Aktarıyorum (Mete Kozdağ)
Psk. Dr. Feyza Bayraktar tarafından kaleme alınan ‘İnsan İlişkilerinde Yeni Ölçü: Fayda’ başlıklı yazısındaki açıklamalar, anlaşılır ve de kıymetli.
Okunması gereken bu yazıyı aktarıyorum…
Eskiden, bir insan anlatılırken “Çok iyi biridir”, “Vefalıdır”, “Eli açıktır”, “Dost canlısıdır” denirdi. Bugün ise birini överken kullanılan kelimeler değişti: “Çevresi çok güçlü”, “İş bitirici”, “Bağlantıları kuvvetli”, “İşe yarayan biri.
Bu yalnızca dilin değişmesi değil; insanın değerinin nasıl ölçüldüğünün değişmesi. Çünkü dil, toplumların bilinçaltıdır. Hangi özellikler parlatılıyorsa, hangi sıfatlar ödüllendiriliyorsa toplum aslında neye dönüştüğünü orada ele verir.
Bir zamanlar ‘sadakat’, karakter göstergesiydi; şimdi birçok yerde ‘fazla duygusal olmak’ gibi algılanıyor. Eskiden birinin iyi günde kötü günde yanında durması kıymetliydi. Şimdi ise birçok ilişki, görünmez bir performans sözleşmesi gibi işliyor: Ne kadar fayda sağlıyorsan, o kadar varsın. Üstelik mesele yalnız para da değil. Kimi insan güçlü çevresi olduğu için hayatlarda tutuluyor, kimi statü sağladığı için, kimi yalnız kalınca aranacak bir ‘duygusal mola alanı‘ olduğu için. İnsan artık yalnız insan biriktirmiyor; kendine görünmez bir ilişki portföyü kuruyor.
Ve kırılma tam burada başlıyor. Bir insanın karakterinden önce işe yararlılığı konuşulmaya başladığında, ilişki yavaş yavaş duygusal bağ olmaktan çıkıp stratejik yatırım alanına dönüşüyor. İnsanlar artık çoğu zaman birbirine ‘Kimdir?‘ diye değil, ‘Hayatımda neyi kolaylaştırır?’ diye bakıyor. İyi biri olmak tek başına yeterli görülmüyor; hız kazandırması, kapı açması, görünürlüğü artırması bekleniyor. İlişkiler hâlâ sıcak ve samimi görünüyor belki ama derinde giderek daha hesaplı hale geliyor.
İlişki Piyasası…
Kapitalizm, yalnız çalışma biçimimizi değiştirmedi; duygusal dünyamızı da dönüştürdü. İnsan artık yalnız CV hazırlamıyor; kendisini de tasarlıyor. Nasıl göründüğünü, kimlerle yan yana durduğunu, hangi çevreye ait olduğunu, kimlerin onu yukarı taşıyabileceğini hesaplıyor. Çünkü performans baskısı yalnız ofislerde yaşamıyor; eve geliyor, arkadaşlıklara sızıyor, aşk ilişkilerine yerleşiyor.
İnsan artık yalnız çalışmasını değil, karakterini de piyasanın ritmine göre düzenlemeye başlıyor. Richard Sennett’in yıllar önce anlattığı şey tam da buydu aslında: Esnek kapitalizm yalnız iş hayatını değil, insanın uzun vadeli bağ kurma kapasitesini de aşındırıyor. Çünkü kısa vadeli sistemler sadakati değil, uyum hızını ödüllendiriyor. Böyle olunca insanın çevresi de doğal olarak ‘değer artıran alanlar‘ gibi görülmeye başlanıyor. İnsanlar birbirine yaslanmaktan çok, birbirinin ağırlığını ölçüyor artık.
Bu yüzden artık birçok ilişki fark edilmeden ‘işlev’ üzerinden değerlendiriliyor. Kim bana alan açar? Kim beni büyütür? Kim düşmemi engeller? Ve trajik olan şu: İnsanlar bunu çoğu zaman bilinçli kötülükle yapmıyor. İçinde yaşadığımız düzen insanı sürekli geride kalma korkusuyla diri tutuyor. Böyle olunca insanlar birbirini bazen bir dosttan çok, geçici bir aktarma noktası gibi kullanmaya başlıyor. İhtiyaç bittiğinde yönler de değişiyor.
Bir süre sonra insan kendisini de bir ‘ürün’ gibi algılıyor. Sürekli güncellenmesi, ilgi çekmesi, değer kaybetmemesi gereken bir ürün. Yalnız başkalarıyla ilişkisini değil, kendi varlığını bile bir yatırım gibi yaşamaya başlıyor. Bu yüzden artık birçok insan dinlenirken bile dolaşımda kalmaya çalışıyor. Tatilde bile mutlu görünmek, üretken görünmek, hayatını ilgi çekici tutmak zorunda hissediyor kendini. Çünkü görünmezleşmek artık yalnız yalnızlık değil; değersizlik gibi yaşanıyor.
Devamı yarın…
Güzel bayram günleri olması dileğiyle, saygılar.
