Eskiden okuyup etkilendiğim kitapları yeniden okumayı severim.
Fahir Aksoy’un, “Kürdün Meyhanesi” isimli kitabını bir kez daha elime aldım ve yine hem gülerek hem de düşünerek okudum.
FAHİR AKSOY’UN SON 13 YILI ERDEK’TE GEÇTİ
“Kürdün Meyhanesi”ni bir kez daha anlatmadan önce Fahir Aksoy’dan söz edeyim.
Naif ressam, gazeteci-yazar Fahir Aksoy, 17 Mart 1917’de, İstanbul’da doğdu. 3 Ocak 2008’de, 92 yaşında yaşama veda ederek, Erdek mezarlığına defnedildi.
Aksoy ile yaşamının son 13 yılını geçirdiği Erdek’te tanıştık. Naif resmin ustası Aksoy, bu süre içinde, Erdek’te kendisine başvuran kursiyerlere naif resmin inceliklerini öğretti. Zaman zaman kendisiyle görüşerek, söyleşi ve röportajlar yaptım. Bunlardan birini, “Geçmişten Geleceğe Pencere” isimli söyleşi-röportaj kitabıma aldım.
Aksoy, yurt içinde ve yurt dışında 120 resim sergisi açarken, sergilerini Anadolu’ya taşıyan ilk ressam unvanına sahip oldu. Bir dönem Galatasaray’da da futbol oynadı.
Erdek’te halen “Yazar-Ressam Fahir Aksoy Sokağı” da bulunuyor.
“KÜRDÜN MEYHANESİ”
Gelelim, Fahir Aksoy’un kaleme aldığı, “Kürdün Meyhanesi” kitabına…
Türk Edebiyatı’nın yıldız isimlerinin bir dönem demlendiği mekândır, “Kürdün Meyhanesi”…
Farklı tarihler söylense de, 1930’lı yılların sonlarından, 1962 yılına kadar Ankara’da hizmet veren “Kürdün Meyhanesi”, ya da “Yeni Hayat Lokantası” olarak tanınan mekân, dönemin aydınlarının uğrak yeri olarak bilinirdi. Mekâna “Acemin Meyhanesi” diyenler de vardı.
“Kürdün Meyhanesi”, Ulus Caddesi’nde yer almakta olup, sahipliğini Mehmet Bey yapıyordu. Ancak Mehmet Bey’in, Kürt kökenli değil, Azerbaycan göçmeni bir Azeri olduğu da söylenir. Araştırmacı-yazar Mehmet Kemal, hatıralarında, mekânın sahibi Mehmet Bey’i, “Kısa boylu, şişmen, göbekli, gür saçlı ve uzun kaşlı bir adamdı. Yuvarlanır gibi dükkânın içinde dolaşırdı. Hele ağzında pipo ile gezmesi, garip bir yaratık özelliği verirdi ona” diye anlatır.
YAZAR VE ÇİZERLERİN UĞRAK YERİ
Bu mekâna, diğer meyhanelere göre fiyatları daha ucuz olduğundan, gazeteci, yazar ve sanatçılar tarafından tercih edilirdi. Amerikan barında, kadehi 6 kuruştan şarap içilebilirdi, örneğin.
Yazar Ömer Faruk Toprak, “Ucuzdu, teklife tekellüfe bağlı kalmayı gerektirmezdi. Orada, Demokrat Parti(DP) iktidara gelmeden önce tozlu elbisesiyle Samet Ağaoğlu’nu şarap içerken, şair Ahmet Muhip Dıranas’ı ise rakısını yudumlarken görebilirdiniz” der.
SİVİL POLİS KAYNIYOR
Gazeteci, yazar, sanatçı takımı, bir yerin müdavimi olur da, o yerde Sivil polis olmaz mı?
Salim Şengil, anılarında şöyle anlatır:
“Kürdün Meyhanesi’nde toplanmıştık. Orhan Veli, Cahit Sıtkı, İlhan Tarus, Şahap Sıtkı, Fethi Giray, sanırım Mehmed Kemal ve Suphi Taşhan da vardı. Orhan Veli, Cahit Sıtkı, İlhan Tarus, sosyal güvenlik konusunu tartışıyor, biz de dinliyorduk. Konunun iyice kızıştığı bir sırada, meyhanenin sahibi Kürt Mehmet, bizim masanın bir ucunda, kapkara saçları, diş fırçasını andıran kaşları, iyice morarmış yüzüyle belirdi. Ondan beklenmeyen yavaş, yumuşak bir sele, ‘Orhan Veli Bey, Cahit Bey, biraz dolaşın. Bütün masaları sivil polisler tuttu. Yer yokluğundan müşteriler gidiyor’ deyince şaşırdım kaldım.”
