzun süre depolarda kalmıştı. Ben 1951 yılına kadar bizim fırın, helvahane, dükkan üçlüsü iş yerini  gördüm ve yaşadım. Çiftliğe 6/7 yaşlarında iken babam götürmeğe başladı. 11/12 yaşında iken de babamın yeni açtığı Peynirhane deneyimini yaşadım. Bunlar bizim aile hayatımızın bir parçası olduğu kadar Susurluk iktisad tarıhinin de bir parçası sayılır.

SUSURLUK’TAN  NEW YORK ve LONDRA’YA 6
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Yenihaber Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin