Aktarıyorum (Mete Kozdağ)
Psk. Dr. Feyza Bayraktar tarafından kaleme alınan ‘İnsan İlişkilerinde Yeni Ölçü: Fayda’ başlıklı yazısındaki açıklamalar, anlaşılır ve de kıymetli.
Dünden itibaren, okunması gereken bu yazıyı aktarıyorum…
İşe Yarayarak Sevilmek…
Aslında bu hikâye yetişkinlikte başlamıyor. Birçok insan daha çocukken sevilmenin değil, işe yaramanın değer gördüğünü öğreniyor. Uslu çocuk seviliyor, başarılı çocuk fark ediliyor, sorun çıkarmayan çocuk ‘olgun‘ ilan ediliyor. Çocuk, olduğu haliyle değil, yarattığı konfor kadar görünür oluyor.
Belki de bu yüzden bugün birçok insanın en büyük korkusu, yalnızlık değil, işlevini kaybetmek. Çünkü işlevini kaybeden insanın, görünmezleştiği bir çağdayız. İşsiz kaldığında aranmayan arkadaşlar, artık ihtiyaç duyulmadığında sessizce hayatın kenarına itilen insanlar, statüsü düşünce çevresi küçülenler… Bugünün en büyük korkularından biri yalnız kalmak değil; artık kimsenin işine yaramayan kişi haline gelmek.
Erich Fromm’un yıllar önce anlattığı ‘pazarlama yönelimli karakter‘ tam da burada görünür oluyor. İnsan zamanla kim olduğunu değil, ne kadar talep gördüğünü önemsemeye başlıyor. Çünkü piyasa mantığı yalnız ürünleri değil, kişilikleri de biçimlendiriyor. Bu yüzden birçok kişi artık yalnız başkalarına kendini anlatmıyor, kendini sürekli pazarlıyor. Bir iş görüşmesinde değil, arkadaş masasında bile.
Oysa mesele yalnız insanlardan fayda görmek de değil bazen; insanların birbirini, kendi değer duygularını düzenlemek için kullanması. Kimi ilişkiler gerçekten dayanışma üzerine kurulmuyor. İnsan bazen yorulmuş, başarısız olmuş, çökmüş birinin yanında yalnız yardım etmek için kalmıyor; kendi hayatını daha güçlü, daha düzenli, daha ‘başarılı‘ hissedebilmek için de kalıyor.
Çünkü birçok insan, kendini kıyasladığında; kendisinden daha iyi, daha başarılı ya da daha güçlü gördüğü kişilere tahammül etmekte zorlanıyor. Yalnız burada da ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor: Eğer o kişi statü, bağlantı, görünürlük ya da başka bir fayda sağlayabilecekse, o rahatsızlık bastırılabiliyor. İnsan bazen sevdiği kişiyi değil; işine yarayan kişiyi hayatında tutuyor.
Bu yüzden birçok ilişki eşit yakınlıktan çok, görünmez bir denge üzerine kuruluyor: Kim daha güçlü, kim daha gerekli, kim kimi besliyor? Ve denge değiştiğinde, ilişki de sessizce değişmeye başlıyor.
Sürekli meşgul görünmek, sürekli üretmek, sürekli bağlantı içinde olmak, sürekli bir yere yetişmek… Çünkü durduğu anda unutulacağını hissediyor insan. Ve tam da bu nedenle ilişkiler bile nefes alınan alanlar olmaktan çıkıp sürekli değer kanıtlanan sahnelere dönüşüyor.
Oysa insan ruhu, sürekli sahnede yaşamaya uygun değil. İnsan yalnız alkışla yaşayamaz. Bazen yalnızca rol yapmadığı için sevildiği yerlere ihtiyaç duyar. Fakat bugün birçok kişi sevilmekten çok ‘değerli bulunmak’ istiyor. Çünkü değerli bulunmanın ölçüsü giderek insan olmak değil, işe yarar olmak haline geliyor.
Devamı yarın…
Güzel bayram günleri olması dileğiyle, saygılar.