Fahir Aksoy, “Kürdün Meyhanesi” kitabında, meyhanenin sahibi Mehmet Bey’i ve müşterilerin, sivil polisler kadar başka olayların da rahatsız ettiğini anlatır. Bunlar arasında kadınlar gelmektedir.
Azra Erhat ve Suat Derviş isimli kadınlar, meyhaneyi merak ettiklerinden, buraya birkaç kez uğrama girişiminde bulunurlar. Bunu sadece Suat Derviş başarabilir. Ama sonunda mekânın sahibi Mehmet Bey, müşterilerin bu durumdan rahatsızlıklarını, mekânın müdavimlerinden Fahir Aksoy’a iletir ve kadınların gelişi sona erer. Böylece erkekler de bol küfürlü muhabbetlerini gönül rahatlığıyla sürdürürler.
Sanat ve edebiyat tartışmalarına mekân olmasının yanı sıra meyhane, bir çeşit “atölye” işlevi de görür. Örneğin Orhan Veli, “Yaprak Dergisi”nin işlerini burada yürütürken, Cahit Sıtkı ise ünlü “35 Yaş” şiirini, taslak durumundayken arkadaşlarına okur. Yine Orhan Veli’nin ünlü “Montör Sabri” şiirindeki “Sabri”, bu meyhanenin gediklilerindendir. Salim Şengil tarafından ancak tek sayı çıkarılabilen “Meydan” dergisi de bu mekânın ürünlerinden olmuştur ki, bu sayı, daha sonra yayınlanan “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinin temelini oluşturur.
Tuhaf ve ilginç olaylara ev sahipliği de yapar, “Kürdün Meyhanesi”…Örneğin Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat, bir akşam demlenirken, meyhanenin radyosunda “Garip” şiirini eleştiren bir konuşmayı dinlerler ve gidip radyoevini basarlar.
“Kürdün Meyhanesi”, şehir merkezinin Ulus’tan Yenişehir’e doğru kaymasıyla, 1950’li yıllardan itibaren müşteri kaybetmeye başlar. On yıl kadar daha dirense de, 1962’de kapanır. Yerine ise o kadar “mürekkep yalamış”ın yıllarını geçirdiği bu yere uygun düşecek biçimde, matbaa malzemeleri satan bir dükkân açılır.
AYDINLAR KULÜBÜ GİBİ
Kitabın yazarı Fahir Aksoy, “Kürdün Meyhanesi” isimli kitabının önsözünün altına “1998-Erdek” notunu düşmüştür.
Yılın her 26 Mart’ında, “İkinci yeni” şairlerinin buluştuğu masada, şiirler okunduğu ve rakının eşliğinde sohbetlerin geliştirildiği anlatılır, kitapta. “İkinci yeni” şairlerinin, buluştukları 26 Mart’ı da “Ölmeme Günü” koymuşlardır, bu gecelerin. Çünkü rakı içtiğin gün ölmezsin!
“Kürdün Meyhanesi”ndeki ilginç anıların kahramanları arasında Nurullah Ataç, Orhan Veli, Cahit Sıtkı, Ceyhun Atıf Kansu, İlhan Tarus, Çetin Altan, İlhan Şengil, Mehmet Kemal, Cüneyt Arcayürek, Cihat Burak, Orhan Pekel ve Fikret Otyam’ın yanı sıra birçok sanatçı yer alıyor. Bunlar arasında Köy Enstitüsü hocaları, Millî Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu çalışanları, Ankara’da yaşayan ressam, aktör, bilim insanları, edebiyatçı ve müzisyenler bulunur. Kısacası kendiliğinden oluşan bir aydınlar kulübü!
Fahir Aksoy’un yazdığı “Kürdün Meyhanesi”, özellikle edebiyat ce sanat meraklılarının mutlaka okumaları gereken bir anı kitabı…
Aksoy’u, saygı ve rahmetle anıyorum.


